Demografik kilitlenme!

Türkiye’de “Kıbrıslı” olmanın ayrıcalığından! biri Kıbrıs sorununun dünü ve bugünü ile ilgili gelen sorulara cevap vermektir. Son dönemde Kıbrıs sorununun geçmişi ile ilgilenmekten ziyade “dinamikler nedir, çözülür mü” üzerinde yoğunlaşan bir diyalog ile karşılaşıyorum. Bu içerikteki diyalogları toparlayıp mealen aktarıyorum.
Kıbrıs sorununun hangi koşullarda çözülebileceğine dair kabul görmüş bir beklenti olageldi.
Nedir bu?
“Taraf olan ülkelerin çıkarları çözümü gerektirirse, Kıbrıs sorunu ancak o zaman çözülebilir.”
Geçen zaman taraf olan ülkelerin çıkarlarının çözümde olmadığını gösterdi demek, beklentideki ironiyi en kestirmeden tarif ediyor.
Bu durumu tasvir eden İngilizcede bir tabir var.
Kıbrıs sorunu İngilizcede herhangi bir problemi küçümseyici bir ifadeyle dile getirmek istendiğinde kullanılan “zenginlerin sorunu” (“rich man’s conflict”) haline dönüştü diye ifade edilir. Buradaki zengin kelimesi sırf maddi anlamda kullanılmıyor. Problem çözülmese de problem değil sonucunun verdiği rahatlıkla konuşulmaya devam edilen bir konuya bakış açısını dile getiriyor.
Taraf olan ülkelerin çıkarlarının çözümü getirmesi beklentisi karşısında da acaba içeriden aşağıdan yukarıya (“bottom-up”) bir dönüşüm ile çözüme ulaşmak olası mı” sorusunu doğuruyor.
Aşağıdan yukarıya bir çözümü dışlamak mümkün değil diyerek her iki kesimde de çaba harcandı. Bu bile Kıbrıs’ın jeopolitik öneminden dolayı çıkarı olan tarafların desteğine muhtaç bir şekilde yürüdü. Kıbrıs ağzıyla gerçek anlamda “maksıl” bir harekete dönüşmedi. Buna çaba gösterenler gün geldi “vatan haini” ilan edildi.
Nesiller arasında bir zihniyet değişimi var mı? Bu yolla bir çözüm bulabiliyor muyuz?
Aşağıdan yukarıya güçlü bir çözüm iradesi ortaya koyabilme olasılığını güncel gözlem ve okuma üzerinden bir analiz yapmak gerekirse, bu olasılık hiç de ümit verici değil sonucu çıkıyor.
İki taraf arasında çapraz bir demografik kilitlenme söz konusudur. Zamanın nötr olduğu ve aleyhe de çalışabileceği dile getirilse de aleyhe çalışacağı ile ilgili inkâr sürecinden çıkılamadı.
Kıbrıs Türk toplumuna baktığınızda eski dönemleri yaşayarak tecrübe edenler ve eskiyi yakın aile çevresindekilerden somut örnekleri ile dinleyenler, Rum toplumuna ve seçtiği siyasi iradeye güvenmez. Bu kesim AB fonlarının sadece güneye gitmesi, kuzeyde kullanılmaması gibi konulardan şikayetçiyken, yine de kesinlikle ayrık olalım noktasındalar. Kuruluşuna inandıkları devletin neye dönüştüğünü görüp kahroluyorlar ama yine de ayrık olmak ile ilgili görüşleri dimdik ayakta. Toplumun bu kesimi yaştan dolayı doğal olarak ömür bırakıyor.
Genelleme yaparak bir okuma yaptığımın farkında bu analizi aktarıyorum.
O dönemde yaşananlardan uzak olan kesim ise çözüm olsun ister, çünkü eskiyi yaşamamış. Sırf bu değil tabii ki. Genç nesil bakıyor karşıda daha müreffeh bir düzen var. Niye biz de Avrupa Birliği müfredatının parçası olmayalım diye kendi muhasebesini yapıyor. Geçmişte yaşananlar artık geçmişte kaldı diye bir bakış açısı var. Bu bakış açısı yakın zamanda bölgemizde yaşananlar karşısında törpülenmiş ama yine de gençlerde çözüm sürecine yönelik bir etkileşim var diyebiliriz. Son Cumhurbaşkanlığı seçimi de öncelikli değilse de bence bunun bir yansıması oldu. 50 yaş altı kesimde hafif yollu bir pekiştirme ile çözüme ve AB’ye yönelik pozitif bir refleks hala daha var.
Bizde durum buyken, güneyde de bir zihniyet değişimi var mı?
Güney tarafında da bizdeki demografik eğilimin tam tersi var.
Yaşlılar çözümü yani eskiyi farklı bir yorumlamayla ortaya çıkan sonuçtan kendilerine pay çıkarmayarak ama hayırla yad ederler. “Çok güzel günlerdi ama Türkiye geldi mahvetti ortalığı” derler ve çözüm olsun isterler. Ortaya çıkan sonuçtan, Kıbrıs Türkünün 1974’e kadar uğradığı haksızlıklara, baskı altına alınıp izole edilmesine sessiz kalmalarından kendilerine pay çıkarmazlar.
Esas kritik nokta Rum kesiminde gençlerin çözüme yönelik motivasyonlarının olmaması. Rum tarafı modern ekonominin nimetlerinden, Avrupa Birliği’nin fonlarından, entegrasyondan faydalanıyor. İlk akla gelen o düzeni ve zenginliği paylaşmak istememeleri. Hadi onu geçin. Ortak bir devletin ne kadar iyi başlarsa başlasın en ufak bir kriz ile “fasarya” çıkaracağından dolayı istemiyorlar. Partiler üstü bir tavır bu.
Dolayısıyla taraflar arasında birbirine zıt çözüme gidebilecek yolu kilitleyen demografik bir gerçek artık iyice ağır basıyor. Statüko kelime olarak hareketsizliği simgeliyor ama geçen süre bize zamanın nötr olmadığını gösterdi.
Çözüm arayışında yerel demokrasinin sonucunu yorumlamak yeterli değil, partiler üstü demografiye bakmak lazım.
Demografi ile ilgili analizden sonra, biraz da Kürt sorununa yeni çözüm arayışından esinlenerek sorulan bir soru oldu: “Türkiye Kıbrıs’ta ne yaparsa çözüme ivme kazandırabilir?” Değerlendirmeye muhtaç radikal görüşler var! Devam edeceğiz.


