Üstüne geçirilen kılıf, başarısızlığı ortadan kaldırmaz…

Sekiz binin üzerinde yayımlanmış makalemin olması, ne anlam taşır?
Düşüncelerimi yazıp, söylediklerim, ulaşılır kaynaklarda kayıt altındadır.
Değil bir yazımı, ya da paragrafı, bir tek cümlemi bile bana, özümle çelişki amaçlı, “Aha sen de zamanında bunu yazdıydın”, denilerek anımsatılamaz.
Otuz yılı aşkın süredir, toplumsal konulara, hükümetteki parti ya da partiler, hiç önemli olmadı.
Dünya görüşüm, parti rozeti bağlantılı değildir.
BARIŞ, DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE KIBRIS TÜRK HALKININ ÇIKARLARINI ÖZEN GÖSTEREREK YAZARIM.
Bu çizgide karar ve uygulamaları destekler ve alkışlarım. Aksi durumda eleştirir, karşı çıkarım.
Bu kadar basit.
***
Uzun yıllardır, bizim temel meselemiz, çok kötü yönetilmemizdir…
İyi yönetim için, iyi sistem ve iyi yönetici gerekir.
Hem sistem, hem de yöneticiler iyiyse, başarı mutlaktır…
İyi sistem, yöneticinin yoldan çıkmasını zorlaştırır… Bu nedenle, yöneticinin kapasitesi arzulanan düzeyin altında da olsa işler iyi gider..
Ya da tam tersi kurumlaşmasını tamamlayamayan yapılarda, oturmamış sistemin açığını, iyi yönetici kapatır…
Bizde çok kötü yönetimin varlık nedeni sistem bozukluğu ve kişisel kapasite bakımından da yetersiz insanların, liyakat özeni olmaksızın en üst görevlerde bulunmasıdır…
***
İşin dramatik bir diğer yanı, çok çok az, birkaç istisna üst düzey bürokratın dışında, bürokratların da üstlendikleri görevle ilgili yetersiz olmasıdır…
Tepeden aşağıya, herkes kendinden daha düşük kapasiteliyi tercih ediyor. Kendinden daha iyi olanı, şahsi kaygılarla da tercih etmiyor…
Sonuçta, daha sahaya çıkmadan, yenilgisi, başarısızlığı kesin olan bir takımla yüzleşilir.
***
Siyaset dünyamızda ülke yönetiminde etkin rol alanlar dahil, iyi yöneticinin algılanması çok zor değildir…
İyi politikacı, göreve yeni gelmişse, ilk birkaç gün içinde mevcut durumla ilgili bulguları, enkaz edebiyatı yapmadan toplumla paylaşır… Paylaşır ve geçmişle ilgili defteri kapatıp geleceğe bakar..
Sürekli enkaz edebiyatı yapan, sürekli geçmişin kötü örneklerini anımsatan yöneticiler, görev yaptıkları süre içinde kurumsal yapının, toplumun, ülkenin kaderinden zaman çalar… Bu tür yöneticilerin döneminde toplumun bir arpa boyu yol gitmesi bile mümkün değildir…
Bu anlayışta olanlar, üstüne geçirilen kılıfın, başarısızlığı ortadan kaldırmadığını ya bilmezler ya da bilmezlikten gelerek kendi kendilerini kandırırlar… Bunları yılların deneyimi göstermiştir.
***
Kıbrıs Türkü, yıllardır, daha kötü örneklerle kendi başarısızlıklarını örtmeye çalışanlarca yönetilmiştir.
Normalde ‘Felaket tellallığını’ muhalefette olanlar yapar. Bizde hükümet edenlerin BAŞ FELAKET TELLALCILIĞI DA YILLARI AŞIP GELEN KRONİK BİR HASTALIĞIMIZDIR.
Felaket tellallığıyla, bir anlamda ölümü gösterip, halkı, sıtmaya razı etmeye çalışırlar…
Ya da TENCERE DİBİN KARA, SENİN Kİ BENDEN KARA.
***
En büyük, tartışmasız başarısızlıklar bile daha kötü başka örneklerle örtülmeye, hazmettirilmeye çalışılıyor…
Halbuki iyi yönetici, güzel örneklerle kıyas yapar…
Futboldan bir örnekleme yapayım… İyi bir teknik adam, yenilgi sonrası, kendisinin ve takımının özeleştirisini yapıp, o yenilgiden olumlu yönde ders çıkarmaya çalışır…
Bizim siyasilerin anlayışından bir teknik adam ne yapar? 5-0 kaybedilen maçın sonrasında, basının karşısına geçip, ‘Evet biz bugün 5-0 kaybettik ama unutmayınız ki 10 – 0 yenilen takımlar da var.’ der.
***
Belki aklınızdan şu geçiyordur: ‘İnsanoğlu kavun değil ki koklayarak seçelim… Konuşuyorlar, ya da önümüze konuyorlar biz de seçiyoruz… Kapasitelerini nereden bilelim?’
Doğru… İnsanoğlu kavun değil… Koklamayla kişisel kapasiteleri anlaşılamaz…
Ama, oy vereceğiniz insanların geçmişini, “karnelerini” öğrenmeye çalışmak çok mu zordur? Hele bizim gibi urup avuçluk memlekette…
Bir araştırın bakalım, oyunuza ve ülkeyi yönetmeye aday olan bu insanlar, hayatları boyunca ne iş yapıp, neyi başardılar?
Hep aklınızın bir kenarında tutun, insanların geçmişten gelen karnesi, gelecekte neler başarabileceğinin ya da başarmayacağının ipuçlarını da içerir.




