Dünyadaki yerinizi, yüzölçümü küçüklüğü değil, vizyonunuzun büyüklüğü belirler (1)

Dün tarihtir, bugünü yaşıyoruz, yarın ise gelecektir. Bugün içinde yaşadığımız durum, geçmişten gelen kararların neticesi olduğu gibi, gelecekte ne yaşayacağımızın, büyük oranda belirleyicisi ise bugün aldığımız kararlardır.
Bu denklem, hayatın neredeyse tümü için geçerli olduğu gibi, ekonomi kalkınma için de geçerlidir.
Kaynakların verimli kullanımı ve çeşitliliği, temel belirleyici faktörlerin başında.
Katar, uzun zamandır ilgimi çeken ülkeler arasında. Ülkede son olarak gerçekleştirilen futbol Dünya Kupası ise, sadece geldikleri noktadaki lobi güçlerinin ve marka değerlerinin küçük bir parçası.
Kısa yoldan, Katar, emirlik ile yönetilen, petrol ve doğalgaz zengini bir ülke değerlendirmesi, kestirmeden, fazlası ile yüzeysel bir yaklaşım olur. Dünya üzerinde, anayasasında demokrasi ile yönetildiği iddia edilen, petrol veya doğal kaynak zengini, ekonomisi, refahı ve sosyal adalet dengeleri dibe vurmuş ülkelerin varlığını hatırlatırım.
Ülkenin ilgimi çekmesinde, dünyanın nüfusa oranda en zengin, ya da kişi başına düşen milli gelirde ilk sırada oluşundan çok daha fazla, bir ülkede yönetim vizyonunun, o ülkeyi, nereden nereye taşıyabileceği noktasıdır.
Yakın geçmişlerine baktığınızda, her yönüyle değişimi, gelişimi ve en önemlisi ileriye yönelik uzun vadeli planları olduğunu rahatlıkla görebileceğiniz bir ülke.
Ülke 1971 yılında İngiltere idaresinden çıkıp tam bağımsızlığını ilan etmesi ile aynı dönemlerde Birleşik Arap Emirliklerine katılmayı ret ederek kendi yolunda ilerlemeyi seçti.
Nüfusu 2.9 milyon civarında, alanı 11,572 kilometre kare olup, Kıbrıs’ın 9251 kilometre kare olan yüzölçümünden biraz daha büyük olup, Katar vatandaşı sayısı ise 313,000 kişidir. Evlilik yolu ile vatandaşlık mümkün ancak, çalışma veya uzun süreli ikametin vatandaşlık için yetmediğini belirtmek isterim.
Orta Doğu’nun içinde ancak, genel Orta Doğu zihniyeti ile yönetilmiyor.
İngiliz idaresi döneminde bölgenin en fakir ülkeleri arasında olan Katar, 1972-1995 arası dönemde de, ülkede petrolün varlığına ve işlenmesine rağmen, fazla bir ilerleme gösteremedi. Bu tarihe kadar, temel geçim kaynağı inci çıkarma ve balıkçılık olan ülkede, 1996’da yönetimin değişmesi ile adeta ülkeye sihirli bir el değdi.
Yeni yönetim öncelikle aynı yıl içinde, ülkenin bölgedeki kaos ortamından olumsuz etkilenmemesi ve askeri gücünü düşünerek, stratejik ortakların geliştirilmesi maksadı ile Amerika’ya kullanması için bir hava üssü tahsis etti. Geçmişte, bazı önemli Ortadoğu ve kuzey Afrika operasyonlarında kullanılan üs, hala aktif ve faaliyette.
Yine 1996 yılında, Al Jazeere uluslararası haber kanalı kurularak, medya sektöründe global marka olma ve bölgenin sesinin dünyada daha yüksek duyulması hedeflendi. Bugün için Katar’ın, global ve etkin medyanın içinde olma hedeflerine de ulaştıklarını, rahatlıkla söylemek mümkün.
Petrol gelirlerinin etkin yönetimine, 1971 yılında keşfedilmiş olmasına rağmen, hidrokarbon yataklarının, 1996’da kurulan LNG(Sıvılaştırılmış doğalgaz) tesisinin yapılması ile 1997’de ihracata başlanması, ekonomideki büyüme ivmesinin hızlanmasına yardımcı oldu. Günümüzde Katar sıvılaştırılmış doğalgazda, Avustralya ile at başı olduğu bir yarışta, dünyada lider konumda.
Ülkenin, yıllık ortalama 70 milyar dolar civarı olan ihracatının büyük bölümü petrol ve hidrokarbon türev ürünleri olmasına rağmen, Katar yönetimi sadece oturup bunun keyfini sürmedi.
Öncelikle ülkedeki altyapı, eğitim ve sağlık sistemine yüksek yatırımlar yapılarak, paralelinde refahın yükseltilmesi sağlandı.
Her ne kadar ellerindeki mevcut petrol ve doğalgaz rezervlerinin (bulunmamış olanlar hariç) mevcut şartlarda 100 yıldan fazla, aynı yaşam standartlarına olanak sağlayacağı düşünülse de, kaynakların sonu, ülkenin sonuna eşdeğer olmaması için, yatırımlarını çeşitlendirerek, geleceklerini garanti altına alma yönünde bir stratejiye yöneldiler.
Bu maksatla 2005 yılında kurulan QIA (Katar Yatırım Otoritesi) bünyesinde yatırım, risk ve operasyon takımları kuruldu. Beş ana prensip belirlenen otoritede; uzun vadeli yatırım, stratejik ortaklık, hareket alanı esnekliği, pazar görüşleri ve aktiviteden fazla finansal destekçi olma prensipleri, yatırımda ana bakış hatları olarak benimsenmiş.
Katar’ın bugün için sınırları dışında 40’tan fazla ülkede yatırımları var. Yatırımlarının toplam değerinin iseyaklaşık 400 milyar dolar civarında olduğu biliniyor.
Finans, Emlak ve İnşaat, Otomotiv, sağlık, gıda sektörü, bilişim ve teknoloji başlıca olmak üzere, global bir yatırım çeşitliği politikasının risklerini analiz edip, yatırım hareketlerini bu doğrultuda belirliyorlar.
Katar’ın ortağı olduğu dünyaca ünlü şirketler arasından bazıları; Volkswagen grubu, Barclaysbank, Sainsbury, Harrods, Fisker Otomotiv, Heathrow Havaalanı bulunuyor.
Bunun yanında dünyanın, Manhattan, New York, Londra ve Washington gibi, bilinen popüler şehirlerinde milyarlarca dolar değerinde gayrimenkul yatırımları arasında. Türkiye’de de yaklaşık inşaat ve emlak başta olmak üzere 6 milyar dolarlık yatırımları bulunuyor.
Bütün bunlar olurken, ülke içinde de mega projeler devam ederek yükselmekte.
Ülkenin emirlikle yönetilmesi batılı çoğulcu demokrasi anlayışı ile uyum göstermese de, pratikte modern ve toplumsal refahı önde tutan bir anlayışın hakim olduğunu söylemek mümkün.
Katar son dönemde komşu ülkelerle de ilişkilerini artırdı ve 2001 yılı itibariyle, Bahreyn ve Suudi Arabistan ile arasındaki sınır sorunlarını tamamen çözüme kavuşturdu.
Ülke, Nisan 2003’te yapılan Anayasa referandumundan bu yana ciddi bir politik dönüşüm gerçekleştirdi. Yeni Anayasa 2/3’ü 8’i seçimle, 1/3’ü ise Emir’in ataması ile işbaşına gelen 45 üyeli ve yasama yetkisi olan bir parlamentonun kurulmasını sağladı. 2009’dan bu yana yerel hizmetlerin iyileştirilmesi amacıyla belediye seçimleri yapılıyor.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı etkisi altına alan ve ‘Arap Baharı’ olarak bilinen halk ayaklanmaları Katar’ı, ilişkileri ve yönetim kaynaklı memnuniyetten dolayı hiç etkilemedi.
Katar için, kaynağın, akıl ve vizyonla birleşmesiyle, kazanca ve toplumsal refahın yanında, güce dönüştüğü ülke tanımlaması, sanırım en doğru tanımlama olur.
Ülke yönetiminde, beceri, zihniyet ve vizyon, ölçekten bağımsız gücün ve refahın belirleyicisidir.
Bu konuyu daha detaylandırmak ve bizimle ilişkisini, tam manası ile aktarabilmek niyetinde olduğumdan, bu haftaki yazımı 1. bölüm olarak kabul edin.
Bir sonraki yazımda her düzen, kendi kurucusunun mantığına hizmet eder noktasından devam edeceğim…
