Aynı yolu yürüyerek, farklı bir yere varılmaz

Bir yılı daha geride bıraktık.
İnsanların birçoğu için her yeni yıl, yeni bir umuttur.
Yeni ve temiz olması umut edilen bir sayfadır.
Yeni yılın bu bağlamda ülkemiz ve halkımız için hayırlı olması benim de dileğim.
Yazımı yazarken ofisimin önündeki camdan, kaldırımda yürüyen, çoğu Lefkoşalının aşina olduğu, birçok zaman aynı kıyafetle sokakta ağır ve perişan şekilde yürürken gördüğüm, muhtemelen uzun süre önce öğrenci statüsünde ülkemize gelen, Afrika kökenli, bilenlerin birçoğunun isminden öte bildiği olmayan, Osman’ı görüyorum.
Derdi ne? Bilen yok.
Yatacak yeri var mı? Bilen yok.
Sürekli yürüyor. Yürüyüşünden, amaçsız ve umutsuz olduğunu anlamak için uzman olmaya da gerek yok.
Yürümek Osman’ı bir yere de götürmüyor.
Yeri değişse de, durumunun vahimliği değişmiyor.
Osman için, kendi değişmedikten sonra, gün dönmüş, gece olmuş, gündüz olmuş fark etmeyecek. Yıl da dönse, yine bir şey değişmeyecek. Hatta muhtemelen daha da kötüye gidecek.
Her varlığın kendi içinde, kendini yaşatacak güce sahip olduğuna inanıyorum.
Bu noktada, daha önce Istakozlarla ilgili sizinle paylaştığım bilgiyi, tekrardan hatırlatmak isterim.
Istakoz, kabuklular sınıfında olsa da, içindeki canlı varlık, yumuşak. Yaşı ilerledikçe, yumuşak doku büyümeye devam ederken, kabuk büyümüyor. Bir müddet sonra kabuk, büyümemeden dolayı, hayvan üzerinde baskı oluşturması yanında büyümenin de önünde engel olarak duruyor. Tam da bu noktada, Istakoz, büyümesinin önündeki engel olan kabuktan kurtulmak için, kendisine, av olmayacağı bir sığınak bulur ve kabuğundan kurtularak, kendisine büyüklüğüne yetecek, daha büyük bir kabuk yapar. Bu süreç, Istakoz yetişkinliğe gelene kadar devam eder. Süreçte, zorlayıcı unsur ise, kabuğun büyüme önünde oluşturduğu, baskı ve stres. Istakozun, büyümek için, küçülen kabuğundan kurtulması bir zorunluluk.
Kabuğundan kurtulmasa, muhtemelen birçok anomali yaşayarak, kabuğun yarattığı baskı, hayatını idame ettirmesinin önünde engel olup, büyüyemeden yok olmasına sebep olurdu.
Her varlığın kendi içinde, kendini yaşatacak güce sahip olduğuna inanıyorum. Önemli olan ise varlığın, kendi gücünün farkındalığı.
Devletlerin varlığının gücü ise halklarının gücünden geçer.
Ülkemizde, özellikle siyasi ağız, sürekli bir büyüme ve gelişimden bahseder.
Geçmişten bugüne, sürekli bu vaatleri duyuyoruz.
Peki halkımız gerçekten gelişip, güçleniyor mu?
Yoksa farkında olmadan, küçülen kabuğumuzun içinde mi sıkıştık?
Yeni yılda, ülkemizde yeni umutların yeşerebilmesi dileğiyle.
