“Tiyatro Yapma” Suçlamasının Önlenemez Cehaleti…
Günümüzde politikacıların, gazetecilerin ve hatta sıradan insanların birbirlerini suçlarken sıkça kullandıkları bir ifade var: “Tiyatro yapma!”
Bu söz, karşıdakinin samimiyetsiz, sahtekâr ya da manipülatif davrandığı anlamında kullanılıyor. Oysa bu kullanım, insanlık tarihinin en köklü ve en değerli sanatlarından birine yapılan büyük bir haksızlıktır, cehalettir. Dahası, kültür ve eğitim açısından ciddi bir yanılgının, geri kalmışlığın göstergesidir.
Ne yazık ki bugün ülkemizde, siyasette yapılan her türlü hile, düzen, yalan ve göz boyamayı tanımlamak için “tiyatro” kelimesi kullanılıyor. Bu kullanım, yüzlerce yıllık geçmişe sahip bir sanat dalını; oyun yazarlarını, sahneye emek veren oyuncuları, yönetmenleri, sahne arkasında ter döken emekçileri hedef almıyor belki; ama doğrudan zarar veriyor, aşağılıyor.
İnsanla yaşıt olan tiyatro, var olduğu ilk günden bu yana toplumların kültür seviyesinin aynası sayılmıştır. Bunun farkında mısınız?
O nedenle haysiyetsizleri ve şahsiyetsizleri eleştireceksiniz diye cahilliğe ortak olmayın.
“Ben dünyaya kin değil, sevgi paylaşmaya geldim” diyen “Antigone” oyununu yazan o büyük yazar Sofokles’e ayıp ediyorsunuz…İnsanlığı aydınlığa kavuşturmak için ömrünü adayan, bedeller ödeyen Shakespeare’e, Moliere’e, Nazım Hikmet’e, Bertolt Brecht’e, Aziz Nesin’e, Yaşar Kemal’e, Genco Erkal’a, Yıldız Kenter’e, Ferhan Şensoy’a, Aristophanes’e, Anton Çehov’a, Dario Fo’ya, Orhan Kemal’e, Haldun Taner’e, Rıfat Ilgaz’a ve burada sayamayacağım yüzlerce, insanlığı aydınlatan tiyatro sanatçısına; yazarına, yönetmenine, oyuncusuna, tasarımcısına hakaret ediyorsunuz ve seviyenizi ortaya koyuyorsunuz… Farkında mısınız?
Tiyatro; insanın kendini tanıma, toplumu sorgulama, çatışmaları görünür kılma ve ortak bir vicdan yaratma alanıdır. Tiyatrocu; yalan söyleyen değil, gerçeği görünür kılmak için yalanın estetik bir biçimini kullanan kişidir. Sanatın özü zaten budur; hakikati, gerçekliğin kendisinden daha berrak bir şekilde gösterebilmek.
Peki o zaman neden birini aşağılamak için “tiyatro yapma” denir?
Bazı çevrelerde sanata—özellikle de tiyatroya—“ciddiyetsizlik”, “boş iş”, “oyalanma” gibi yanlış, çarpık bir önyargı ile bakılmaktadır. Bu bakış açısı tiyatronun dönüştürücü gücünü görmeyen, hatta ondan korkan bir kültürel tutumun ürünüdür. Ve esasında eğitim sisteminin yaratığı çarpıklığın, eksikliğin sonucudur.
Oysa bir toplumun tiyatroyla olan ilişkisi ne kadar güçlüyse, o toplumda düşünce özgürlüğü, ifade kapasitesi ve toplumsal eleştirisi de o kadar canlıdır. Tiyatroyu değersizleştiren kişi, aslında kendi kültürel zeminini yoksullaştırır.
Bugün politikacıların ya da medya mensuplarının birbirlerini eleştirirken “tiyatro yapma” demesi, bir tür kültürel özsaygı eksikliğinin de göstergesidir. Çünkü dünyada hiçbir ciddi kültür, insanlığın en eski sanatlarından birini aşağılama aracı olarak kullanmaz.
Tiyatro, insanlığın yüz akı bir sanattır. Asıl sahtekârlık, onu sahtekârlığın diliyle suçlayanlardadır.
Yaşanan bütün rezillikleri, utanmazlıkları “tiyatro” sanatına benzetenler cahilliğe ortak olduklarının da farkında mılar?..
Bunu yapanlar, insanlık tarihi kadar köklü olan ve çağlar boyunca ışığıyla insanlığı aydınlatan, dünü bugüne, bugünü yarına bağlayan tiyatro sanatına hakaret ettiklerinin de bilincinde miler?..
Esasında bu söylemde bulunanlar, haysiyetsizleri ve şahsiyetsizleri aşağılayacaklar diye insanı aşağıladıklarının, farkında mıdırlar?
Çünkü tiyatro, tepeden tırnağa insandır… Ve insanla yaşıttır. İnsanın çağlar boyunca gelişim sürecinin aynasıdır. Kültürel gelişimin ve aydınlanmanın itici gücüdür.
O nedenle büyük yazar Bertolt Brecht “Tiyatro” şiirinde şu çağrıyı yapar:
“Çıkın ışığa
Buluşabilenler
Sevindirebilenler
Değişebilenler.”
Ama ne yazık ki, bu ilkel anlayışla ne ışığa çıkabiliyoruz, ne buluşabiliyoruz, ne sevindirebiliyoruz, ne değişebiliyoruz…
Tiyatronun, bu rezilliklere benzetilmesine dair dilim varmıyor bir şey söylemeye, ama cahilliğe de ortak olmayın diyeceğim sizlere.
Bir de şunu diyeyim:
Bir geceliğine evinizden ya da yeme içme masalarınızdan kalkın ve gelin tiyatroya sevgili dost gazeteciler, siyasetçiler ve yurttaşlar. Gelin ve görün yaratıcı emeğimizle, toplumcu sanatın gücüyle, yüzsüzlüğü, ikiyüzlülüğü, utanmazlığı ve ahlâksızlığı nasıl sergilediğimizi ve eleştirdiğimizi! Gelin görün aşkın, özgürlüğün, adaletin, eşitliğin, umudun ve direnişin en güzel halini… Ve öğrenin tiyatronun değerini. Gelin ve kıssadan hisse çıkarın.
Gelin ve görün bütün bu kötülüklerin bataklığında, tiyatronun insanları nasıl iyileştirdiğini.
Gelin ve görün salonu tıklım tıklım dolduran seyircilerin coşkulu güzelliğini.
Gelin ve görün bu ülkede umuda, iyiye, güzele ve doğruya dair bir şeylerin de yapıldığını.
Gelin ve yüzleşin sahnelenen oyunlarla…
Kapımız açıktır herkese, sonuna kadar. Çekinmeyin. Tiyatro bir halk okuludur. Ve bu okulda “insan” olma öğretilir.
Ve lütfen ahlaksız, sahtekar politikacıların yaptıklarını, söylediklerini tiyatroya benzetmeyin. Çünkü kendinizi aşağılamış olursunuz.
