Sokak başka, siyaset başka dili konuşuyor

Orta okula yeni başladığımız dönemlerdi. İngilizce öğretmenimiz Miss Margaret bize, İngiliz yazar George Orwell’in, “Animal Farm (Hayvan Çiftliği)” adlı kitabının, çizgi roman versiyonunu izletmişti. Çok etkilendiğim, dün gibi aklımda.
Orwell’in, ‘Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir’ sözü, o günden bugüne hiç aklımdan çıkmadı.
Orwell’den bugüne, yetmiş yıldan fazla süre geçmesine rağmen, cümle hâlâ geçerliliğini koruyor.
Sosyal adalet, bir topluluğu, toplum, idareye de devlet niteliğini kazandıran ilkelerin başıdır.
Sıkıntının, herkesin gücü oranında bölüşüldüğü bir düzende, sıkıntılar yaşansa da adalet sorgulanmaz.
Yük herkesin sırtında eşit dağılmıştır.
Ülkemizde, son dönemde, sadece balon ekonomi değil, balon düzen de sönmüştür.
Hükümet krizleri, usulsüzlükler, rüşvet iddiaları, savcılıktan dönen yasalar, sıralanabilecek her türlü çirkin farklı iddialar gündemden düşmüyor.
Medeni hukuk düzeninde, sosyal devlet geleneğinde yaşayan, okuma yazması olan herhangi bir kişiye, son yıllardaki gazete manşetlerini okuması, ilerleyen değil, gerileyen bir düzene sahip olduğumuzu ve en önemlisi toplumun çürümüşlüğe karşı tepkisizliğini anlamaya, yeter de artar.
Hükümetler de, devlet de, giderek halktan uzaklaşıyor. Ne ilginçtir ki geleceği idarenin elinde olan halk da, siyasetten usanmış ve durumu içselleştirip, onlar da siyaseten kendilerini uzaklaştırmış, kaderci bir yaklaşım içinde.
Halbuki, değişmekten ve değiştirmekten korkmamalı, aksine pozitif değişimi zorlamalıyız.
Siyasi ağızların ne dediğini bir kenara bırakın.
Sokak ve halk ekonomik manada fakirleştiğimizi söylemiyor, adeta bağırıyor.
Alım gücümüz günden güne erirken, gelinen durumda, bu topraklardaki varlığımızı sorgular hale geldik.
Toplumsal aidiyet erozyona uğruyor ve bireysel kurtuluş, toplumsal kurtuluşun önünde algısı hızla yükseliyor.
Bugüne kadar kat ettiğimiz mesafe ve kurduğumuz düzeni sorgulamaktan ve değişmekten başka çaremizin olmadığı, bu düzenin devamının olmadığı kadar net ve açık bir şekilde önümüzde duruyor.
Bugün, toplumun büyük bir kesimi, nasıl hayatını idame ettireceğinin derdindeyken, emin olun ki, sayısı küçük, maddi hacmi büyük bir zümre halinden memnun.
Bu durumu değiştirecek çareyi, önce içimizde bulursak, ne devletin, ne de halkın, kimseye muhtaç ve avuç açar olmayacağından şüpheniz olmasın.
Sokağın konuştuğu ile siyasetin konuştuğu, örtüşmediği müddetçe, toplum olarak bir arpa boyu yol alamayız.
