Yüksek tansiyon, tıpta da tehlikelidir, siyasette de…

Hiç bir gerekçe Cumhuriyet Meclisi’nde, tartışma sınırının ötesine geçip kavga sınırının alanına giren davranışları haklı göstermez. Ortaya çıkan tablonun haklı ya da haksız tarafını saptama gibi bir niyetim yok. Ancak iletişim kalitesinin düştüğü yerde gerginlik artar.
Kim ne derse desin, üçlü koalisyon hükümeti pek çok nedenle, pek çok iddiayla yıpranma yaşıyor.
İddialar hükümet kadrolarını aşıp, Meclis Başkanlık makamına kadar, oradan milletvekili sıralarına uzanıyor.
Yargısız infaza yönelmek bir gazeteci için çok ciddi tehlikedir. Bu satırların yazarı olarak buna her zaman ve her koşul altında özen gösteririm. Ancak ciddi iddialara taraf olanların, hiç bir şey yokmuş gibi davranması da hazmedilir değil.
İddiaların asılsızlığı, herkesin kabul edeceği bir içerikle açığa çıkarılamazsa, süreç makamları yıpratır.
***
KKTC Meclisi’nde yükselen sesler, kürsüden çok sıralar arasında dolaşan öfke, itişip kakışmaya varan gerilim… Siyasetin dili sertleştiğinde, beden dili de sertleşiyor. Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu yüksek tansiyona siyaset, nereye kadar dayanır?
Meclis, adından da anlaşılacağı gibi konuşma yeridir. Tartışma olur, sert söz söylenir, ses yükselir. Bunlar demokrasinin doğasında vardır.
Tartışma ile kavga, iktidarla muhalefet arasında düşmanlık ve devamında sert siyaset ile kontrolsüz öfke arasındaki çizgi aşıldığında, mesele artık siyaset olmaktan çıkar. O an itibarıyla Meclis, çözüm üreten bir kurum değil; topluma kötü örnek olan bir sahneye dönüşür.
***
KKTC gibi küçük, kırılgan ve her alanda sınırlı imkânlara sahip bir ülkede siyaset, yüksek tansiyonu kaldırabilecek bir bünyeye sahip değildir. Çünkü burada siyaset, sadece siyaset değildir.
Yıpranmışlık ne olursa olsun, siyaset aynı zamanda toplumsal psikolojidir, gelecek umududur, adalet beklentisidir. Meclis’te yaşanan her gerginlik, doğrudan sokağa yansır. Kahvehaneye, sosyal buluşma ortamlarına, eve, sosyal medyaya taşar. Dün Mecliste yaşananlarla birlikte, bunu çok net gördük, yaşadık.
***
Toplumda ve hayatın her alanında, yükselen seslerin bir sebebi var elbette.
En yalın tanımlamayla sorunsuz sektör yok. Ekonomi rahat değil, dar boğaza alışmış gibi… Toplum yorgun, beklentiler karşılanamıyor.. İnsanların eline geçen para ne olursa olsun, hayat pahalı, gelecek belirsiz.
Siyaset çözüm üretemedikçe, sinir üretmeye başlıyor. Sözcükler yetmeyince, bedenler devreye giriyor.
Bu, çaresizliğin siyasetteki karşılığıdır.
***
Meclis, öfkenin boşaltılacağı bir alan değildir. Meclis, aklın egemen olması gereken yerdir. Siyasetçinin görevi bağırmak değil, anlatmaktır. İtişmek değil, ikna etmektir. Eğer siyasetçiler kendi sinirlerine hâkim olamıyorsa, Kıbrıs Türk Halkına, tüm kesimlere nasıl itidal çağrısı yapacaklar?
***
Yüksek tansiyon, tıpta da tehlikelidir, siyasette de. Kontrol altına alınmadığında felç eder. Kurumları felç eder, dili felç eder, nihayetinde demokrasiyi felç eder. Sürekli gerilimle yürüyen siyaset, ortak karar alma bir yana basit çoğunlukla bile karar alma yeteneğini kaybeder. Herkes kendi cephesinden savunmada olur, kimse çözüm aramaz.
Daha kötüsü şudur: Bu görüntüler normalleşirse, çıta düşer. Bugün bağırma çağırma, yarın fiziksel müdahale, öbür gün açık şiddet… “Bize yakışmaz” dediğimiz şeyler, bir süre sonra “olur böyle” noktasına gelir. İşte demokrasi tam da burada kan kaybeder.
KKTC siyasetinin en büyük sorunu sesin yükselmesi değil, sözün değer kaybetmesidir. Söz etkili olmayınca, ses yükseliyor. Argüman zayıfladıkça, ton sertleşiyor. Oysa güçlü siyaset, bağırmaz. Güçlü siyaset, sakin konuşur. Kendinden emin olanın sesi yükselmez.
Meclis’teki her itiş kakış, her kontrolsüz çıkış, topluma verilen bir mesajdır: “Biz sorunları konuşarak çözemiyoruz.” Bu mesaj, gençlerin siyasetten uzaklaşmasına, toplumun umutsuzluğa kapılmasına yol açar. Siyaset güven kaybettikçe, boşluğu ya ilgisizlik doldurur ya da öfke.
***
Peki siyaset bu yüksek tansiyona ne kadar dayanabilir?
Cevap net: Uzun süre değil. Ya tansiyon düşürülecek ya da sistem yorulacak. Bunun yolu da bağırmakta değil, durup düşünmekte. Sözün yeniden kıymet kazanmasında, Meclis’in, aklın kürsüsü olmasında.
Çünkü bu ülkenin daha fazla gerginliğe değil, daha fazla sağduyuya ihtiyacı var.
Siyasetin tansiyonu düşmeden, toplumun nabzı düzelmez.
***
KKTC Meclisi, temsili demokrasinin, en etkin uygulama yeridir.
Meclis, çamaşırhane ya da hamam değildir.
Mecliste bulunanların öncelikli görevlerinden biri KKTC Cumhuriyet Meclisi’nin itibarını korumaktır.
Bu aşamada daha fazla söze gerek yok sanırım…




