Hasan HastürerYazarlar

Toplum, “Hatice’ye değil, neticeye bakıyor”

Haziran başında, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin adaya gelip temaslar yapmaya başladığı zaman, 9 Haziran 2026’da, “Kıbrıs sorununda ilerlemenin, henüz havası yok…” başlıklı yazımı okurlarla buluşturup, girişinde şunları yazmıştım:

“BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin, adaya beklenen ziyaretini gerçekleştiriyor…

   Kıbrıs sorununun yarım asırdan ötesini yaşayarak bilen biri olarak, bu ziyaretten yüksek bir beklentim var mı? Hayır.

   Ne görüşüldüğünü öğrenmek için herhangi bir telefon görüşmesi de yapma gereksinimi duymadım.

Çözümden umudumu kestim mi? Ne münasebet. Çözümden umudumu asla kesmem, ama, şu anki sürecin kısa vadede çözüme taşıyıcı olmasını da beklemiyorum.

   Bu benim kişisel kanaatim mi? Bilgiden yoksun kanaat fala bakmak gibidir.

   Belirli merkezler vardır ki, oralarla temaslara dayalı kanaatin bir değeri vardır. Yoksa, “Bana göre…” diyerek başlayana, “Sen kimsin de, sana göre” diye sorarlar.”

***

Aradan bir ay geçti, bu görüşüm değişti mi?

Kesinlikle hayır.

   Kıbrıs’ta bir çözümden, BM çatısı altında kişisel beklentisi yüksek Holguin dahil, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili taraflar, kendilerine yarayacak yayınlar yaptırmak için “kulis” yapıyor. Yazdırılanlar, teşekkürle alınıp, dosyaya konuluyor.

Uzun bir cümle yazıp, yazımı daha geniş bir perspektifle sürdüreceğim.

   Dıştan içe, Kıbrıs’a yönelik koşullar Kıbrıs’ta çözümün zamanı geldiğini işaret ettiği zaman, tıpkı 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluşunda olduğu gibi, çözüm, anlaşma, masaya konacak, göstermelik kısa bir müzakere ve sonrasında imzalar atılacak.

REFERANDUMUN OLMA OLASILIĞI İSE ÇOK DÜŞÜK.

Bugün için durum bu.

***

Gelelim bu günkü yazıma…

   Kıbrıslı Türklerin yakın tarihine baktığınız zaman karşınıza çıkan ilk kavramlardan biri belirsizliktir.

Aslında oturmamış bir toplumsal yaşamda belirsizlik kaçınılmazdır. Belirsizliğe karşı bir şeyler yapmak da insanın doğasında vardır. O yapılanın adı bazen mücadele olur, bazen direnç, bazen de geleceği şekillendirme çabası.

Bugün hayatta olan tüm Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Adası’nda önce belirsizliğin sonra da mücadelenin parçası oldu.

***

   Kıbrıs sorunu yıllarca “milli dava” olarak tanımlandı. Kıbrıslı Türklerin liderleri, daha sonra da cumhurbaşkanları bu davanın avukatı kabul edildi. Toplumun önemli bir bölümü de bu anlayışı benimsedi.

   Ancak Kıbrıs sorununu çözme noktasında hiçbir zaman tek bir yaklaşım olmadı. Farklı görüşler hep vardı. 1974 sonrasında ise bu farklılıklar daha görünür hale geldi.

   Bugün federasyon diyenlerle, iki devletlilik diyenlerin vurguları, aslında bu ayrışmanın en belirgin göstergesidir.

Ne var ki Kıbrıs Türk halkı içerisindeki ayrılıklar uzun uzun konuşulmuyor.

Az ve öz anlatılıyor, demek de doğru değil.

Daha çok sloganlarla vaziyet idare ediliyor.

Kimse alınmasın ama gerçek budur.

   Sloganların bir ömrü vardır. Sürekli tekrar edilen sloganlar bir müddet sonra duyulmaz hale gelir. Duyulsa bile içselleştirilir ve üzerinde düşünülmeden geçilir.

   Oysa slogan, düşüncenin yerini tutamaz.

   Bugün Kıbrıs sorunu konusunda yaşadığımız en büyük sıkıntılardan biri de budur.

***

Hareket, değişik tempolarda hep var, ama bereket yok.

Toplantılar yapılıyor.

Açıklamalar geliyor.

Karşılıklı suçlamalar sürüyor.

Yeni “tezler” ortaya atılıyor.

Ancak bütün bu hareketliliğin sonunda ortaya çıkan somut sonuçlara baktığınız zaman arpa boyu bile yol alınmıyor.

Halbuki bizim ihtiyacımız , ilgili taraflarda ya da merkezlerde sonuç üretecek adımların eş zamanlı atılmasıdır.

Böyle olursa hareket berekete dönüşür.

***

   Bir başka gerçeği daha görmek zorundayız.

   Kıbrıslı Türkler uzun yıllar boyunca yaşadıkları siyasi, ekonomik ve sosyal sıkışmışlık nedeniyle ciddi bir özgüven erozyonuna uğradı. Bunun devamında ise öğrenilmiş çaresizlik yaygınlaştı.

   Birçok konuda “nasıl olsa değişmez” anlayışı yerleşti.

   Bu son derece tehlikelidir.

Çünkü toplumlar önce umutlarını kaybeder, sonra da mücadele etme iradelerini.

   Bugün sık sık “özne olmak istiyoruz” diyoruz.

   Bu kulağa hoş geliyor.

   Hatta gerekli de.

   Ancak gerçeğe baktığımız zaman özne olamama bir yana, çoğu zaman cümlenin içinde virgül kadar etkimizin olup olmadığını sorgulamak zorunda kalıyoruz.

Bu sözleri karamsarlık olsun diye söylemiyorum.

Doğru tanı koymak için söylüyorum. Çünkü doğru tanı olmazsa doğru tedavi de olmaz.

Kıbrıs sorunu bazıları için bir oyuncak haline geldi.

Bazıları için ise ekmek kapısı oldu.

Kimileri, çözümü konuşarak, kimileri ise, çözümsüzlüğü konuşarak siyaset yaptığını sanıyor.

Siyasilerin çözüme hizmet etmeyen konuşmalar, siyasetin s’si bil değildir.

***

   Siyaset yapanların dışında kalan sıradan insanlar hayatlarını sürdürmeye çalışıyor.

   Gençler, gelecek arıyor.

   Dar gelirliler, geçim derdinde.

   Üretici ayakta kalma mücadelesi veriyor.

   Toplum, “Hatice’ye değil, neticeye bakıyor”.

   Artık sloganların ötesine geçmenin zamanı gelmiştir. Çünkü Kıbrıs Türk halkının yeni sloganlara değil, belirsizliğe karşı, çözümlere, yeni açılımlara ihtiyacı vardır.

   Bereket de tam olarak böyle bir noktada başlayacaktır.

   Kıbrıs Türk Halkının Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’dan da beklentisi bu noktadadır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu