Hasan Hastürer

Türk askeri, haksız servetlerin, hırsızların bekçisi değildir…

 Kuzey Kıbrıs’ta kayıt dışı ekonominin alan büyütmesi, hayatın her alanını tehdit etmekte, hayatın her alanı için tehlike oluşturmaktadır.

Adaya dışarıdan aklanmak için gelen büyük paralar ve de buralarda çok kısa zamanda elde edilen servetler, “parayla her işlerini halletme” yolunda kullanılıyor.

Bu, bazılarına göre kestirme yoldur.

***

Her kademedeki karar vericiler, büyük boyutlu rüşvetlerle, en yalın tanımlamayla “satın alınmak” isteniyor ve ne acıdır ki başarılı da olunuyor.

Yıllar evvel, iş dünyasının, siyasilere mali katkısı, partilerin düzenlediği piyango biletlerinden alınarak olurdu…

Zamanla bu değişti… Gün geldi, bazı kişiler siyasilerin karşısına geçip, “Partinize yardım yapıyoruz da, siyaset yaparken sizin de paraya ihtiyacınız olur” dedi. Karşılarındaki siyasiler de memnuniyetle, partiye akan kaynak vanasını kapatıp, kendi yönündeki vanayı açtı.

Zamanla rüşvet düzenin adı, YENİ NORMAL, alan memnun, veren memnun oldu.

***

   Temiz toplumdan yana olanlar, -yargının da mutlaka parçası olacağı bir süreçle-, RÜŞVETİN, HAKSIZ KAZANCIN KÖKÜNÜ KAZIYACAK ZEHİRLİ İLAÇLAMA İSTİYOR.

Bu istek çok geniş tabanlı olmakla birlikte, olabileceğine inanç çok düşüktür.

Arada birkaç günah keçisi üzerinden, GÜYA TEMİZ TOPLUM İÇİN HAMLE YAPILIYOR… O kadar…

Bu güne kadar bu hep böyle olmadı mı?

                                                                  ***

Cumhurbaşkanı, Bakanlar, Milletvekilleri ve daha bazı önemli görev noktaları için, mal beyanı koşulu var.

Milletvekilleri ve bakanların, bu beyanlarını kapalı zarf içinde Meclis Başkanlığına verdiklerini biliyoruz.

Peki zarfın içinde ne yazıldığını toplum biliyor mu?

Özel koşullarda açılması zorunlu hale gelirse biline biliyor. Onun ötesinde bilinmiyor.

Aslında mal beyanı, NERDEN BULDUN? Sorusu da yanıtlanarak beyan edilmedikçe hiç bir kıymeti yoktur.

Farz edelim bir milletvekili, “5 milyon sterlinim, 40 apartman dairem, 200 dönüm değerli arazim” var diye beyan etti.

Beyan ettiği malın, paranın, servetin, kaynağı beyanda yok.

Toplam kazancını yüzle çarpsa beyan ettiği servete sahip olamazsa, beyanı dürüstlük mü, cesur bir itiraf mı?

***

   Bu konuda temiz düşünce varsa, Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok.

Çok değerli bir insan kaynağımız olan Raşit Pertev, Birleşmiş Milletler Uluslararası Kalkınma Fonu Genel Sekreterliği görevinde bulundu. Dünya Bankası adına da çeşitli ülkelerde ülke direktörü olarak görev yaptı. Milyarlarca dolarlık projelerde sorumluluk taşıdı.

Raşit Pertev’den dinledim.

Görev süresince, her yıl düzenli servet beyanında bulundu. Şahsının ve ailesinin, çıkar kesişmesi ve ya da çatışması olacak şirket bağlantılarına açıklık getirecek sorulara yanıt verdi.

En çok, 50 dolar değerinde hediye kabul etme sınırını aşan hediye kabulü olmuşsa beyanı istendi.

Bizde de mal beyanı konusunda samimiyet varsa, öncelikle yasa koyucular bu yönde yasal düzenlemeye öncülük yapacak.

Aksi halde mal beyanı, işlevsiz bir aldatmacadır.

***

Yaşadığımız ülke küçük, nüfusumuz hala az.

Hala, KIRK DERVİŞİZ BİR BİRİMİZİ BİLMİŞİZ, diyebiliyoruz.

Bu gün dünya ölçeklerinde servet sahip olanların, nereden başlayarak bugünlere geldiğini merak etmeye gerek olmadan bilebiliriz.

Bilmek iyi bir işe yarıyor mu?

Yaramıyor… Tam tersi toplumun moral değerleri çaresizlik hissiyle yaralanıyor.

DÜRÜSTLÜK, EŞİTTİR EŞEKLİK OLUYOR.

***

İyi günde, kötü günde her zaman Kıbrıs Türkünün yanında olan Türkiye’nin, devlet gücüyle Kuzey Kıbrıs’ta KKTC’de olan bitenden haberi olmaması mümkün mü?

Buralarda, bu soruya “MÜMKÜNDÜR” diyecek bir kişi bulamazsınız.

Hep söylerim bir de burada yazayım…

Temiz, kirlenmemiş, boğazından haram lokma geçmemiş Kıbrıslı Türkler, Türkiye’nin garantörlüğünü, Türk askerinin, Kıbrıs adasındaki varlığını, can, mal, namus güvenliği, toplumsal ve ulusal çıkarı için isterken, mevcut düzende servet sahibi olanlar, Türk askerini ganimetlerini, haksız kazançla oluşan servetlerini koruması, hırsızlıklarının bekçisi olsun diye istiyor.

Her seçim döneminde Türkiye’ye, adeta itirafla, “ Tamam BİZ HIRSIZIZ ama karşımızdakiler HAİN. Siz bizden mi, yoksa hainlerden mi yana olacaksınız?” sorusunu yöneltirler.

Bu soru etkili oluyor mu?

Vallahi, 1974’ten bugüne her seçim döneminde denendi. Birkaç istisna seçim dışında genelde başarılı olundu.

***

   GANİMETİN ADALETİ OLMAZ.

Kabul ettim.

Ama, ganimet kültürünün, mutasyona uğrayarak devam etmesini kabul etmek, tüm insani değerler ve en önemlisi adalet duygusunun ölmesi, EBEDİYETE İNTİKAL ETMESİDİR.

***

Aklınıza gelen her türlü olumsuzluğun temelinde ADALETSİZLİK, ADALET KÜLTÜRÜNÜN YETERSİZLİĞİ VARDIR.

Adalet, sadece mahkeme salonlarında aranırsa yanlış olur.

Adaletin, hayatın her alanında olup olmadığını sorgulamalıyız.

Toplumumuzda adaleti, daha doğrusu kendi adaletini,  nalıncı keseri gibi kendisi için kullananlar çok…

O zaman adaletin kestiği elin takdiminde, eli kesen adalet mi, yoksa adalet görüntüsü altında güç sahiplerinin korkusuzca hamlesi mi?

Adalet kavramı Kıbrıs’ta aile sohbetlerinde, meyhanede, kahvehanede, çok esnetilerek tanımlanıyorsa ortada ciddi bir sorun vardır.

Adalet, ne meyhanede meze, ne elle sayılamayıp, para sayma makinesinde sayılan para ne de koltuğunu sağlamlaştırmak isteyenlerin diline doladığı süslü bir kelimedir.

… Bu yazım bir giriştir… Arkası gelecek…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu