Popülizm ve Nükleer Enerji Gerçeği

Geçmişte yaşanmış çok büyük bir felaket olmuştu.
Çernobil…
O yıllarda Sovyetler Birliği, bugün ise artık Ukrayna sınırlarında kalmış olan nükleer santralde meydana gelen bir kaza ve sonrasında yaşanan nükleer felaket.
Bu felaket sadece etkilediği alandaki hayatı sonlandırmakla kalmadı, aynı zamanda nükleer enerjiye ilişkin bir çok gelecek planının da çöpe atılmasına yol açtı.
Nükleer enerji kelimesi o günden beridir hep korku yaratan bir etki bırakmaktadır.
Ama içerisinde bulunduğumuz dünya gerçekleri de ortada.
Çernobil felaketinin üzerinden tam 40 yıl geçti.
İnsanlık o felaketten çok büyük dersler aldı.
Mühendislik bilimi de o günden bu yana kendisini oldukça ileriye taşıdı.
Nükleer enerjinin riskleri elbette ortadan kalkmadı.
Ama çok sıkı tedbirlerle kontrol altına alındı.
Türkiye de bu alanda önemli bir adım attı.
Gelişen teknoloji sayesinde artık güvenlik seviyesi en üst düzeye ulaşmış olan nükleer enerji konusunda Türkiye tarihi bir karar verdi ve ülkenin ilk nükleer enerji santralinin inşasına başlandı.
Bu yıl devreye girmesi planlanan Akkuyu santrali için “ne kadar güvenli” sorusunun yanıtı bu iş için yaratılmış olan AES2006 isimli aplikasyon tarafından verilmekte.
Bu göre, aplikasyon nükleer santralin çalışma prensiplerini gösteriyor ve deprem, yangın ya da sert bir cismin reaktöre çarpması halinde ne olduğunu gösteriyor.
Burada verilen bilgiye göre reaktör 9 şiddetindeki bir depreme dayanıklı ve reaktör binası koruma kabı 400 tonluk bir cismin düşmesi halinde bile tehlike yaratmıyor.
Sanırım yeterli.
Şimdi gelelim esas meseleye.
Hepimizin malumu çok büyük bir savaş sürmekte ve bu savaşın olumsuz etkileri çok geniş olacak.
Özellikle de enerji tedariki başta Avrupa olmak üzere bir çok bölgede ciddi sıkıntılar yaratacak.
İşte bu noktada ilginç açıklamalar görmeye başladık.
Mesela, bir süre önce Kıbrıs’a da gelen ve bizim tarafa variller arkasından bakmış olan, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa’nın geçmişte nükleer enerjiden uzaklaşmasının stratejik bir hata olduğunu belirterek, enerji güvenliği ve uygun fiyatlı elektrik için nükleer ve yenilenebilir kaynakların birlikte kullanılmasının önemine dikkati çekti.
Paris’te düzenlenen Nükleer Enerji Zirvesi’nin açılışında konuşan von der Leyen, “Avrupa ne petrol ne de gaz üreticisidir. Fosil yakıtlar konusunda tamamen pahalı ve istikrarsız ithalata bağımlıyız. Bu da bizi diğer bölgelere göre yapısal bir dezavantaja sokuyor. Orta Doğu’da yaşanan mevcut kriz, bunun yarattığı kırılganlıkları acı bir şekilde hatırlatıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Von der Leyen, “Son yıllarda nükleer enerjide küresel bir canlanma görüyoruz. Avrupa bunun bir parçası olmak istiyor.” diye konuştu.
Aynı platformda konuşan Yunanistan Başbakanı Miçotakis de Avrupa’nın geçen yıllarda nükleer enerjiden uzak kalmasını “Avrupa’nın en büyük stratejik hatası” olarak değerlendirdi ve “Ülkem için, nükleer enerjinin ve özellikle de küçük modüler reaktörlerin Yunan enerji sisteminde rol oynayıp oynayamayacağını araştırma zamanıdır. Bu konuda hükümete net bir tavsiyede bulunmak üzere bakanlardan oluşan üst düzey bir komisyon oluşturacağız.” dedi.
Avrupa nükleer enerji konusunda geçmişin hatalarıyla yüzleşirken Türkiye Cumhuriyeti bu yıl içerisinde attığı adımların meyvelerini toplamaya hazırlanıyor.
Nükleer enerjiyi savunmak ya da karşı çıkmak gibi bir niyetim yok..
Popülizmin ne gibi büyük yanlışlara ve stratejik hezimetlere neden olabileceğine en güzel örnek olduğu için kaleme almak istedim…


