Böyle gelmiş, böyle gitmez

Demokrasi ile yönetildiği iddia edilen ülkelerde siyaset ve toplum arasında interaktif bir ilişki olması zorunluluktur.
Bizdeki mevcut ilişki ile ilgili en masum tanımlama sanırım, ‘çarpık ilişki’ olur.
Detayları önemsemediğimden değil ancak, genel resme bakıldığı zaman bile açıkça görülen; siyasetin toplumdan kopmuş ve ihtiyaçlarına cevap veremez durumdayken, toplum da siyaseti zorlama gücünü doğru kullanmıyor oluşudur.
Toplum tarafı siyasete küsmüş, siyaset ise çözüm üretmekten uzak.
Sorunlar ise her geçen gün halkın büyük bir çoğunluğunu daha da derinden etkilemeye devam ediyor.
Alım gücü erirken ve fiyatlardaki tek istikrar, sürekli artışların olması.
Her ülke ekonomisi, kendi içinde, farklı iç dinamiklere sahiptir.
Gelişmiş tüm dünya ülkelerinin merkez bankalarının son dönemde üzerinde durduğu en kritik nokta, para ve faiz politikaları belirlenirken, sürdürülebilirlikteki en temel faktörün, fiyat istikrarından geçtiği yönünde oluşudur.
Fiyat istikrarı olmazsa, ekonomiler sürdürülebilir ve sağlam bir şekilde işleyemez. Birey, aile, şirket veya devlet, bütünlüklü bir sistemin parçalarıdır. İstediğiniz açıdan bakın, fiyat istikrarı, yatırım kararı verirken, istihdamda ve mali politikaların belirlenmesinde, anahtar pozisyonundadır. Bu sebeple, fiyat istikrarı, ekonomiler için bir nevi pusula vazifesindedir.
Bizim ekonomik yapımıza baktığımız zaman ise fiyat istikrarındaki stabiliteden bahsetmek, doğru tespitten uzaklaşmak olur.
Enflasyon son günlerde tüm dünya ekonomileri için sorun olsa da, yaşamsal etkileşim çapı, bizdeki durum ile kıyas kabul etmiyor.
Yazılarımı yazarken de, sözlü olarak paylaşımda bulunacağımda da, ülkemizin içinde bulunduğu konjonktürü görmezden gelmemeye, ayrıca özen gösteririm.
Ancak, içinde bulunduğumuz olumsuzluklar ne olursa olsun, geçmişten gelen ve devam eden, vizyon noksanlıkları, idari eksiklikleri ve ekonomik yaklaşımdaki uygulama yanlışlıklarını görmezden gelmem mümkün değil.
Annan Planı döneminde kurulan, AB Koordinasyon Merkezi, 2003 yılında olası bir Kıbrıs sorunu çözümünde, geçiş döneminin kolaylaşması ve Kuzey Kıbrıs’ın devlet yapısının, AB kriterlerine uygun hale getirilmesine yardımcı olunması maksadı ile kuruldu. On altı ana başlık altında, uyum çalışmaları yürütmesi planlanan merkezin, başlangıcında yapılan çalışmalar ümit verici olsa da bugün gelinen noktada, aynı iyimserlikten bahsetmek mümkün değil. AB müktesebatına uyum çalışmalarında, ne kadar yol kat edildiği ise ayrı bir tartışma konusu. Bu arada merkezin web sayfasındaki uyum çalışmaları yürütülen AB müktesebatları sayfasındaki fasıllar, yapım aşamasında olduğundan, gelişim ile ilgili bilgi edinmek mümkün değil. AB ekonomilerinin temeli ve kılavuzu olan Maastrich kriterlerine uyumumuzu ise, sanırım tartışmaya bile gerek yok.
Bir başka önemli konu ise siyasetin, sürekli kamu istihdamından beslenir olması, kamu yükünün artması yanında, devletin hareket alanını ve verimini düşürürken, bu yükün kaldırılmasını direk ve dolaylı vergiler ile karşılamak yöntemine gitmiştir. Bu çarpıklık, fiyat artışlarına sebep olması yanında, özel sektörün gelişimine de engel olarak, daha dengeli bir iş gücü yapısında olmamızın önünde durmuştur.
26/1978 sayılı ‘Fiyat İstikrar Fonu Yasası’ KKTC’de fiyat istikrarının korunabilmesi için hazırlanmış ve yürürlükte.
Fonun kuruluş amacı, tüketim maddelerinin tüketiciye istikrarlı bir fiyatla arzını sağlamak ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tarımsal ürünlerinin dünya piyasalarında geçerli fiyat düzeyinde pazarlanmasında ve üreticilerin gelirinde yeknesaklık ve istikrar sağlamaktır.
Fonun kuruluş mantığına ve yerli üretimin korunmasına itirazım olmamakla beraber, yasanın uygulamasında amacından sapılmıştır. Yerli üretimin olmadığı ürünlere de ‘fiyat istikrar fonu’ uygulanarak, fiyat artışlarına sebebiyet verilmiştir. Örneğin; KKTC’de, otomotiv sanayi olmamasına karşın, ithal otomobillerden alınan fon ve vergilerin içinde, aracın motor hacmine göre değişen, ‘Fiyat İstikrar Fonu’ büyük bir pay almaktadır.
Fiyat istikrarı konusunda kullandığımız para birimi olan Türk Lirası kadar, piyasadaki ürün fiyatlandırmaları da önem taşımaktadır. Ülkemizde, emlak ve konuttan, ithal, birçok ürün döviz cinsinden para ile fiyatlandırılmakta. Bu da en ufak bir kur dalgalanmasında, ürün fiyatlarında artışa sebebiyet vermekte. Kur politikasını belirlemek, her ne kadar KKTC hükümetlerinin elinde olmasa da, ithalatçı yanında, tüketicinin alım gücünü de koruyacak önlemlerin bulunması gerekliliği var. İş insanı, bir işi zararına yapmak istemeyeceği gibi, ürünlerin son tüketicileri de bir ay önce aldığı bir ürüne kısa bir süre sonra, fahiş artışlarla almak istemez. Alım gücünün, kur dalgalanmasındaki artış ile paralel düzenlenmesi ise, hem özel sektör hem de kamu çalışanları için elzem önem taşıyor. Mali ve finansal denetim her koşul altında olması gereken.
Sonuç olarak fiyat istikrarı konusu, sağlıklı bir ekonomide, üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biri olması yanında, ülkedeki yaşam standartlarının yükselmesine en büyük desteklerden biridir.
Bunca yıldır adeta toplumun kanayan yarası haline gelmiş bir soruna, kapsamlı bir çözüm bulunamamış olması, ancak, siyasilerimizin becerisi, önem sıraları ve toplumlarına verdikleri değer ile açıklanabilir.
Umarım böyle gelmiş, böyle gitmez…

