İki “özel” Günün Geride Kalan Yıldönümleri

Önce 23 Nisan’ı, ardından 24 Nisan’ı geride bıraktık.
İki farklı gün ve bir biriyle alakalı iki ayrı tarihin yıldönümü.
İlk olarak 23 Nisan.
Her ne kadar da biz bu tarihi Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutluyor olsak da, Kıbrıs adası için bir başka anlamı daha var.
Kıbrıs’ta kapıların geçişlere açılışının yıldönümüdür 23 Nisan.
Tam 23 yıl önce, 2003 yılında KKTC Bakanlar Kurulu’nun aldığı karar ile başlamıştı.
İlk günlerde herkes hayata geçemeyeceğini, bir nedenle kısa süre içerisinde kapıların yine kapanacağını ve yeniden eski duruma dönüleceğini düşünmekteydi, hatta bir çoğu bundan emindi.
Çünkü kolay değildi.
Yaşanan onca şeyin ardından birbirinden ayrılan iki halk 30 yıla yakın bir süre yan yana ama uzak kalmış, dezenformasyonun etkisinde bir süreç geçirmişti.
Dezenformasyonun ne kadar yoğun olduğunu KKTC’ye geçen Rumların söylediklerinden öğrendik.
Yıkık dökük ve her köşede bir askerin beklediği, insanların sokağa çıkmaktan çekindiği bir ülke beklerken bunun tam tersi bir durumla karşılaşan Rum vatandaşları hayretlerini gizlemeden anlatmışlardı.
O günlerde en fazla merak edilen ne olmuştu da Kıbrıs Türk tarafı böyle bir adım atmıştı.
Bu sorunun yanıtı hala net değil.
Bunun bir stratejik hamle olduğunu söylemek mümkün.
Sonuçları bakımından da her iki tarafın halkının benimsemiş olduğu da bir diğer gerçek.
O nedenle de çok fazla soruşturan olmadı.
Bu saatten sonra da olmaz, kimseye faydası yok.
Bugün gelinen noktada geçişlerin daha sağlıklı yapılabilmesini konuşmaktayız.
Metehan’da uzayan kuyruklara çözüm arayışları ile yeni alternatif geçiş kapılarının hayata geçmesi BM’nin de gündeminde.
Hatta halen her iki tarafın bir araya gelmesindeki tek neden.
Güven yaratıcı önlem kapsamında konu halen müzakere edilmekte.
Kıbrıs’ta Türk tarafının hayata geçirdiği tüm uygulamaların her iki tarafın faydasına olduğunun en güzel örneklerindendir.
Kapıların açılması…
Bir diğer güzel örnek de Mutlu Barış Harekatı’dır.
Sonuçları tüm adanın faydasına olmuştur, olmaktadır.
Bir diğer tarih de, bir gün sonrası, 24 Nisan…
Aslında oluş bakımından bir yıl bir gün sonradır.
Kapıların 2003’te açılmasının ardından bir yıl bir gün sonra, 24 Nisan 2004’te de Annan Planı referandumunu yaşadık.
Öncesinde de neler yaşadık…
Kavga ederek geldik ve bu kavganın içerisinden bir “evet” çıkardık.
Kıbrıs Türk tarafı olarak.
Ama olmadı.
Çünkü Rum tarafı cebine koyduğu AB üyeliği ile referanduma geldi ve güçlü bir “hayır” çıkardı.
Tarihe kaydetti.
Kıbrıslı Türklerle hiçbir şeyi paylaşmak istemediğini söylemekten çekinmeyen Rum toplumu bunu tarihe kayıt düşerek göstermiş oldu.
Üzerinden tam 22 yıl geçti.
Eğer o gün onlar da evet demiş olsalardı…
Evet, böyle konuşuyoruz bugün biz o günleri..
Eğer evet demiş olsalardı…
Ama demediler…
Ödüllerini de aldılar.
Peki biz ne aldık..?
Vaatler vardı, özellikle de AB’nin bizlere verdiği…
Hepsi havada kaldı.
Elimizde kırık dökük bir Yeşil Hat Tüzüğü, bir de hala federasyon diye kalbinin bir köşesine umut sıkıştırmış bedbaht insanlar.
Dersimizi almadık.
Hala bekliyoruz…

