Keşke Sorun Sadece Mesai Saatleri Olsa

Başbakan Üstel’in, devlet dairelerinde mesaiye zamanında gitmeyen, vaktinden önce ayrılan kamu görevlilerinin yaygın olduğunu tespit ettiklerini ve bu nedenle yeni denetimlere başlayacaklarını söylemesi, bende tuhaf bir his uyandırdı. Hani derler ya, “Gülermisin ağlarmısın?” İşte tam da o noktadayım. Çünkü bu, bugünün meselesi değil; yıllardır süre gelen, herkesin bildiği ama kimsenin tam olarak çözemediği bir düzenin parçası.
“Uyan da balığa gidelim” derler ya, bizde kamu düzeni de biraz öyle… Herkes uyandırılmış ama kimse gerçekten kalkmamış gibi. Mesaiye geç gelmek, erken çıkmak… Bunlar sorunun sadece görünen, yüzeyde kalan kısmı. Ve elbette ki bu ülkede başbakanı dahil, hiçbir yetkili için sürpriz bir bilgi olduğunu sanmıyorum.
Denetimler etkin yapılır mı, yapılırsa bu alışkanlıklar gerçekten değişir mi? Belki bir derece… Ama ben asıl şu sorunun cevabını bekliyorum: Kamudaki liyakatsız atamaları nasıl düzelteceğiz, Ünal Bey?
Çünkü sorun mesai saatlerine uyup uymamakla bitmiyor. İşin özüne indiğimizde karşımıza rüşvet söylentileri, adam kayırmacılık iddiaları, sahte belgeler, sahte reçeteler, sahte diplomalar… Rüşvetten yargılanan müdürler,memurlar bunlar sadece buzdağının görünen kısmı haline gelenler Yani bir türlü kökünden temizlenemeyen bir düzen çıkıyor karşımıza
Bu düzeni nasıl alt etmeyi düşünüyorlar?
Mesai takibini sıkılaştırmak, elbette önemlidir; ama yetmez. Bir günde “başbakan” ya da “bakan” olmak nispeten kolaydır; asıl mesele, o koltuklarda ülkenin geleceğini şekillendirecek cesur, tutarlı ve adil bir düzeni kurabilmekte yatıyor.
Özetle mesele, memurun kaçta gelip kaçta gittiği değil; ülkenin kamu yönetimini ayağa kaldıracak iradenin gerçekten var olup olmadığıdır. Ve açıkçası, toplumun artık duymak istediği de budur.
