Hasan HastürerYazarlar

DAYANIŞMA, BAŞKASININ DERDİNİ DUYUNCA BAŞINI SALLAMAK DEĞİLDİR

Kuzey Kıbrıs’ta yatırımcı olmak kolay değil.

Bu cümleyi çok duyarız. Ancak neden kolay olmadığını konuşurken çoğu zaman maliyetleri, elektriği, bürokrasiyi sıralayıp dururuz. Bunların hepsi önemli. Bir de insanı yoran, hevesini kıran, sonunda yaptığı işten uzaklaştıran toplumsal yatırım iklimi var.

O iklimi anlamadan yatırımcının yorgunluğunu anlayamayız.

Bu yalnızlık büyüdükçe, yeni yatırım yapacak insanların cesareti de daha başlamadan kırılıp gidiyor.

Toplumsal yapımızı, dayanışma alışkanlıklarımızı, bireysel davranışlarımızı doğru okumak zorundayız. Çünkü bazen insanı sermayesinin azalmasından önce yalnızlığı tüketir. Sorununu anlatacak birini bulur ama çözüm için yanında duracak birini bulamaz.

***

Son zamanlarda dikkatimi çekiyor. Daha doğrusu, yüz yüze konuşmalarımda dinliyorum.

Bazı iş insanları işlerini büyütmeyi değil, uygun bir çıkış yolu bulup iş dünyasından ayrılmayı düşünüyor. Özellikle sanayi alanında bu düşünceyle karşılaşıyorum.

Düşünün… Yıllarını üretime vermiş bir insan, yeni yatırımın hesabını yapmak yerine elindekini nasıl devredeceğini hesaplıyor. Bu, yalnızca o kişinin meselesi midir? Değildir.

Üretimden vazgeçen her insanla birlikte bilgi, tecrübe, istihdam ve geleceğe ilişkin umut da eksilir. Bir fabrikanın kapısına kilit vurulduğunda kaybedilen yalnızca makinelerin çalışması değildir. O makinelerle hayatını kuran insanların güven duygusu da sarsılır.

Bizde iş dünyasının bu yönü yeterince derinlemesine analiz edilmiyor.

Derdi olan, derdiyle baş başa bırakılıyor. Herkes kendi imkânıyla, kendi ilişkileriyle, kendi dayanma gücüyle bir çıkış arıyor. Gücü yeten biraz daha yol alıyor. Yetmeyen yoruluyor, küçülüyor ya da çekiliyor.

***

Peki, meslek kuruluşları neden var? Üyelerinin ortak sorunlarını belirlemek, çözüm önerileri geliştirmek, kamu yönetiminin önüne somut talepler koymak için değil mi?

Törenlerde görünmek, açıklama yapmak, fotoğrafa girmek elbette mümkündür. Ancak bir kuruluşun başarısını bunlarla ölçemezsiniz. Üyesinin hayatında hangi güçlüğü azalttığına bakarsınız.

Elektrik maliyetinden izin süreçlerine kadar ortak sıkıntılar varsa, ortak akıl da ortak takip de olmalıdır. Aynı sorunu yaşayan on işletmenin ayrı ayrı kapı çalması, örgütlü olmanın anlamını zayıflatır.

Acı ama gerçek… Bu işleri öncelik haline getirmesi gereken yönetimlerin bir kısmında gereken kararlılığı göremiyoruz. Yarası olan gocunsun.

Temsil makamlarının kişisel iş takibine yaradığı yönündeki yakınmaları da duyuyoruz. Böyle bir algı varsa bile yönetimler durup düşünmelidir. Hangi işi kimin için takip ettiklerini, üyelerine ne kazandırdıklarını açıkça anlatmalıdır.

Bir makamın itibarı, oturan kişinin işlerinin kolaylaşmasıyla yükselmez.

Temsil ettiği insanların ortak derdine çare olmasıyla yükselir.

***

Sorunları insanı sarmalına aldığında yalnız bırakılan yatırımcı, sonunda kendi ciğeriyle kendi yağını kavurur hale geliyor. Ayakta kalabilmek için kendinden tüketiyor. Zamanından, sağlığından, ailesinden, biriktirdiği umuttan harcıyor. Bir süre sonra da “Yeter” diyor.

O noktada ona girişimcilik öğüdü vermek kolaydır. Asıl mesele, o noktaya gelmeden yanında durabilmektir.

Boş verin yüksekten söylenen büyük sözleri.

Bizim buralarda hâlâ “Gemisini kurtaran kaptan” anlayışı güçlü.

Daha kötüsü de var: Beni sokmayan yılan bin yaşasın.

***

Oysa bugün başkasının işletmesini kuşatan sorun, yarın sizin kapınıza dayanabilir. Ortak sorunları kişisel bağlantılarla aşmaya çalışmak kalıcı güven üretmez. Yalnızca sıradaki mağdurun kim olacağını değiştirir.

Üretimi gerçekten önemsiyorsak, üreticinin yalnızlığını da önemsemeliyiz.

Bunun ilk adımı, şikâyetleri toplantı salonlarında dinleyip unutmak yerine kayıt altına almaktır. Sonra hangi sorunun kim tarafından, hangi sürede çözüleceği izlenmelidir. Üyeler, aidatlarının karşılığını yalnızca bir tabelada değil, günlük işlerinin kolaylaşmasında görmelidir. Yönetimde görev almak da bu sorumluluğu üstlenmek demektir.

***

Dayanışma, başkasının derdini duyunca başını sallamak değildir. O derdin çözümünde sorumluluk almaktır.

Bunu başaramadığımız sürece kaybeden yalnızca yatırımcı olmayacak. Hepimiz kaybedeceğiz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu