Erhürman Antalya’da kimleri “mutlu” etti?

Erhürman Antalya’da
kimleri “mutlu” etti?
CB Erhürman’ın “Antalya Diplomasi Forumu”nda katıldığı söyleşi, toplumda düşük yoğunluklu tartışmalara yol açtı…
Sosyal medyada (medyada değil) beğenenler oldu, şaşıranlar oldu, sert biçimde eleştirenler oldu…
“Federal çözüm”e yönelik “açık ve net” tavır bekleyenlerden “hayal kırıklığı” mesajları var.
Söylediklerine şaşırmayanlar çoğunlukta… Masaya oturmak için ortaya koyduğu “engelleyici” şartlarla “müzakere sürecinin ilerlemesi”nin mümkün olmadığını savunanlar da var…
“Müzakere süreci ilerlemezse gerisi fuzuli makam işgalidir” diyenler bile var.
“Yarım ağız, yarım dil, yarım anlam, yarım tavır, yarım heves, yarım inanç, yarım cesaret ve sonunda yarım lider…” diyerek Erhürman’ı “net olmamakla” suçlayanlar bile var.
Genel görünüşe bakılırsa; Erhürman’ın daha çok “iki devlet” diyenleri mutlu ettiği söylenebilir…
Bunu “sol taraf”la dalga geçercesine açık biçimde ifade eden ayrılıkçı siyasetçiler oldu.
Ancak Erhürman, tezlerini ortaya koyarken, çok Rahat ve içtendi…
Son dört beş yıl içinde hep aynı çizgide olduğunu, aynı şeyleri savunduğunu, Türkçe’nin kıvraklığını da kullanarak anlattı.
Gerçekten bu Türkçe, akıllı bir siyasetçi için bulunmaz nitelikler taşıyor.
Dilediğiniz gibi “eğip bükerek” her tarafa çekilebilecek, durumu “kurtarmaya” çok elverişlidir bizim lisanımız…
Üstelik Erhürman’da fazlası da var…
Konuşmasının daha başında, Osmanlı Divan Şairi Nef’inin sözlerini aktarırken “dil” konusundaki mahareti görülmeye değerdi.
Tabii karşınızda “sorgulayan” bir gazeteci yoksa, TRT’nin “ankorman”ı karşısında, harikalar yaratabilirsiniz.
Erhürman, bunu başarıyla sürdürdü söyleşi boyunca…
Mayınlı tarlalardan uzak durdu…
“Federasyon” demek yerine, “içerik” üzerine odaklanılması gerektiğini savundu…
Böyle olunca da, sanki bu “tez”le arasına mesafe koymuş izlenimini verdi.
Toplumda “federasyon” üzerine en fazla kafa yoranlardan biri olduğu için, bu konuda kitaplar yazdığı için; “çözüm yanlıları”nın bir bölümü düş kırıklığını ilan etti.
Erhürman, söyleşi boyunca kendi “duruşu” bakımından, bazı yeni saptamalar yapmamızı sağlayıcı ipuçları da verdi.
Bunların en başında “suçlayıcı dil” geliyor…
“Barış dili” kullanmak yerine, Rum tarafına ve liderine “suçlama” yöneltmeyi tercih etti.
Hatta, Hristodulitis’in altı adet Türk F-16’sına yönelik sözlerinden bir “fıkra” üreterek izleyenlerin gülüşmesine yol açtı.
Eminim ki, Rum tarafına yönelik bu gönderme, büyük bir özgüven içindeki Türk milliyetçilerinin ruhunu okşadı…
Erhürman; soruları yanıtlarken, TC Başkanı Erdoğan’a da hakkını verdi. “Erdoğan’ın sözleri son derece açıklayıcıdır ve herkesin bunu fark etmesi gerekir” dedi…
Erdoğan’dan söz ederken kullandığı “üslup” elbette Ünal Üstel ve ortakları gibi “yalaşık bulaşık” değildi…
Bu konuda bu “üçlü”de bir “kıskançlık” yaratmış olsa da, Erdoğan’dan “sıcaklıkla” söz etmesi, TC’nin “muhafazakâr” çevrelerinde eminim ki olumlu izlenim bırakmıştır.
Hatta; söyleşi esnasında “Allah” sözcüğünü kullanarak kurduğu bir cümle, aynı çevrelerin ruhuna hitap etmiştir.
Sanırım; bu söyleşi; Erdoğan ile Erhürman’ın “uyumu” bakımından ileride bir “done” olarak kullanılacak değerdedir.
Aradaki “nüans” ise yalnızca Erdoğan’ın “Rabbimiz” dediğine, Erhürman’ın “Allah” demesidir.
Her ikisi de “Tanrı”ya çıktığına göre, Antalya’da inanç bakımından da yüksek değerde bir “uyum”dan söz edilebilir.
Erhürman’ın “Kıbrıs Türk halkı” söylemi de TC Dışişleri ve bilimum TC’li yetkililerle tam bir “koordinasyon” kanıtıdır…
Zaten Antalya söyleşisinde de bu “TC ile istişare ve koordinasyon”a büyük vurgu yapmış, bunu net biçimde bolca tekrarlamıştır.
Bu “istişare”lerin meyvesini verdiği bir diğer “söylem” ise, “eşit egemenlik hakları” ifadesidir.
Bizim çözüm karşıtı, iki devletçilerin kullandığı “egemen eşit” ifadelerine çok benzemesi, Erhürman’a yönelik eleştirilere neden olsa da, kendisi “içerik” demekte ve bunu 1960’a kadar götürmektedir.
“Kıbrıs Türk halkının, Rum halkı gibi egemenlik hakları vardır. Bunlar eşit egemen haklardır” sözleri ise çok tartışmalı ve iddialı büyük laflardır.
Biz; 1960’ı ayrı ayrı “egemenlik hakkı” olan iki toplum olarak bilmiyorduk.
Tam tersine iki egemenlikten “neşet eden” tek egemenlik, ortak egemenlik olarak tanımlıyoruz Kıbrıs Cumhuriyeti’ni…
Erhürman, 1960’ı böyle okuyunca şaşırdık ama çok doğru bir başka saptaması da var bu konuda…
Diyor ki; “Kıbrıs Türk halkı bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biridir. Bu hukuki statü kimse tarafından değiştirilemez.”
Yerden göğe kadar haklı…
Ancak Rumlar, “Kıbrıs Cumhuriyeti” dışında bir devlet kurmadılar. Hep orada kaldılar. Büyüdüler, geliştiler. Hatta Avrupa Birliği’nin Başkanı oldular. 23 Nisan’da bu adaya 27 AB ülkesinin Başkanı gelecek ve büyük bir olasılıkla bize varillerin arkasından bakacaklar…
Yani “ortak” olarak Kıbrıs’ın kuzeyinde “dondurulmuş” bir hukuki “varlık” olabildik bu geçen 63 yılda…
CB Erhürman’ın Antalya’daki performansına ilişkin tüm eleştiriler bence çok değerlidir. Erhürman’ın asıl ihtiyacı; Facebook’ta kendisini eleştirenlere bir “yandaşlık” üslubuyla saldıranların “övgü”leri değil, onu kıyasıya eleştirenlerin ne dediklerini duyabilmektir.
