Dünya

Hamaney’in ardından İran rejimi ayakta kalır mı?

İsrail savaş uçaklarının İran’ı bombalamaya başlamasından kısa süre sonra kameralar karşısına geçen ABD Başkanı Donald Trump, hükümetinin de Tahran’a yönelik “büyük çaplı operasyonlara” start verdiğini ilan etti.

Trump, “Amacımız, İran rejiminden kaynaklanan yakın tehditleri ortadan kaldırarak Amerikan halkını savunmaktır” dedi, İran’ın nükleer ve askeri kapasitesini yok etme sözü vererek, “İran’ın nükleer silah elde etmesine izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı ayrıca, İran’ın balistik füze programı ile deniz kuvvetlerinin de hedef alınacağını açıkladı.

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü askeri operasyonun kısa süreli ve sınırlı olmayabileceğine dikkat çeken uzmanlar, çatışmaların haftalar ve hatta aylar sürebileceğini değerlendiriyor.

Trump, savaşın ikinci gününde Amerikan CNBC televizyonuna verdiği demeçte, operasyonun “takvimin ilerisinde” seyrettiğini söyledi.

Peki bu operasyonlarda ABD’nin temel hedefleri neler? Bu hedeflere ulaşabilir mi? Ve bu operasyonlar İran’da rejim değişikliğine de yol açar mı? DW sordu, uzmanlar yanıtladı.

Birinci hedef: İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi

Haziran 2025’te İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaşın ardından Trump, ABD’nin İran’ın başlıca nükleer tesislerini “tamamen yok ettiğini” ve Tahran’ın öngörülebilir gelecekte nükleer silah inşa edemeyeceğini savunmuştu.

Lübnan’da faaliyet gösteren Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı’nın Ortadoğu uzmanlarından Marcus Schneider de “ABD, bu (nükleer) programı yok etmeyi amaçlayan bir savaş zaten yürütüyor, bu yüzden bence bu, büyük ölçüde bir bahane” diyor.

Schneider, ABD saldırılarının İran’ın nükleer programını bir süreliğine gerilettiğini ancak tamamen ortadan kaldırmanın ise mümkün olmadığını söylüyor. “Eğer İran santrifüj üretme ve uranyum zenginleştirme konusunda uzmanlığa sahipse, bunu hava kuvvetleriyle ortadan kaldıramazsınız” ifadelerini kullanıyor.

İtalya merkezli güvenlik analisti Şahin Modarres de nükleer silaha sahip bir İran’ın İsrail ve ABD açısından her zaman “kabul edilemez” olacağını vurguluyor. Modarres’e göre nükleer silahlanmayı önlemek stratejik bir hedef.

İran'ın Arak nükleer tesisinin uydu görüntüsü
İran’ın Arak nükleer tesisinin uydu görüntüsü

Hamburg merkezli Alman Küresel ve Bölgesel Araştırmalar Enstitüsü’nden Diba Mirzaei ise “Şu anda İran’dan kaynaklanan pratik bir tehlike yok” diyerek nükleer meselenin savaşı meşrulaştırmak için kullanıldığını düşünüyor.

Trump, Haziran ayında Amerikan uçakları ve gemilerinden İran’daki üç nükleer tesise atılan bombaların ardından Tahran’ın nükleer programının “tamamen imha edildiğini” savunmuştu.

Bu arada çatışmaların başladığı ana kadar Cenevre’de ABD ile İran arasında nükleer müzakereler sürüyordu. Bu görüşmelere katılan Amerikan heyeti içinde Trump’ın damadı Jared Kushner de bulunuyordu.

İkinci hedef: İran’ın balistik füze programının yok edilmesi

Bazı uzmanlara göre ABD ve İsrail için İran’ın balistik füze kapasitesi, nükleer programından daha büyük bir tehdit oluşturuyor. Geçen yılki 12 günlük savaşta İran, füzelerinin İsrail ve bölgedeki ABD askeri tesislerine zarar verebildiğini göstermişti.

Modarres, üretim tesisleri ve depoların hedef alınabileceğini ancak teknolojik bilgi birikiminin bombalanamayacağını söylüyor. Füze programının tamamen ortadan kaldırılmasının zor olduğunu belirten uzman, kapasitenin ciddi şekilde zayıflatılmasının ve uzun vadeli kısıtlanmasının mümkün olabileceğini ifade ediyor.

Schneider da aynı fikirde: “Bu yerli bir sanayi, yani ithal balistik füzeler değil. İran, son savaşın sona ermesinden bu yana kanıtladığı gibi, bunları kendi başına üretebilecek konumda. Elbette cephaneliği imha etmek mümkün, ancak soru şu ki bu ne kadar sürecek ve süreçte kimler zarar görecek.”

Cenevre’deki görüşmelerde Washington füze programının durdurulmasını da görüşmekte ısrar etmiş ancak Tahran nükleer başlık dışındaki meseleleri müzakere etmeye yanaşmamıştı.

Üçüncü hedef: İran donanmasının imhası

Marcus Schneider’e göre ABD’nin İran’ın donanmasını yok etmesi, füze programını ortadan kaldırmaktan daha olası. Ancak İran’ın çok sayıda küçük ve hızlı botlara sahip olduğunu belirten uzman, bunun kısa sürede tamamlanabilecek bir operasyon olmadığı kanısında.

Modarres de bu tür bir operasyonun tarihi bir örneği olduğuna da dikkat çekiyor. ABD’nin 1988’de İran’a karşı düzenlediği Peygamber Devesi Operasyonu (Operation Praying Mantis) sırasında İran donanmasına ağır zarar verildiğini hatırlatıyor: “Özellikle küresel enerji geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğü tehdit edilirse, ABD büyük ölçekli deniz harekatını haklı çıkarabilir. Bunun stratejik amacı, deniz yollarının açılmasını garanti altına almaktır.”

İngiltere merkezli Sussex Üniversitesi Öğretim Üyesi Sara Kermanian da ABD’nin kısa vadede İran’ın aktif deniz kuvvetlerine ağır darbe indirebileceğini ve deniz trafiğini aksatma kapasitesini ciddi biçimde zayıflatabileceğini söylüyor.

Pazar günü Amerikan ordusu, İran’a ait Jamaran sınıfı bir korveti vurduklarını, geminin “Umman Körfezi’nde batmakta olduğunu” bildirdi.

Dördüncü hedef: Rejimin devrilmesi

İsrail ve ABD’nin İran hedeflerine yönelik hava saldırılarına ilişkin değerlendirmeler, harekatın rejimi önemli ölçüde zayıflatmayı amaçladığını da gösteriyor.

Trump da konuşmasında İran halkına seslenerek “Biz işimizi bitirdiğimizde hükümetinizi devralın. Bu, belki de nesiller boyu elinize geçecek tek fırsat” demesi dikkat çekti. Washington, İran içinde kara harekâtı başlatacağına dair ise bir sinyal vermiyor.

Tahran sokaklarından saldırı sonrası gelen üç farklı görüntü. Genel tema, Tuhran sokaklarından dumanlar yükseliyor, insanlar kaçıyor
Başkan Trump, İran vatandaşlarını rejime karşı ayaklanmaya çağırdı

Cumartesi günkü saldırılar sonucu İran’ın ruhani lideri Ayetullah Ali Hamaney öldü ancak onun yokluğu rejimin çökmesi anlamına gelecek mi? Bu sorunun yanıtı ülkedeki iç dinamiklere ve Amerikan müdahalesinin bundan sonraki seyrine bağlı görülüyor.

Modarres’e göre ülkede Ocak ayındaki protestolara benzer kitlesel gösterilerin yeniden patlak vermesi ihtimal dahilinde, ancak rejimin yapısal olarak zayıflaması gerçekleşmezse kendiliğinden bir ayaklanmayı zayıf bir ihtimal olarak görüyor.

Schneider, rejimi devirmek için kara birliklerine de ihtiyaç duyulacağına inanıyor. “Trump’ın bunu sadece hava gücüyle yapmayı planlaması ve İran halkının savaş sırasında ayaklanıp bu acımasız rejime karşı harekete geçeceğine inanması bana oldukça fantastik geliyor” diyor.

Modarres, sözlerini “Eğer asıl amaç rejim değişikliği ise bu savaşın daha uzun süreceğini, muhtemelen birkaç ay daha devam edeceğini varsayıyorum. Ve ortaya çıkan en büyük soru, rejimin ne kadar dirençli olacağıdır” diye sürdürüyor.

Modarres, Trump’ın İran İslam Devrim Muhafızları üyelerine sunduğu dokunulmazlık teklifinin ise “elitlerin saf değiştirmesini teşvik etmeyi ve iç parçalanmayı hızlandırmayı amaçlayan klasik bir strateji” olduğuna inanıyor.

Ancak ABD ve İsrail “rejimin direncini” kırmak için hızlı adımlar atıyor. Donald Trump, Pazar günü Fox News’e verdiği demeçte, ilk iki günde “48 İranlı liderin öldürüldüğünü” söyledi, “Elde ettiğimiz başarıya kimse inanamıyor. Süreç hızla ilerliyor” dedi.

Öldürülen isimler arasında Hamaney’e ek olarak ülkenin eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları Komutanı ve Savunma Bakanı gibi üst düzey isimler var.

Rejim çökmezse ne olur?

Uzman Kermanian’a göre rejimin ayakta kalması halinde kısa vadede İran halkı için sonuçlar ağır olabilir.

“Yaralı ama bütünlüğünü koruyan bir devlet, özellikle toplumun bazı kesimlerinin dış baskıyı memnuniyetle karşıladığını algılarsa, yoğunlaştırılmış baskıyla karşılık verebilir” diyen Kermanian sözlerini şöyle sürdürüyor:

“O zaman çok şey, tırmanmanın ardından ilişkileri yeniden yapılandıran ve en azından yaptırımları hafifleten müzakere edilmiş bir çözümün gelip gelmeyeceğine veya çatışmanın yaptırımlar, vekalet savaşları ve periyodik grevler döngüsü halinde devam edip etmeyeceğine bağlı olacaktır.”

Kermanian, bir çözüm yokluğunda ise İran’ın uzun süreli ve daha şiddetli bir militarizasyon ve ekonomik yıpranma dönemine girebileceğini de sözlerine ekledi.

Böylesi bir senaryoda yüzlerce İranlı muhalifin İsrail-ABD ajanı olmak suçlamasıyla idam edildiği, rejimin özgürlükleri daha da kıstığı karanlık bir döneme girilebilir. Tahran yönetimi, Haziran 2025’teki İsrail saldırıları sonrası “düşmanla iş birliği yapmakla” suçladığı onlarca muhalifi idam etmiş, yüzlercesini ise hapsetmişti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu