Hasan HastürerYazarlar

Seçim, iyi çoban aramak değildir.

Kıbrıs’ı seviyor muyum?

Sevmek ne demek… Âşığım.

Kıbrıs Türk halkına sevgim, saygım var mı?

Elbette var.

Bir ilahi güç varsa, bizi bu güzel adayla buluşturmuş. Kıbrıslı yapmış. Etnik kimliğimizi de eklersek, Kıbrıslı Türk olarak bu topraklarda yaşama şansı vermiş.

Peki, seviyorsam susmam mı gerekir? Hayır.

Sevgi, yanlışı görmezden gelmenin gerekçesi olamaz. İnsanını sevenin, insanına karşı sorumluluğu da vardır.

***

Kıbrıs’ın taşını, toprağını, dağını, ovasını suçlayacak değilim.

Deniz, kendini kirletmiyor.

Dağlar, bağırlarına taş ocakları açılsın diye dilekçe vermiyor.

Ağaçlar, yerlerine beton yığılsın diye köklerini toplayıp gitmiyor.

Bunları insanlar yapıyor.

İzin veren insan. Ayrıcalık sağlayan insan. Kazanan insan. Seyreden de insan.

Yanan ormanın yeniden yeşermesine fırsat tanımadan toprağı betona teslim ederseniz, doğanın kendini onarma imkânını da elinden alırsınız.

Sonra dönüp, “Ne güzel memleketimiz vardı” dersiniz.

Vardı da siz, güzellikler hançerlenirken neredeydiniz?

Gördüğümüz yanlışa ses çıkarmadığımızda, o yanlışın sürmesini kolaylaştırdığımızı da kabul edeceğiz.

***

“Başımıza ne geldiyse başımızdakilerden geldi.”

Çok duyuyorsunuz, değil mi?

Hafta başında KIBRIS TV’deki programımın girişinde de sözü buraya getirdim.

Bir vücut için en ağır yük, bastığı yeri bilmeyen baştır.

Doğru.

Peki, o başı taşıyan vücudun, bacakların, ayakların hiç sorumluluğu yok mu?

Yanlış yere yürüdüğünü bile bile yürümeyi sürdüren ayaklar, kendilerini bütünüyle masum sayabilir mi?

Yönetenleri eleştireceğiz.

Ancak onları oraya taşıyan tercihlerimizi, koruyan suskunluğumuzu, besleyen beklentilerimizi de konuşacağız. Kendi payımızı dışarıda bırakarak yaptığımız hesap, eksik hesaptır.

***

Çocukluğumuzun masallarında kurtlar kötüydü.

Kuzular, koyunlar masumdu.

Büyüdük.

Hayatın masallardan ibaret olmadığını öğrendik.

Sorgulamadan kalabalığın peşine takılan insanın davranışını sürü psikolojisi diye tanımlıyoruz.

Peki, bunu kendi hayatımızda gördüğümüzde neden başka tarafa bakıyoruz?

Her seçim döneminde yazar, söylerim:

Seçimi iyi çoban seçmek olarak görmeyin.

Mesele, çobanın iyisini bulmanın ötesinde, “koyunluktan” kurtulabilmektir.

Dünyada yüzlerce koyun ırkı var.

Soldan sağa sıralayın.

Sağdan sola sıralayın.

Sıralama değişince, ırkı ne olursa olsun, koyunun koyunluğu değişmiyor.

***

Siyasi yönünüz, bir değil, birey olarak kendi adınıza düşünmüyorsanız, sizi özgür birey yapmaya yetmiyor.

Bunları televizyonda söyledikten sonra markette karşılaştığım insanlar, “Hasan Bey, çok haklısınız” diyor.

Peki, haklı bulduğumuz sözün gereğini kim yapacak?

Ben söyleyeceğim, siz onaylayacaksınız, sonra herkes aynı alışkanlıklarla yoluna devam edecek…

Böyle değişim olur mu?

***

Sandık başında elimizi yönlendiren şey aklımız mı, alışkanlığımız mı? Bir yakınımıza sağlanacak kolaylık uğruna herkesin hakkını unutuyor muyuz? Dün eleştirdiğimizi bugün bizim partimiz yaptı diye savunuyor muyuz?

Bu soruların yanıtını başkasından beklemeyelim. Aynaya bakıp kendimize verelim.

***

Kıbrıslı Türkler için “Uysal ve uyumlu insanlardır” denir. Büyük ölçüde katılırım.

Ama uysallık her zaman erdem değildir.

Kişiliğinizle, dilinizle, kültürünüzle kabul görerek birlikte yaşamak değerlidir.

Kabul görmek uğruna kendinizden vazgeçmek ise üzerinde düşünülmesi gereken bir kayıptır.

Londra’daki Kıbrıslı Türklerin deneyimlerinde de bu sorgulamaya rastlarsınız.

Christmas coşkusunu paylaşırken kendi bayramınızı çocuklarınıza anlatmayı unutursanız, uyumun yanında neyi yitirdiğinizi de konuşmanız gerekir.

Başkalarının kutlamasına katılmak güzeldir. Kendi değerlerinizi yaşatmak da sizin sorumluluğunuzdur.

Bir çocuğun iki kültürün sevincini birlikte yaşamasında sorun görmem. Kaygım, kendi kültürünü tanıma fırsatını bile bulamadan büyümesidir. Bayramı yalnız takvimde kalan bir toplum, zamanla hatıralarını da başkalarının hatıralarının altına bırakır..

Kıbrıs’ı seviyorum.

İnsanımızı da seviyorum.

Bu nedenle eleştiriyorum.

Çünkü sevdiğim insanın kendi aklıyla düşünmesini, kendi iradesiyle yürümesini istiyorum.

Alkışlayan, onaylayan, ardından unutup giden insan olmanın ötesine geçmemizi bekliyorum.

Herkese mutlu bir Pazar günü diliyorum.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu