Biri Gaza Basıyor, Biri Frene: Pazartesi Neyin Testi Olacak..?

Kıbrıs’ta uzun zamandır ilk kez aynı hafta içinde iki liderden bu kadar zıt tonda mesaj duyuyoruz.
Holguin’in mekik diplomasisinden sonra Hristodulidis, “mesajlar pozitif, olumlu açıklamaların önü açık” diyor.
Erhürman ise, “acele etmeyelim, siyasal eşitlik olmadan olmaz” diyor.
Bu fark, bir iletişim kazası değil.
İki tarafın Pazartesi’ye tamamen farklı beklentiyle gittiğini gösteriyor.
Hristodulidis’in pozitifliği anlaşılır.
Onun için Pazartesi, bir sonuçtan çok bir sürecin başlangıcı.
19 öneri dediği paketi masaya koymak, Guterres’in üç başlığını, güven artırıcı önlemler + müzakere yöntemi + öz, bir arada konuşturmak ve buradan 5+1’li geniş toplantıya kapı açmak istiyor.
Yani takvim işlemeye devam etsin, süreç “kaldığı yerden” devam ediyormuş gibi görünsün istiyor.
Bu, Rum tarafı için hem iç politikada hem Brüksel’de kazanım.
Erhürman’ın temkinliliği de aynı derecede anlaşılır. Çünkü onun için mesele takvim değil, zemin.
Bu aslında bir usul itirazı değil, bir öz itirazı.
Erhürman, müzakereye başlamadan önce neyin müzakere edileceğinin, hangi eşitlik temelinde edileceğinin netleşmesini istiyor.
Dönüşümlü başkanlık, kararlara etkin katılım, siyasi eşitlik…
Bunlar olmadan masaya oturmak, Kıbrıs Türk tarafı için eski filmin tekrarı olur.
O filmi de hepimiz biliyoruz: Görüşmeler yapılır, “ilerleme var” denir, sonra kaldığı yerden değil, en baştan başlanır.
Holguin tam da bu iki beklenti arasında sıkışmış durumda.
Bir yandan 4 geçiş noktası + mayın temizliği paketine Cuma’ya kadar cevap istiyor.
Bu, Pazartesi’ye eli boş gitmemek için küçük ama somut bir kazanım arayışı.
Diğer yandan Ankara’dan gelen mesajı, Başçeri üzerinden alıp Hristodulidis’e iletmesi bile, Rum tarafında 550 sayılı karar üzerinden itiraza yol açtı.
Yani daha güven artırıcı önlem konuşulurken, güvenin kendisi tartışma konusu oldu.
İşte Pazartesi bu yüzden önemli ama abartılmaması gereken bir gün.
Pazartesi’de büyük bir çözüm çıkmayacak. Bunu herkes biliyor. Pazartesi’de çıkacak olan şey, bundan sonrasının dili olacak.
Eğer Pazartesi’den “geçiş noktalarında anlaştık, yöntemi konuşmaya devam edeceğiz” gibi somut ama sınırlı bir açıklama çıkarsa, Holguin kazanmış olur. Süreç nefes alır.
Eğer Pazartesi’den “çok olumlu bir atmosferde görüştük” gibi muğlak bir açıklama çıkarsa, Hristodulidis kazanmış olur. Süreç varmış gibi görünür ama içi boş kalır.
Eğer Pazartesi’den hiçbir açıklama çıkmaz, taraflar yine birbirini suçlarsa, o zaman Erhürman’ın temkinliliği haklı çıkmış olur.
Ve bu, Guterres dönemi bitmeden önceki son ciddi denemenin de boşa gittiği anlamına gelir.
Benim gördüğüm şu: Kıbrıs’ta sorun hiçbir zaman masaya oturmak olmadı.
Sorun, masadan neyle kalkılacağıydı.
Hristodulidis masaya oturmayı başarı sayıyor.
Erhürman ise masadan eşitlikle kalkılmadığı sürece oturmanın bir anlamı olmadığını söylüyor.
Pazartesi, bu iki anlayışın hangisinin Holguin’in raporuna yazılacağını gösterecek.
Umutlu olmak için erken, umutsuz olmak için de erken.
Ama şunu not edelim: İlk kez uzun süredir, Kıbrıs Türk tarafı “müzakere olsun da nasıl olursa olsun” demiyor.
“Nasıl olacağını konuşalım, sonra müzakere edelim” diyor.
Bu, belki de bu adada en gerçekçi pozitifliktir.


