Hasan Hastürer

Sovyetler yıkıldı, meydan ABD’ye kaldı…

 

1982’de rahmetli Arif Hasan Tahsin’le, KTÖS’ü temsilen Çekoslovay’ya, Prag’a gitmiştik.

İlk kez sosyalist bir ülkeye gitmiştim.

Kültür düzeyi yüksek, konut, eğitim, sağlık alanlarında sıkıntısı olmayan bir ülke. Ancak batı özentisi yok değildi.

“ Marlboro sigaraya hasretiz” diyen bir Praglıyı, “Biz de konut, eğitim ve sağlık alanlarında sizin sahip olduklarınıza hasretiz” demiştim.

***

Sovyetlerin yıkılması, iki Almanya’nın birleşmesinden 3 yıl sonra Berlin yakınlarındaki Potsdam’da bir toplantıyı katılmıştım. Potsdam, Doğu Almanya kentiydi. Kentte Lenin heykelleri duruyordu.

O seyahatimde uzun süre farklı rejimde yaşayan aynı ulustan insanların farklılaşmasına da tanık olmuştum.

***

Sene 2005… 1 Mayıs’ta Küba’da Havana’da Devrim Meydanından yaklaşık 1 milyon kişinin katıldığı törenlere katıldım.

Fidel Castro’nun kürsüden yaptığı konuşmayı yakın sayılacak bir mesafeden dinlemiştim. O gün, 1 Mayıs töreninde Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez de Castro’nun yanındaydı ve oradaki varlığı duyurulduğu zaman Castro’dan fazla alkış almıştı.

Sovyetler yıkıldıktan sonra ABD’nin burnunun dibindeki Castro’nun Küba’sı ile Hugo Chavez’in Venezuela’sı ABD’yi rahatsız ediyordu. Kübalılar, ABD’nin rahatsızlığı örtülü bir tehdit olarak hissediyordu.

Trump, Venezuela operasyonu sonrası Küba’nın da “listesinde” olduğunu çekinmeden söylemesinin geçmişi var.

***

2026 dünya barışı açısından iyi bir yıl olmayacak.

Bölgemizde İsrail’in saldırganlığı, ABD’nin Venezuela baskını, devlet başkanı Nicolas Maduro’yu eşiyle birlikte kaçırması…

Bunlar gelecek için olumlu öngörülere engel…

Sovyetler Birliği’nin 26 Aralık 1991’de resmen dağılması dünyanın hayrına olmadı. Meydan ABD’ye kaldı.

Sovyetler Birliği çöktüğünde, dünya bir “tek kutuplu çağ” masalına inandırıldı. Liberal piyasa kutsandı, demokrasi ihracat edilebilir bir meta gibi paketlenip vitrine kondu. Meydan artık ABD’nindi; hakem yoktu, denge yoktu, itiraz edecek bir güç de… Güçlü olanın hukuku yazdığı, zayıf olanın ise bedel ödediği bir çağ başladı.

İşte İsrail’in ABD korumasında bölgemizde yaptıkları.

İşte, en son ABD’nin Venezuela’da cesaret ettikleri

***

 

Soğuk Savaş boyunca iki kutuplu düzen, her şeye rağmen bir denge üretmişti.

Bir tarafın attığı adım, diğerinin tepkisini hesaplamak zorundaydı. Sovyetler yıkılınca bu denge de enkazın altında kaldı.

Demokrasi söylemi, çıkarların üzerini örten şık bir örtüye dönüştü. Uymayan “otoriter”, direnen “tehdit”, teslim olmayan “düşman” ilan edildi.

***

Bir daha Venezuela’ya bakalım.

Yeraltı zenginlikleriyle iştah kabartan, siyasi tercihiyle Washington’a mesafeli duran bir ülke olduğu günden ABD’yi  rahatsız etti.

Halkçı söylemlerle iktidara gelen yönetimler, içeride hatalar yaptı mı? Elbette yaptı. Ancak tüm olumsuzlukların bedelinin tamamını yalnızca Caracas’a fatura etmek, gerçeğin yarısını görmek, hatta esasını görmemektir.

 

Yaptırımlar, ambargolar, finansal kuşatmalar… Bir ülkenin boğazına bilinçli olarak basıldığında, nefes alamaz hale gelmesi sürpriz değildir. Ekonomik kriz derinleştikçe, siyasal kriz de derinleşti. Raflar boşaldı, para pul oldu, göç dalgaları başladı.

Sonra dönüp denildi ki: “Bakın, sistemleri çöktü.”

Eğer bir sistem uçurumdan aşağı düşerse, onu dıştan, uçuruma iteni görmek gerekir.

***

Kısaca….

Sovyetler yıkıldı, meydan ABD’ye kaldı; ama meydanın sahipsiz kalması, insanlığa pahalıya patladı.

Dünya gerçekten tek kutuplu kaldığında mı daha güvenlidir, yoksa denge üretebilen bir çoğullukta mı? 1991 öncesi ve sonrasına bakıldığı zaman yanıt ortadadır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu