Serkan Hastürer

İnsan emeği basit bir ticari meta değildir

 

 

   Ülkemiz ile ilgili zaman zaman karamsarlığa kapılsam da tesellim veya ihtiyatlı iyimserliğim, dünyadaki ortalamaya kıyasla yapısal küçüklüğümüzün hareket avantajının, doğru irade ve planlama buluşması halinde, pozitif manada bir değişimin daha kolay olabileceğine olan inancımdandır.

   Bu ihtiyatlı iyimserliğime rağmen, içinde yaşadığımız durumun, ayyuka çıkmış yanlışlarına ve çürümüşlüklerine hayretimi gizleyemiyorum.

   Düzenimizin içinde, akla sığmayacak birçok anomali mevcuttur. Bu anomaliler içinde, benim kanaatimce, en önemlilerinden birisi ise, kayıtlı ve kayıt dışı iş gücüdür.

   Her ne kadar nüfusumuz üzerindeki tartışmalar bir türlü son bulmasa da, geçtiğimiz günlerde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) İstatistik Kurumu, 2021 yıl sonu projeksiyonuna göre, ülke nüfusumuzun 390 bin 743 olarak hesaplandığını açıkladı.

   Ülkemizdeki ithal iş gücü ise 50 bin civarında. Kayıtsız kaçak statüde olanlarla bu rakamın çok daha üzerine çıkacağına inanıyorum. Kayıtlı olanların nüfusa oranına bakıldığında yaklaşık 13% olduğunu görüyoruz.

   147 bin kişi civarı olan KKTC İş gücüne oranla ise yaklaşık 33%. Ülkemizdeki işsiz sayısı 15 bin civarı iken her 3 çalışandan birinin yabancı uyruklu olmasının izahı yoktur.

   Gelin aynı oranları farklı ülkelerle inceleyelim;

   Ülke  Nüfus  Toplam İşgücü  İthal İşgücü  İşgücündeki Yabancı Oranı

   İngiltere  67 milyon  35.8 milyon  3.4 milyon (2.3’ü AB vatandaşı)  9%

   Almanya  83 milyon  45.4 milyon  3.84 milyon  8%

   Malta  520 bin  324 bin  43 bin  13%

   Güney Kıbrıs  1.2 milyon  636 bin  181 bin (63 bin AB vatandaşı)  28%

   Kaynak: Eurostat, Dünya Bankası, Statista 

   Konunun hem sosyal hem de ekonomik boyutu vardır. Ancak yukarıda rakamlardan da görüleceği üzere Güney Kıbrıs’ta da gelir ve dağılım kaynaklı farklılıklardan dolayı yansımaları ayni olmasa da bize benzer bir çarpıklık mevcuttur.

   İş gücü üretimin ana faktörlerinden biridir. İş gücünün etkin kullanımı ise ülkenin ekonomisi ile doğrudan paralellik taşır. Doğru iş gücü planlaması ile istihdam ise bir hükümet politikası değil, devlet politikası olmak zorundadır.

   Bir taraftan düşünüyorum, sanayi üretimden, ihracattan ya da turizmden uçuyoruz da bizim mi haberimiz yok ki, nüfusumuz bu hizmetleri sunmaya yetmiyor. Aslında sebebin bu olmadığını hepimiz biliyoruz.

   Sorunun temelinde yatan sadece ucuz iş gücü ve rekabet değildir. İnsan ve emek sömürüsüdür. Bunun içinde kendi insanımız da vardır.

   Bir ülkedeki insanca yaşam hakkı önceliği, o ülkenin yurttaşlarınındır. Bunu özel sektör veya kamu çalışanı ayırımı yapmadan söylüyorum.

   Bunun başarılması ‘ben’ değil, ‘biz’ diye düşünmekten geçer. Düşünmeyen varsa da ona sistemin ‘biz’ düşüncesini öğretmesinden geçer.

   Sıkıntıyı, sadece ara eleman bulma sıkıntısı olarak görmek fazlası ile yüzeysel bir bakış olur.

   Ara eleman 1950’li yıllarda adanın idaresinin İngiliz yönetiminde olduğu dönemde de vardı. Sorunun çözümü için idare, özel sektör ve sendikalar bir araya geldi. Gerekli kaynak bölüşüldü, İhtiyaçlar ve haklar tanımlandı, gerekli eğitim altyapısı organize edildi ve meslek okullarının kurulması sağlandı. İşçinin hakkından, işverenin yetişmiş personelden, devletin de işsizlik sorunundan kurtulmasına yönelik başarılı bir yapı kuruldu.

   Bugün ise aradan geçen 70 kusur yıllık zamana rağmen, o dönemin gerisinde olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim.

   Ekonomideki gereksiz maliyet unsurlarının ölçümü çok değerlidir. Konu insansa, önem bir o kadar daha fazladır. Bu konudaki yetersizliğimizin sonucu, bugünkü kamunun şişmiş, hantal ve hizmetten uzak yapısıdır.

İnsan emeği, ‘ticarette alırken kazanırım’ düşüncesinin bir parçası değildir.

   Hakları doğru verildikten sonra, insanımızın, her mesleği icra edeceğine inanıyorum. Bu hakların düzenlenmesi ve uygulanması ise, bugüne kadar sınıfta kalmış devletin görevidir.

   Albert Einstein ne güzel söylemiş “Devlet insan için vardır, insan devlet için değil. Başka bir deyişle, devlet bizim hizmetkârımız olmalıdır, biz onun köleleri değil.”

   Gelecek yazımda bu konuyu ithal iş gücü tarafındaki çarpıklıklardan, insan kaçakçılığına kadar uzanan, 5 metrekare alanda, sadece kahve ve çay satan bir büfenin nasıl, dokuz kez ön izinle işçi getirebildiği noktasından devam edeceğim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu