Türkiye’de, Kıbrıs’a ilgiden çok, bilginin önemli olduğu anlaşılsa…

Bu satırları Pazar günü Ankara’dan ayrılmadan, otel odasından sisli Ankara’ya bakarak yazıyorum. Ankara’yı hissederek yazmak istedim kısacası…
***
Nedenini doğru saptamak için derinlikli bilimsel araştırma gerekir.
Hangi nedeni doğru saptamak?
Kıbrıslı Türklerin, Türkiye ile her türlü ilişkideki alıngan duyarlılığını…
Yıllar evvel, Anadolu’da çok sayıda insanın, Türkiye – Kıbrıs’ın arasında deniz olduğunu bilmedikleri için, Kıbrıs’a otobüs ya da trenle de ulaşılabileceğini, ifade ettiğini söyler ve anlamlı anlamlı gülerdik.
Çok değil, 4-5 yıl önce, Türkiye’den kültür düzeyini yüksek sandığım bir eski arkadaşım arayıp, Lefkoşa’da kalacağı otelde, odasının deniz manzaralı olmasına yardımcı olmamı istemişti.
Benzer örnekler çok.
Hala ekranlardaki bilgi yarışmalarında, ya da sokak röportajlarında Kıbrıs’la ilgili sorulara verilen komik yanıtları duyduğumuz zaman, hakkımızda bilgi boşluğuna, eksikliğine üzülürüz.
Bu siyasetçiler için de geçerli değil mi?
Dönemin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a, ‘ Kıbrıs Türkiye’de en az bilgiyle en çok konuşulan konudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki milletvekillerine KKTC’nin açılımını sorunuz çok büyük çoğunluğu doğru yanıt veremez’ demiştim.
Bu kanaatim değişti mi?
Kesinlikle değişmedi.
***
Kıbrıs, Türkiye’de en az bilgiyle en çok konuşulan konuların başında gelir. Bu bir tespit değil, neredeyse sosyolojik bir vakadır.
Çünkü Kıbrıs hakkında konuşanların sayısı çoktur; ama Kıbrıs’ı gerçekten bilenlerin sayısı son derece sınırlıdır. Bilgiyle, söz arasındaki mesafe açıldıkça, hakikat geri çekilir; yerini ezberler, sloganlar ve yüksek sesli cümleler alır.
Bizim canımız gibi sevdiğimiz Kıbrıs’ımız da, tam olarak bu gürültünün içinde kaybolur.
***
Türkiye’de Kıbrıs denildiğinde çoğu insanın zihninde birkaç tarih, birkaç slogan ve değişmeyen kalıp yargılar belirir. Oysa Kıbrıs, yalnızca bir askeri müdahalenin, bir diplomatik başlığın ya da bir harita üzerindeki stratejik noktanın adı değildir.
Kıbrıs, yaşayan bir halktır. Sorunları olan, çelişkileri bulunan, geleceğe dair kaygılar taşıyan bir halktır. Ancak bu gerçek, çoğu zaman konuşmanın konusu olmaz. Çünkü bilgi zahmet ister; içi boş konuşmak ise zahmetsizdir.
***
Kıbrıs hakkında en çok konuşanlar, genellikle adaya hiç gelmemiş olanlardır. Gelmiş olanlar da çoğu zaman turistik bir bakışla görmüştür Kıbrıs’ı. Oysa Kıbrıs’ı anlamak için sokaklarında dolaşmak yetmez; insanını dinlemek, geçmişini öğrenmek, bugünkü sıkışmışlığını hissetmek gerekir. Bunlar yapılmadığında ortaya çıkan şey bilgi yoksunluğudur. Türkiye’de Kıbrıs meselesi bilgiden yoksun kanaatlerin gölgesinde yürür.
En az bilgiyle en çok konuşulmasının bir nedeni de Kıbrıs’ın siyaset için elverişli bir malzeme olmasıdır.
Kıbrıs, iç politikada ihtiyaç duyulduğunda kolayca vitrine çıkarılır. “Milli dava” denir, konu kapanır. Soru soranlar ya da farklı düşünenler hızla susturulur. Bilgi, sorgulama doğurur; sorgulama ise konfor bozucudur. Bu yüzden bilgiye mesafe, slogana yakınlık tercih edilir.
İktidarla muhalefetin Kıbrıs konusunda ciddi görüş ayrılığı olmaması, yazdıklarımın geniş tabanlı varlığını da yansıtır.
***
Kıbrıs Türk halkının gerçek sorunları bilgisizlik gürültüde duyulmaz.
Ekonomik bağımlılık, genç işsizliği, göç, kimlik bunalımı, demokratik aşınma… Bunlar Kıbrıs’ın gündelik hayatını belirleyen başlıklardır. Ama Türkiye’de Kıbrıs konuşulurken, muhalefetin cılız seslendirmeleri dışında, bu meseleler neredeyse hiç anılmaz. Çünkü bunlar yüksek sesle slogan atmaya uygun değildir. Oysa hakikat çoğu zaman sessizdir ve dikkatle dinlenmeyi bekler.
Bilgi eksikliği yalnızca bireysel bir sorun değildir; kurumsal bir sorundur. Türkiye’de Kıbrıs üzerine derinlikli akademik tartışmalar, nitelikli medya analizleri ve çoğulcu siyasal yaklaşımlar sınırlıdır. Kıbrıs çoğu zaman “bilindiği varsayılan” bir konu olarak görülür. Oysa varsayılan bilgi, çoğu zaman en tehlikeli cehalet biçimidir.
Bu durum Kıbrıs’a da zarar verir, Türkiye’ye de. Çünkü yanlış bilgiyle kurulan ilişki, sağlıklı bir gelecek üretemez. Kıbrıs Türk halkı, eylemi yapan, oluşu yaşayan özne olmaktan çıkar, eylemin etkilediği, üzerinde iş yapılan öğeye, nesneye dönüşür.
Onun adına konuşulur ama onunla konuşulmaz. En çok konuşulan yerde en az dinlenen de yine Kıbrıs Türkü olur böylece..
***
Sonuçta Kıbrıs, Türkiye’de bilgiyle değil, sesle var olur. Oysa ses yükseldikçe anlam çoğu zaman kaybolur. Kıbrıs meselesinin yeniden anlam kazanması için önce susmayı, sonra öğrenmeyi, en sonunda da gerçekten dinlemeyi bilmek gerekir. En az bilgiyle en çok konuşmak kolaydır. Zor olan, az konuşup çok bilmektir. Kıbrıs’ın ihtiyacı olan da tam olarak budur.
***
Yazıma noktayı koymadan pekiştirme amaçlı birkaç vurgu daha yapmak istiyorum…
Uzun yıllar önce İstanbul’da Sabah gazetesini ziyaret eden bir grupta yer almıştım. Kıbrıs’a fazla yer vermeme nedenlerini sorduğumda, ‘ Kıbrıs haberleri ilgi çekmiyor, hatta tirajı olumsuz etkiliyor’ denilmişti.
Medyanın rolü de yadsınamaz. Türkiye medyasında Kıbrıs ya magazinleştirilir ya da tamamen yok sayılır. Derinlikli analizlere, Kıbrıs Türk toplumunun iç dinamiklerini anlatan haberlere nadiren rastlanır. Çünkü derinlik reyting getirmez; yüzeysellik daha kolaydır.
Kıbrıs Türkiye’de ilgi çekmiyorsa, bu yalnızca bir dış politika meselesi değildir; bu durum aynı zamanda hafızayla, vicdanla ve siyasal samimiyetle ilgili ciddi bir sorgulamayı da zorunlu kılar. Çünkü Kıbrıs, Türkiye için sıradan bir “dış mesele” olmamıştır hiçbir zaman. Kıbrıs, ilgi çekmiyorsa, sorun Kıbrıs’ta değil, bakan gözlerdedir.
Sonuç olarak, Kıbrıs’ın ilgi çekmemesi bir tesadüf değildir. Bu durum, ezberlerin, ilgisizliğin ve siyasal kolaycılığın ürünüdür. Kıbrıs, Türkiye’nin vicdan aynalarından biridir. O aynaya bakmak cesaret ister. Bakmaktan kaçanlar için Kıbrıs elbette ilgi çekmez. Ama yüzleşmek isteyenler için Kıbrıs hâlâ çok şey söylemektedir. Dinleyen kulak varsa…




