Alper Eliçin

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Hava Araçları ile İlgili Bazı Endişeler

 

Son aylarda Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) üç önemli hava platformu kazası gerçekleşti. Bunların ilki Azerbaycan’dan gelmekte olan bir C-130E model nakliye uçağımızın 11 Kasım 2025 tarihinde,  Gürcistan hava sahasına girdikten hemen sonra Sighnaghi üzerinde havada üç parçaya ayrılarak düşmesi oldu. 57 yaşında olan 68-1609 kuyruk numaralı bu uçakta 20 havacı personelimiz şehit oldu. Düşen uçak Suudi Arabistan’dan ikinci el olarak alınmış ve 2012’de envantere katılmıştı. İleri yaşına rağmen C-130 filomuzun en genç uçakları arasındaydı. Erciyes projesi kapsamında, kullanım süreleri 2040’a kadar uzatılmaya çalışılan uçaklar arasındaydı. Öte yandan Erciyes projesinin ağırlıklı olarak bir aviyonik ve kokpit yenilemesi olduğunu, gövdenin elden geçirilmesinin çok kısıtlı kaldığını biliyoruz.

Nihai kaza raporu henüz açıklanmamış olsa da, Nisan 2026’da Milli Savunma Bakanlığı (MSB) bir açıklama yaptı ve kazanın nedeni olarak, her iki kanadın üstünde bulunan dingilerden birisinin karbondioksit gazıyla dolu tüpüyle birlikte yuvasından çıkarak uçağın sol kuyruk-gövde kısmına temas ettiğini, oradan dikey stabilizeyi kavrayarak gövdeye ve yatay/dikey stabilize sistemine yapısal hasar verdiğini ve bunun uçağın düşmesine neden olduğunun düşünüldüğünü belirtti. Söz konusu dingi, uçağın denize acil iniş yapması durumunda, personelin tahliyesi için kullanılan şişme cankurtaran salı sistemi olduğunu da bu vesileyle belirteyim. Düşen uçağın bir ay önce ağır bakımdan geçmiş olması ve muhtemel malzeme yorgunluğunun fark edilmemiş olması da düşündürücü. Bu da Erciyes projesinin gövde yenilemeye ağırlık vermediğinin ayrı bir göstergesi gibi.

C-130 kanadındaki dingi
Photo: https://tr.linkedin.com/posts/metin-k%C4%B1ran-328795a_havac%C4%B1l%C4%B1k-c130-dinghy-activity-7448386847367602180-eIna

Uçağın veri kayıt cihazı da incelendiğinde, kaza anına kadar sistemlerin ve uçuş ekibinin konuşmalarında hiçbir aksaklık tespit edilememiş ve olayın ani geliştiği sonucuna varılmış.  Bu da kazanın nedeni olarak yine malzeme yorgunluğu ihtimalini işaret eden bir durum.

Bizleri üzen ikinci kaza ise, kuyruk numarası 93-0679 olan bir F-16 Blok 50 uçağımızın, 25 Şubat 2026’da Balıkesir 9.Ana Jet Üs Komutanlığı’ndan, radarlarda saptanan Bulgar sınırındaki muhtemel bir SİHA’yı önlemek için acil kalkış yaptıktan (scramble) üç dakika içerisinde düşmesi oldu. Bu kazada pilot, fırlatma koltuğunu kullanmakta bilinmeyen nedenlerle geç kaldığından şehit düştü.  Söz konusu uçak, artık iyice eskimiş olan F-16 filomuzun en yeni uçakları arasındaydı. Önleme uçuşu gece gerçekleşmiş olmakla birlikte, hava açıktı ve pilotun etrafını net bir şekilde görmesi olanaklıydı. Kaza nedeniyle ilgili halen bir ön değerlendirme açıklaması yapılmadı.

Türk Hava Kuvvetleri envanterindeki uçakların kaybına ve personelin şehit olmasına neden olan ilk iki kazadan sonra, bir üçüncü kaza 22 Nisan 2026’da bu kez kara havacılığı envanterinde olan bir CH-47F Chinook ağır nakliye helikopteri ile yaşandı. Ankara-Temelli bölgesinde eğitim uçuşu yapan bu helikopter, henüz bilinmeyen bir nedenle sert iniş yaptı. Neyse ki şehit verilmedi. Bu olayın nedeni henüz tam belirlenmedi. Teknik arıza, hava şartları, kuş çarpması gibi bazı hipotezler üzerinde duruluyormuş. 35-40 milyon dolar değerinde olan, ABD’den yeniden tedarik edilmesi, üretim hattının doluluğu ve ABD’deki Türkiye karşıtlığı nedeniyle oldukça zor olan bu kritik hava aracının yeniden uçabilir hale gelip gelemeyeceği de meçhul. Gövde motor sistemi ve aviyonik büyük ölçüde sağlamsa bu mümkün olabilir.

Beş ayda üç ciddi hava platformu kazası ister istemez bazı soruları akla getiriyor. Bunların başında da teknik ve/veya uçucu personelin eğitim eksikliği ve bakımın gerekli standartta olup olmadığı geliyor. Çok büyük oranda ABD’den satın alınmış olan hava platformlarına bağımlı olan hava ve kara havacılığımızın, son yıllarda yedek parça ikamesinde karşılaştığı bazı zorlukların bakım zafiyetine neden olmuş olması da ihtimal dahilinde.

Bir başka ihtimal ise TSK tepe yönetim kademesinden kaynaklı bir sorun olması. Zira TSK personel kalitesinde veya yönetim yapısında ortaya çıkan zafiyetler tüm kuvvetlerde soruna dönüşebilir. İki ayrı kuvvete bağlı hava platformlarında gerçekleşen son kaza/kırım olayları bu konunun da araştırılmasını gerektiriyor kanısındayım.

Türkiye’nin F-35 uçakları alması günümüz şartlarına bir hayal gibi gözüküyor. Zaten alınsa da yedek parça, bakım, mühimmat gibi ihtiyaçlar söz konusu olduğunda bize karşı bir baskı unsuru olarak kullanılacağı kesin. Uzun süredir almaya çalıştığımız F-16V uçaklarının da alımı fiyat uyuşmazlığı bahane edilerek sürüncemede bırakılıyor. Zaten küresel silahlanma nedeniyle, anlaşma kesinleşse bile teslimatı yıllar alacak ve bu uçaklara teknolojik olarak pek gereksinim kalmayacak.

Bu nedenlerle Eurofighter alımı için Birleşik Krallık ile anlaşma yapılmış olması çok yerinde bir karar. Ancak bu uçakların da ilk teslimat tarihi şimdilik 2030 gibi gözüküyor. Dolayısıyla ara çözüm olarak Katar ve Umman’dan bir miktar Eurofighter 3A alımı planlanmıştı. Ancak Körfez’de çıkan savaş nedeniyle bu iki ülkenin söz konusu uçakları kendi uhdelerinde tutmak istedikleri hakkında duyumlar geliyor. Ayrıca, Katar’ın Ukrayna’dan alacağı SİHA savunma silahları karşılığında, aynı anlaşma kapsamında Ukrayna’ya filosundaki Mirage uçaklarını devretmeyi kabul ettiği de basına yansıdı. Bu durumda Katar’ın hem Ukrayna’ya Mirage’ları hem de Türkiye’ye Eurofighter 3A’ları vermesi kendi filosunda zafiyete neden olacağından söz konusu olmayabilir. Kanımca spekülasyonlara son vermek amacıyla MSB’nin bu alımlarla ilgili bir açıklama yapması yerinde olacaktır.

Görüldüğü gibi askeri havacılığımızın acilen çözülmesi gereken sıkıntıları artarak devam ediyor ve bu konularda doyurucu açıklamalar çok ender olarak yapılıyor.

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu