Derviş DoğanYazarlar

İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalı…

Çok kötü günlerden geçtik.

Aslında hâlâ geçiyoruz.

Toplum olarak son yıllarda yaşadığımız olaylara baktığımızda karşımıza yalnızca birbirinden bağımsız skandallar, kazalar veya ihmaller çıkmıyor. Bütün bu yaşananların altında aynı sorunu görüyoruz:

Denetimsizlik, ihmal ve sorumluluk almama.

Sahte reçete skandalı…

Sahte diploma skandalı…

Kamuda rüşvet iddiaları ve adli süreçlere taşınan dosyalar…

Bunların hiçbiri toplumun güven duygusunu sarsmaya yetmiyormuş gibi, insan hayatının doğrudan söz konusu olduğu olaylarla da karşı karşıya kaldık.

Alkollü süt nedeniyle hayatını kaybeden bebek…

MR çekimi için hastaneye götürülen 9 yaşındaki bir kız çocuğunun hayatını kaybetmesi…

Denetimsizlik ve iş güvenliği eksiklikleri nedeniyle yaşanan iş kazaları ve can kayıpları…

Donör uygulamalarıyla ilgili tüp bebek skandalı…

Ve son olarak hepimizi derinden sarsan gemi faciası.

Birbirinden farklı gibi görünen bu olayların ortak bir noktası var:

İhmal.

Elbette her olayın kendi içinde farklı nedenleri, farklı sorumluları ve farklı hukuki boyutları vardır.

Ama artık toplum olarak şu soruyu sormak zorundayız:

İnsan hayatı bu kadar ucuz mu?

Olmamalı.

Bir devletin en temel görevi, vatandaşının can ve mal güvenliğini korumaktır.

Bir bakanlığın, bir kamu kurumunun, bir müdürlüğün veya herhangi bir yetkilinin görevi yalnızca evrak imzalamak, makamında oturmak değildir.

Denetlemek, uyarmak, önlem almak ve gerektiğinde müdahale etmektir.

Çünkü bazı görevlerde yapılan bir ihmal, sıradan bir bürokratik hata değildir.

Bazen bir insanın hayatına mal olur.

Bazen bir çocuğun hayatını söndürür.

Bazen bir ailenin ömrü boyunca taşıyacağı bir acıya dönüşür.

İşte bu nedenle artık “ne oldu?” sorusunun yanında çok daha önemli bir soruyu sormamız gerekiyor:

“Kim sorumluydu ve görevini neden yapmadı?”

Bu sorunun cevabı verilmeden, yalnızca birkaç kişinin görevden alınmasıyla bu meselelerin üzeri kapatılamaz.

Son gemi faciasında toplumun büyük bir kesiminin ortak bir acıda buluşması ve siyasi farklılıkların bir kenara bırakılması önemliydi.

Bir bakan görevden alındı.

Peki, yeterli mi?

Hayır.

Çünkü mesele yalnızca bir bakanın görevden alınması değildir.

Mesele, o facianın ortaya çıkmasına yol açan zincirin tamamının ortaya çıkarılmasıdır.

Kim denetledi?

Kim denetlemedi?

Kim rapor hazırladı?

Kim imza attı?

Kim uyarıldı?

Kim uyarıyı dikkate almadı?

Kim görevini yapmadı?

Ve en önemlisi:

Kim bile bile ihmale göz yumdu?

Aynı soruları geçmişte yaşanan diğer olaylar için de sormalıyız.

Alkollü süt olayında sorumluluk zinciri neredeydi?

Hastanede yaşanan ölümde hangi aşamalarda hata veya ihmal vardı?

İş kazalarında gerekli denetimler gerçekten yapıldı mı?

Tüp bebek uygulamalarında donör süreçleri gerektiği gibi denetlendi mi?

Sahte reçeteler nasıl bu noktaya gelebildi?

Kamuda rüşvet iddiaları varsa, sistem bu iddiaların ortaya çıkmasına neden izin verdi?

Bütün bunların cevapları verilmelidir.

Ve bunun yolu siyasi açıklamalardan değil, bağımsız, şeffaf ve etkili soruşturmalardan geçer.

Kimsenin makamı, unvanı veya siyasi kimliği hukukun üzerinde olmamalıdır.

Müdürse müdür…

Müsteşarsa müsteşar…

Bakan ise bakan…

Kim ihmal etmişse, kim görevini kötüye kullanmışsa, kim sorumluluğunu yerine getirmemişse hukuk önünde hesabını vermelidir.

Elbette hiç kimse yargılanmadan suçlu ilan edilemez.

Ancak hiç kimse makamı nedeniyle soruşturulamaz veya hesap veremez hale de getirilemez.

Hesap sormak intikam değildir.

Hesap sormak, devletin vatandaşına karşı sorumluluğudur.

Bir insanın hayatını kaybettiği yerde “geçmiş olsun” demek yetmez.

Bir aile evladını kaybettiğinde başsağlığı dilemek yetmez.

Bir facianın ardından birkaç gün yas tutup sonra hiçbir şey olmamış gibi devam etmek hiç yetmez.

Çünkü eğer sistem değişmezse, bugün başkasının başına gelen yarın bizim başımıza gelebilir.

Bugün bir gemide…

Yarın bir hastanede…

Öbür gün bir fabrikada…

Başka bir gün bir okulda…

İhmalin bedelini yine insanlar ödeyebilir.

Artık bir şeyleri değiştirmek zorundayız.

Görevini yapmayanın görevde kalmadığı…

Denetlemeyenin hesap verdiği…

İhmal edenin soruşturulduğu…

Suç işleyen kim olursa olsun yargının karşısına çıktığı…

Ve en önemlisi, insan hayatının siyasi hesaplardan, makamdan, koltuktan ve kişisel çıkarlardan daha değerli olduğu bir düzen kurmak zorundayız.

İstifa var mı?

Yok.

Oysa demokrasilerde istifa, sorumluluktan kaçmak değil; tam tersine sorumluluğu kabul etmenin en onurlu yollarından biridir.

En azından son faciada bir bakanın görevden alınması, toplumun ortak tepkisinin bir sonucu olarak önemli bir adımdır.

Ama yeterli değildir.

Diğer ihmaller de yeniden ve ciddiyetle değerlendirilmelidir.

Sorumluluğu bulunan herkes için gerekli idari ve hukuki süreçler işletilmelidir.

Çünkü bu ülkenin artık yeni bir skandala, yeni bir ihmale, yeni bir “keşke”ye ihtiyacı yok.

İhtiyacımız olan şey çok basit:

Denetim.

Sorumluluk.

Hesap verebilirlik.

Adalet.

Ve hepsinden önemlisi:

İnsan hayatına gerçek anlamda değer vermek.

Çünkü insan hayatı ucuz değildir.

Olmamalı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu