Hasan Hastürer

“Doğayla savaşarak, hayata tutunmayı ve başarmayı öğrendim…”

İş dünyasında bazı isimler vardır…Yaptıkları binalar kadar, bıraktıkları izlerle de konuşulurlar.

Emrullah Turanlı o isimlerden biridir.

Mesele sadece bina yapmak değildir. Mesele, o binanın hangi zemine oturduğudur.

Beton mu? Yoksa güven mi?

Bir ülkede yatırımcı konuşuluyorsa, aslında o ülkenin sistemi konuşuluyordur.

Çünkü yatırımcı tek başına bir hikâye değildir. Yatırımcı, sistemin aynasıdır.

Emrulah Turanlı’nın adı ağırlıkla tartışmalarla birlikte anıldı. Ortaya çıkan Ercan gibi büyük ölçekli bir proje neredeyse gölgede bırakılmak istendi. Bir anlamda Ercan’la ilgili her türlü eleştiri Emrullah Turanlı’nın sırtına yüklenilirken, sıra siyasi ranta geldiğinde Turanlı, hep fotoğraf karesinin dışında tutuldu.

Açılışta iki kelimelik bile söz hakkı verilmedi. Kurdelenin arkasında bir makas uzatmalık yer çok görüldü.

Bu noktada iki seçenek vardır: Ya yüzeyde kalırsınız… Ya da derine inersiniz.

Ben ikinci yolu seçerim.

Bir yatırımcıyı anlamak için önce şunu sormak gerekir:

Bu ülkede yatırımcı olmak kolay mı?

Kuzey Kıbrıs’tan Türkiye’ye, Türkiye’den dünyaya uzanan çizgide yatırımcının önündeki engeller saymakla bitmez:

Bürokrasi… Hukuki belirsizlik…Siyasi dalgalanmalar…

Böyle bir ortamda yatırım yapan herkes sadece iş insanı değildir…

Aynı zamanda risk alandır.

Ancak… Bu noktada kritik şu soru akla gelir:

Risk almak, her şeyi meşru kılar mı? Kılmaz. Yatırımcı Kıbrıslı ağzıya gurvada kısılmamalı.

Yatırımcıya değer verelim. Ama kuralları ceplere doğru eğip bükerek değil.

Çünkü kural yoksa, güven yoktur. Güven yoksa yatırım da sürdürülebilir değildir.

Emrullah Turanlı ile oturup sohbet ettim. Sohbet tarzına bayıldım.

  Duyguları yoğun bir insan, tepkileri hızlı,  coşkusu yüksektir.

Karadeniz insanıdır bir anda sinirlenir, ama aynı hızla gönlünü de açar.

Doğruya doğru bizim buralarda Emrullah Turanlı ile çok uğraşıldı.

Yatırımcıyı şeytanlaştırmak kolaydır.

Ama asıl sorgulanması gereken, o yatırımcıya hangi kapıların nasıl açıldığıdır.

Çünkü hiçbir yatırımcı, kapı kapalıysa içeri giremez.

Kapıyı açan kim?

Bir ülkede yatırımcı korkmadan yatırım yapmalı.

Ama vatandaş da “Bu işte bir ayrıcalık var mı?” diye sormaktan korkmamalı.

Çünkü gerçek denge tam da bu iki çizginin ortasında kurulur.

Ne yatırımcı düşmanlığı… Ne de sorgusuz yatırımcı hayranlığı…

 

Gelelim soru yanıtlarımıza…

 

HASTÜRER: Emrullah Turanlı, geriye dönüp doğduğu yerlere uzandığında neler söyler?

TURANLI: Önce anneciğim Fazliye ile babacığım Hüseyin Turanlı’yı anımsarım. Rize’nin İkizdere ilçesinin Demirkapı köyü. Neredeyse yüzde yetmiş meyilli yamaç üzerine kurulu bir köy. 1025 metre rakımımız var. Nüfusumuz hep birkaç yüzlerde oldu.

HASTÜRER: Doğa koşulları sizi etkiledi mi, şekillendirdi mi?

TURANLI: Allah razı olsun bu soru için. Benim okul sıralarında fazla geçmişim yok. Büyük bir kent çocuğu da değilim. Benim köyüm demek, yüksek rakım, yeşil vadi, sis, dere sesi ve Karadeniz’in sert ama bereketli tabiatıyla birlikte olmak demek..

Bana kimse, dikkat et düşersin demedi. Çünkü yürümeden önce dik yamaç üzerinde durmayı öğrendik. Ben doğayla savaşarak, hayata tutunmayı ve başarmayı öğrendim.

 

HASTÜRER: Başka ne anımsarsın?

TURANLI: Bizim oraların kışı çok serttir. Uzun yıllar tek odalı bir evde yaşadık. İnanmayacaksınız, 4-5 kilometre uzaklardan odun toplar sırtımızda taşır, yakar ısınırdık. İri kıyım bir çocuk değildim ama odunları görüntümden daha büyük bir güçle taşırdım….

HASTÜRER: Okul yılları desem?

TURANLI: Etrafımda okumanın değerini anlatacak kimse yoktu. İlkokul sonrasında ortaokul. Cepte para yok ama dudakta sigara vardı. Okulu ter ettim.

HASTÜRER: İstanbul serüveni ne zaman başladı?

TURANLI: 1976’da İstanbul’a gittim. Yaşım küçük, yüreğim ve cesaretim büyüktü. İstanbul beni korkutmadı hiç. Önce inşaatlarda kalıpçı çıraklığı yaptım. Yıllar geçti, elektrikli malzeme montajı yaptım. Sonra aynı konuda iş yeri sahibi oldum. Devamında Tahtakale’de yürüdüm.

 

HASTÜRER: İş hayatının kronolojisinden çok, girişimcilik ruhunuzu ve insan ilişkilerinizi dinlemek istiyorum.

TURANLI: Ben Karadenizliyim. Ruhumda Karadeniz’in fırtınası, yüksek dağlarda doğayı taşırım. Kaybetme korkum hiç olmadı. Nasıl ki doğa hatayı affetmez ben de karşımdakini affederek haklarımdan feda etmem.

Çünkü, anlaşmalardaki haklarınızı korumaz ve bunu rakipleriniz ya da ihale sahipleri bilirse, sizinle sözleşmeye imza atarken, ciddiye almaz. Ben helal hakkımı niye birilerine yedireyim?

 

HASTÜRER: Hiç mi yedirmediniz?

TURANLI: Ben yedirmedim ama bir biçimde yiyenler oldu. Dahası talimatla, birilerine haklarımdan vazgeçerek kıyak geçmem istendi.

 

 

HASTÜRER: Kabul ettiniz mi?

TURANLI: Sözü uzatmayım istersen. Kabul etmek zorunda kaldım.

 

HASTÜRER: Kuzey Kıbrıs’a severek mi geldiniz?

TURANLI: Kesinlikle evet.

 

HASTÜRER: Uzun süre hedef tahtasında olmak sizi yormadı mı?

TURANLI: Yormaya yormadı da üzmeye üzdü. ERCAN, yıllar sonrada bir yatırım başarısı olarak anılacak. Benim de bu eserde imzam, imzamdan öte alın terim var. Takdir edilmeyi hak olarak gördüm. Hakkım verilmezken, ayrıcalıklı gösterildim. Bunu Allah da kabul etmez. Beni çok konuşturmayın…

 

HASTÜRER: Kıbrıs’ın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

TURANLI: Çok parlak… Kıbrıs vizyonu olarak somutlaştırdıklarım, hayalden öte gerçekleşebilecek projeler bütünüdür. Kuzey Kıbrıs yüz ölçümü olarak küçük olabilir ama büyük düşünceleri hak edecek kadar stratejik bir değerdir. Unutmayın küçük düşünceyle büyük proje üretemezsiniz.

 

HASTÜRER: Emrullah Turanlı kolay aşık olur mu?

TURANLI: Ülkeme, vatanıma, milletime sevdalıyım. Bunun içinde de KKTC’de var. İşime de aşığım. Kendime zaman ayırabildiğim zaman aşık olmayı severim.

 

HASTÜRER: Aktif politika desem..

TURANLI: (Gülerek) Fazla dürtmesinler beni siyasi parti kurar aktif siyaset yaparım.

 

HASTÜRER: Bir süre sonra kaldığımız yerden devam ederiz.

TURANLI: Hazırım. Özellikle Kıbrıs’ta enerji konusundaki fikirlerimi aktarmak isterim.

*********

Kıbrıs Türk İş İnsanları Derneği Başkanı Enver Mamülcü’nün yazısı

Emrullah Turanlı, düşündüğünü söyleyen, cesur ve kararlı,  tipik bir Karadenizli

 Bugün artık şunu açıkça konuşmamız gerekiyor: Bu ülkeye yatırım yapan insanlara hak ettikleri değeri veriyor muyuz? Yoksa onları bürokrasiye, belirsizliğe ve motivasyon kaybına mı teslim ediyoruz?

Cumhuriyet tarihimizin en büyük yatırımlarından biri olan Ercan Havalimanı bu anlamda çok önemli bir örnek. Taş Yapı Holding tarafından hayata geçirilen bu proje, sadece bir altyapı yatırımı değil; aynı zamanda ülkenin vitrinidir. Turizmden ticarete kadar birçok alanda çarpan etkisi yaratabilecek bir güçtür.

Geçtiğimiz günlerde Emrullah Turanlı iki farklı programda konuk oldu ve projelerini anlattı. Özellikle altını çizdiği bir nokta dikkat çekiciydi: Ercan Havalimanı yap-işlet-devret modeliyle yapılmış bir projedir ve “halkın malıdır.”

Bu yaklaşım, yatırımcının sadece kazanç odaklı değil, aynı zamanda değer üretme motivasyonuna da sahip olduğunu gösteriyor.

Üstelik bu ilk değil. Pandemi sürecinde acil ihtiyaç haline gelen hastaneyi, taahhüt edilen süreden önce tamamlayıp devlete teslim etmesi de ortada. Bu, sözün ötesinde bir duruş.

Kendisini daha önce de tanıyan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Emrullah Turanlı tipik bir Karadenizli—düşündüğünü söyleyen, cesur ve kararlı. Kendi ifadesiyle akademik anlamda büyük bir eğitimi olmayabilir; ama sahada edindiği tecrübe ve risk alma cesareti, onu “mega proje” denilen işlerin içine sokan temel özellik.

Belki de bu yüzden, bu ülkeye yatırım yapmaya devam etmesi biraz “deli cesareti” gibi görünebilir.

Çünkü kabul edelim: Yatırım eksikliği yaşayan, bürokrasisi ağır, sistemi zaman zaman yatırımcıyı zorlayan bir yere yatırım yapmak kolay bir karar değil.

Ama buna rağmen hâlâ motivasyonu var.

Bu noktada insanın aklına geçmişte bu ülkede yatırım yapmış isimler geliyor. Besim Tibuk, Ömer Gültekin gibi yatırımcılar… Onlar da bu sistemin zorluklarından nasibini aldılar. Ama pes etmediler.

Peki biz ne yaptık?

Yatırımcıyı engelleyen ve yatırımın gecikmesinin sebebi kurumların yönetiminde olan siyasetin engellemesi ve suçu yatırımcıya mal etmesi büyük ayıp olmuştur

Çoğu zaman destek olmak yerine eleştirmeyi, sahip çıkmak yerine yıpratmayı seçtik.

Oysa artık bir tercih yapmamız gerekiyor:

Bağcıyı mı döveceğiz, yoksa üzüm mü yiyeceğiz?

Eğer gerçekten ekonomik olarak büyümek istiyorsak, yatırımcıyı küstürme lüksümüz yok. Aksine, onları teşvik etmeli, önlerini açmalı ve bu ülkeyi yatırım için cazip hale getirmeliyiz.

Çünkü gerçek şu: Yatırım varsa gelecek vardır.

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu