Hasan Hastürer
“Tiyatro insanı anlatır, gösterir, yaşatır.”

Çağrı Torptop, geniş kapsamda sanatla bağı olan bir isim… Yapımcı, yönetmen ve organizatör. İstanbul’un yoğunluğunda yorulup, Kuzey Kıbrıs’ta yaşamayı tercih etti. Boş durmuyor… Profesyonel Oyunculuk Akademisi ACTADA ile geniş yaş grubuna tiyatro, diksiyon önde olmak üzere farklı eğitim programları uygulamaya başlayan projenin da organizatörü..
Oturduk, konuştuk…
Ben sordum Çağrı Tortop, yüksek bir özgüven ve özgür düşünceyle yanıtladı.
İşte soru ve yanıtlarımız.
H. HASTÜRER: Tiyatro neredeyse insanlık tarihi kadar eski. Kitabı bilgileri boş verin, tiyatro size göre nasıl doğdu?
Ç. TORTOP: Kitap bilgisi tiyatroyu Antik Yunan ile başlatır ancak tiyatro insanın kendini ifade etme ihtiyacını hissettiği an itibariyle vardır. İlkel insana kadar uzanır. Çeşitli arkeolojik kalıntılarda avlanan kabilelerin av sırasında geçen olayları kabileye anlatmak için kabile büyücülerinin yönetmenliğinde av paylaşma ritüellerinin sonrasında yaşadıklarını anlattıkları oyunlar kurduklarını gösteren çizimlere rastlıyoruz.
Ay ışığının ışık, doğanın seslerinin efekt yönetmenin büyücü kabilenin izleyici, hayvan postlarının kostüm, çevredeki ağaçların kayaların taşların dekor, toprağın sahnenin zemini olduğunu düşünün. Avlanan hayvanın ruhunu özgür bırakmakla başlayan ve oyuna dönüşen bir ritüel.
İlk düzenli disiplinli tiyatronun kökleri Antik yunandadır ama kabul edilse, edilmese de ; ilkel insanla birlikte başlar tiyatro. İnsanın kendini ilk ifade erme ihtiyacını fark edip, ifade araçları aramaya başlamasıyla başlar.

H. HASTÜRER: Dini inancın içeriği, genelde sanata özelde tiyatronun gelişimine etki yaptı mı hala yapıyor mu?
Ç. TORTOP: Ters köşeden evet.
Ortaçağda kilisenin tiyatroyu ahlaki açıdan sakıncalı bulduğu ve yasakladığı bir dönem var mesela. Fakat bu kısmı oldukça ironik. Tiyatro bu yasakların ardından Hz İsa’nın, azizlerin, İncil’den hikayelerin anlatıldığı rahiplerin oynadığı; Quem Quaeritis ve Mircle adı verilen oyunlarla yeniden doğuyor.
Kiliseler dolup taşmaya başlıyor.
Rahipler kendi işlerini yapamaz oluyorlar oyun oynamaktan ve kilise lav ettiği toplulukları oyuncuları bünyesinde toplayıp klise tiyatroları kurmaya başlıyor.
Sonrası zaman içinde yeniden özgürleşen tiyatro.
Bir başka açıdan dinler iyi insan olmayı teşvik eder.
Tiyatro da insanı anlatır. Gösterir, yaşatır. Bu anlamda insanın iyiliği için çalışır aslen her ikisi de.
Ve tiyatronun da dinlerin de insan üstündeki gücü tartışılamaz. Müthiştir.
H. HASTÜRER: Demokrasi ve ekonominin gelişimiyle tiyatronun ilişkisi var mı?
Ç. TORTOP: Tiyatronun dünya üzerindeki her şey ile ilgisi var. Yaşamın tam merkezinde. Demokrasi ve ekonomi ne haldeyse tiyatro tarihi ona göre şekil almıştır. Tiyatro kendi içinde koşullara göre hep esnemiş esnemek zorunda kalmıştır ancak çok şükür ki kendi geleneğini oluşturmuş ve her şarta dayanmıştır.
H. HASTÜRER: Türk Tiyatrosu’nun önemli kilometre taşları nelerdir?
Halk tiyatrosundan
geleneksel seyirlik oyunlardan,
Ermeni tiyatrosuna,
Cumhuriyet’le birlikte kurumsallaşmaya,
özel tiyatrolarla çeşitlenmeye
ve bugün bağımsız tiyatrolara da yer açan bir tarihten bahsediyoruz.
Burada isimler önemli kilometre taşlarını oluşturmuştur, Kavuklu Hamdi, Güllü Agop, Karl Ebert ve konservatuarların kurulması, üstad Muhsin Ertuğrul ve Darülbedainin bu günkü adıyla İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatrosunun kurulması, ilk kadın Türk oyuncu Afife Jale, Kenter Tiyatrosunun kurulması Yıldız ve Müşfik Kenter, Haldun Dormen’ in özel Tiyatro kültürüne kattıkları, Haldun Taner, Ankarada Ankara Sanat Tiyatrosu Asaf Çiğiltepe, Kabare tarzını bize sevdiren Devekuşu Kabare Zeki Alasya Metin Akpınar ve elbette Ferhan Şensoy.
Türk Tiyatro tarihinde birer nefer olmuş ve kilometre yaşlarını büyük zorluklar da çekerek oluşturmuşlardır, pek çok tiyatro emekçisi ile birlikte.
H. HASTÜRER: Türk tiyatrosu Dünya tiyatroları sıralansa hangi sıralarda yer bulur?
Ç. TORTOP: Bundan pek emin değiliz.
Ne çok ileride ne çok geride diyebiliriz.
Ancak buna şöyle cevap vermek geçiyor içimizden; kültürümüz ve topraklarımız çok zengindir. Köy seyirlik oyunları, Karagöz – Hacivat yani gölge oyunu, orta oyunu, meddah bizim tiyatro geleneğimizi bize gösterir. Hatta bu açık biçim anlayışı Epik tiyatronun temelidir.
Es cümle bu zenginliğin içinde geleneğimize sırtımızı yaslayarak ve hiç vazgeçmeyerek çağdaş tiyatroyla kendi ifade araçlarımızı eşleyerek kendimize daha çok yer açabilir, fark yaratabilir ve Türk tiyatrosundan daha çok bahsettirebilir, özgün işlerle bu arenada daha kuvvetli sıra dışı bir yerde durabilirdik diye düşünüyoruz.

H. HASTÜRER: Meclisi tiyatroya benzettiğimiz zaman, tiyatro sanatçıları kızar. Bu tanımlamaya siz de rahatsız olur musunuz?
Ç. TORTOP: Zor bir soru. Ama evet oluruz.
Genel olarak; “Oyuncusun ya oynarsın şimdi sen! Rol kesme bana… Tiyatro yapma bana… Tiyatro çevirdin… Oyuncu gibi kıvırma…” gibi ve benzeri söylemlerden oldukça rahatsız oluruz. Mecliste değil sadece hayatın her alanında.
H. HASTÜRER: Bu coğrafyada özellikle siyasetçiler rol kesiyor mu?
Ç. TORTOP: Kesmiyor mu? Diye soruya soruyla cevap vermek isteriz.😊
H. HASTÜRER: Siyasi kampanyalar yönettiğinizi de biliyorum. Siyasi kampanya, siyasetçiye rol kesmeyi öğretmek mi?
Ç. TORTOP: Siyasi kampanyalar algı yönetimidir. Kitle inandığı kişiye oy verir.
H. HASTÜRER: Hayatta yaygın olarak doğal davranmak için çaba, bir anlamda, hayat tiyatrosunda rol yapma direnci mi?
Ç. TORTOP: Doğal davranmak için çaba hayat tiyatrosunda rol yapma değil rol yapma- ma direnci olabilir.
Rol yapmak yorucu iştir.
Ama hayat bunu bize maalesef kendiliğinden dayatır. Roller yüklenerek büyüyüp öğreniyoruz. Personalar diyoruz bunlara. Herkesin çokça personası var. Anne, eş, çalışan, evlat, sevgili vs. Her birinde başka yönlerimiz ortaya çıkar ve toplumun bize dayattıkları, sosyal statülerimiz, geldiğimiz çevre vs bunları belirler oluşturur. Bunların totali de oyunculukta aslen çok işimize yarar.
Ama elbette samimi ve gerçek olanı arıyoruz hem hayatta hem sahnede. Bu sebeple bu personalarla kendi öz varlığımız arasında bir denge oluşturmak gerektiğine inanıyoruz.
H. HASTÜRER: Kuzey Kıbrıs’ta Profesyonel Oyunculuk Akademisi ACTADA ile geniş yaş grubuna tiyatro, diksiyon önde olmak üzere farklı eğitim programları uyguluyorsunuz. Yeni başlamış olmanıza rağmen ciddiyetiniz ve niteliğiniz fark ediliyor çalışmalarınızı özetler misiniz?
Ç. TORTOP: Tam anlamıyla akademik bir program üzerinden ilerliyoruz. İçeriklerimizi grupların yapısına dinamiğine seviyesine göre oluşturuyoruz. Akademik programımız adım adım ilerleyen ve oyuncu adayını hedef noktaya doğru taşıyan özenle planlanmış bir harita boyunca ilerliyor.
Hem teorik hem de pratik uygulamalar içiçe geçiyor.
Yan disiplinlerle beslenen çoklu bir program.
Sahada da deneyimli aktif olarak sanatını icra eden sanatçı – eğitimcilerden oluşan güçlü bir kadromuz var.
Tiyatro oyunculuğu ile kamera önü oyunculuğunu birbirinin içinden geçirerek ve eşzamanlı olarak anlatıyor uygulatıyoruz.
Temel oyunculuk – sahne eğitimi alan kamera önünde bir sıfır hatta belki beş sıfır öne geçer. Sahne oyunculuk, diksiyon, reji derslerinin eğitimcileriyle kamera önü oyunculuk teknikleri eğitimcilerinin birlikte işbirliği içinde müfredatı yürütüyor olması büyük zenginlik ve avantaj.
Ekibin içinde sinema ve tiyatro yönetmenleri, sanat terapistleri, bir psikolog, kıymetli müzisyenler ve koreograflar var.
Herkes kendi alanında uzman, liyakat sahibi ve birbirine eşlik ediyor. Hiç boş alan bırakmıyoruz, tesadüfe yer vermiyoruz, eğlenceli, esneyebilen ama rotasından şaşmayan disiplinli bir eğitim anlayışımız var.
Eğitimci kadromuz ayrıca kişisel gelişim, sosyal beceri alanlarında da çalıştığı için hem hayat hem de sahne için bir direnç ve farkındalık çalışması da yürütüyoruz arka planda. Tüm bunların sahada fark yarattığını ve daha da fazlasını yapacağını düşünüyor buna inanıyoruz.
H. HASTÜRER: İlk veriler sizi mutlu etti mi?
Ç. TORTOP: Çok büyük bir mutlulukla çalışıyoruz.
Bir yandan başka projeler üretmeye devam ediyoruz.
Mümkün olduğunca çok duyurmaya, daha fazla çocuk, genç ve yetişkine ulaşmaya, daha çok fayda yaratmaya çalışıyoruz.
Katılımcılarımız çok heyecanlı, motivasyonları yüksek, sıcak, samimi, çalışkan…
Karşılıklı olarak hafta sonlarını iple çekiyoruz.




