İstanbul’da Büyükdere Caddesi 1960-2026 / Bölüm 2

Zincirlikuyu kavşağından Barbaros Bulvarı istikametine devam etmeyip de köprülü kavşağın başladığı yöne doğru yürüyerek Büyükdere Caddesi’ni Esentepe yönünde takip ederseniz, sağda az ileride Koç Holding’in binalarını görürsünüz. Koç’un Otomotiv şirketleri ve Aygaz gibi önemli firmalara da ev sahipliği yapan bu binaların yıkılacağı ve Nişantaş’taki Amerikan Hastanesi’nin buraya taşınacağı konusunda bazı duyumlar var. Bu proje ne zaman gerçekleşir bilinmez, ama konumun hastane için çok uygun olduğu kesin. Hem iki çevreyolunun ortasında, hem de metro ve metrobüs ile ulaşmak mümkün.

Zincirlikuyu’daki Koç Grubu Binaları
Koç Holding binalarını geçince, Esentepe’deki Gazeteciler Sitesi’ne kadar eskiden boş bir alan yer alırdı. Şimdi burası da yüksek binalarla doldu. Örneğin Denizbank Genel Müdürlüğü burada. Yolun karşısında ise uzun yıllardır yapışık düzende inşa edilmiş bir dizi iş merkezi var. Bir zamanlar Enka Holding şirketlerinden ve eşimin de ilk iş yeri olan Pimaş’ın genel müdürlüğü de buradaydı. Bu binaların hemen yanında Nimet Abla Camii yer alıyor. Bu cami, Eminönü’nde Milli Piyango bayisi olan Nimet Özden tarafından yaptırılmış. Mimarı Ara İstepan Aratan. Caminin arsası 1962’de alınmış, inşaata 1963’te başlanmış ve 1970’de ibadete açılmış.
Cami ile ilgili bazı dedikodular da var. İddiaya göre Nimet Hanım piyangodan kazanılan paranın helal olduğu konusunda hep şüphe duymuş. Belki de o nedenle özellikle hacca gitmiş ve bu camiyi yaptırmış. Zaten caminin resmi adı da Hacı Nimet Özden Camii. Ancak, yine dedikodulara göre, caminin ilk yıllarında bazı kişiler “piyango parasıyla yaptırılmış cami” gerekçesiyle burada namaz kılmayı reddetmiş.

Nimet Abla Camii
Zincirlikuyu çevre yolu kavşağından başlayarak, Esentepe’deki Nimet Abla Camii’nin arkasından Gayrettepe çevre yolu viyadüğüne kadar uzanan oldukça geniş bir alanda, 1960 ihtilali sonrası ordudan emekli edilen subaylar için çok miktarda apartman blokları yapılmıştı. Daha sonra 1973’te, bu blokların ortasından çevre yolu geçirildi. O zamanlar bu konutlara halk arasında Alyans Evleri adı verilirdi. Hikayesi de şöyle:
27 Mayıs İhtilali sonrasında ülkenin ekonomik durumu oldukça bozukmuş. Tabii ben çok küçük olduğumdan o detayı hatırlamıyorum. Bu sıkıntılar nedeniyle devlet hazinesine destek olmak için ülke genelinde ‘Hazineye Yardım Kampanyası’ başlatılmış. Bu kapsamda binlerce vatandaş ve ordu mensubu alyanslarını, altın yüzüklerini, bileziklerini ve değerli eşyalarını devlete hibe etmiş. O dönemler IBAN olmadığından zorlu bir süreç olmalı! Bağış yapanlara da üzerinde 27.5.1960 yazan platin ve gümüş sembolik yüzükler verilmiş.
Aynı dönemde orduda geniş çaplı bir tasfiye hareketi de yapılmış. Özellikle albay kademesi emekli edilmiş. Bu subayların konut gereksinimini karşılamak içinde Türkiye Emlak Kredi Bankası aracılığıyla Ankara ve İstanbul’da toplu konut projeleri başlatılmış. İşte Esentepe ve çevresinde yapılan ve resmi adı Emekli Subay Evleri olan bu bölge, söz konusu toplu konut projelerinin İstanbul ayağını oluşturmuş. Ancak aynı dönemde vatandaşlar da alyanslarını satarak Hazine’ye destek sağlamış olduğundan ‘bizim alyanslarla emekli edilen subaylara konut yapıldı’ diye bir dedikodu çıkmış. Emekli Subay Evleri’nin adı da halk arasında Alyans Evleri olarak kalmış.

‘Alyans Evleri’nden bir bölüm
Nimet Abla Camii, Büyükdere Caddesi ile Birinci Çevre Yolu’nun altından geçerek Yıldız Posta Caddesi’ne bağlanan Villa Caddesi’nin köşesindedir. Villa Caddesi’ni Gayrettepe tarafına doğru geçtiğinizde karşınıza iki yüksek bina çıkar. Maya İş Merkezi olarak anılan bu binalardan yüksek olanı bir iş merkezi, diğeri meslek yüksek okulu olarak hizmet vermektedir. Ancak bu çirkin binalardan önce burada da eski İstanbulluların anılarında yer tutan, tıpkı Puro Fay gibi, bir fabrika vardı; Arı Bisküvileri…
Arı Bisküvilerini kuran kişi ise, daha önce Puro-Fay fabrikasını anlatırken bahsettiğim Cemil ve Necip Akar kardeşlerden ağabey Cemil Akar. İlaç sektöründe kazandığı parayla, 1952’de Arı Bisküvi Fabrikasını kurarak gıda sektörüne girmiş. Bu şekilde, geçmişinde simitçilik deneyimi de olan Cemil Bey, bu tecrübesini unlu mamuller üretiminde değerlendirmiş. Cemil Bey şirketi hızla büyütüp Eti ve Ülker’le çetin bir rekabete girişmiş.
Cemil Bey 1976’da hayata gözlerini yummuş. Son dönemlerinde, Türkiye’de yükselen siyasi gerilimler ve işçi hareketleriyle uğraşmış. Fabrikada peş peşe, grevler, boykotlar ve toplu sözleşme krizleri yaşanmış. Cemil Bey ölümünden önce şirketin geleceği konusunu çocuklarıyla istişare etmiş ve hiçbirinin işi üstlenmek istemediğini anlamış. Bunun üzerine şirketi Ankara bayii ve sadık iş ortağı Durmuş Seyhan’a devretmiş.
Ben bu fabrikayı, otobüsle önünden geçerken bacasından çevreye yayılan taze bisküvi kokusundan hatırlıyorum. Yani nostaljimin nedeni bir bina veya reklam değil nefis bir bisküvi kokusudur. Taze Arı bisküvisi ve Arı Grisini de unutulmazlarım arasındadır.

Arı Bisküvi Fabrikası – 1960lar
Foto: last story bender
(sağda Nimet Abla Camii, yolun karşısında Esentepe Gazeteciler Sitesi, fabrikanın solunda ‘Alyans Evleri’)
Arı Bisküvileri ile ilgili, gizemli bir de reklam olayı var. 1980’de çevrilen Superman 2 filmindeki Arı Bisküvileri’nin gizli reklamı. Kim yapmış, ya da reklam Hollywood’a nasıl ulaşmış bilen yok. Haberi aşağıda…


Arı Bisküvi fabrikasının bulunduğu parselin bugünkü görünümü
Birinci Çevreyolu yapılmadan önce ‘Alyans’ mahallesinin bittiği, Yıldız Posta Caddesi ve Büyükdere Caddesinin buluştuğu kavşakta da yine bir Mobil benzin istasyonu vardı. Çevreyolu buraya ulaşınca uzunca bir süre inşaat durmuştu. Nedeniyse, bu yeni yolun Büyükdere Caddesi üzerinden uzun bir viyadükle geçip Mecidiyeköy’e ulaşmasının gerekliliğiydi. Bu kadar uzun bir viyadük için uzun süre bütçeden kaynak ayrılamadı. Yıllar sonra kaynak problemi çözüldü ve viyadük kayar kayıp teknolojisi ile inşa edildi.
Büyükdere Caddesi’nin Gayrettepe’den Mecidiyeköy’e kadar uzanan, şimdi viyadükün de geçtiği bölgede, benim çocukluğum ve gençliğimde iki önemli yapı vardı. Tekel Likör Fabrikası ve ilk haliyle Ali Sami Yen Stadyumu.
Tekel Likör Fabrikasının kuruluşu 1930 yılına dayanıyor. Atatürk’ün talimatı ile Fransız mimar Robert Mallet-Stevens’e yaptırılan art-deco tarzındaki likör ve kanyak fabrikası, dünyada ender olarak esans yerine gerçek meyveden likör üretirmiş. 20 farklı çeşit üreten bu tesisin likörleri büyük ebeveynlerimin evinde de bulunurdu ve Şeker ve Kurban Bayramlarında gelen misafirlere çikolata, lokum, badem şekeri ve kahve ile birlikte ikram edilirdi. Bana da daha sekiz on yaşlarımdayken, küçük yaşıma rağmen, bayramların ilk günlerinde biraz muz likörü verilirdi. İleriki yıllarda ise, soğuk kış günlerinde Mithatpaşa’da maça gittiğimizde bazı arkadaşlarımızın yanında cep kanyağı bulunurdu.
Fabrika 2000 yılında kapandı. Daha sonra endüstriyel miras olarak tescillenen bu yapı, 2012’de ranta kurban edildi ve yıkıldı. Kıymetli lokasyonu nedeniyle İstanbul gibi bir kentte başka da bir şansı yoktu galiba… Şimdi yerinde dev Quasar kuleleri ve Fairmont Hotel yükseliyor. Kuleler 157 metre yüksekliğinde.

1964’te açılan Ali Sami Yen Stadyumu ve 1930’da inşa edilen Likör Fabrikası
Kaynak : Tarih Enstitüsü
Ali Sami Yen Stadyumuna gelince… 1933’te Galatasaray kulübüne tahsis edilen dutluk arazide stadyumun yapımına 1955’te başlanmış. İnşaat 1964 yılında bitirilebilmiş. Resmi açılışını dün gibi hatırlıyorum. 20 Aralık 1964’te Bulgaristan maçıyla açılan stadyumun Büyükdere Caddesi tarafındaki açık tribünü, zayıf inşaat kalitesi, yani az demir/kalitesiz beton nedeniyle çökmüş, bir kişi ölmüş, seksenden fazla kişi de yaralanmıştı. 0-0 biten maçı Avusturyalı hakemin yaşanan faciaya rağmen oynatması ise tam bir skandal olmuştu. Ben, haber vermeden hiçbir maça gitmememe rağmen, bizim aile büyükleri haberi duyunca telaşa kapılmışlar. Tabii o zamanlar ne televizyon ne de cep telefonu vardı.
Günümüzde Ali Sami Yen’in yerinde Torun Plaza’nın kuleleri yükseliyor. Tribün kazasıyla açılan stadyumun yerine yapılan Torun Plaza’nın inşaatı esnasında da, 2014’te, inşaatta kullanılan yük asansörü 32. kattan -4 katına saatte 175 kilometre hızla düşmüş, on işçi ölmüştü. Suçlu bulunan dokuz kişiden hiçbiri hapse girmemiş, para cezasıyla kurtulmuşlardı. Şaşırmadık değil mi? Kader deyip geçelim.

Önde Fairmont Hotel ve Quasar Kuleleri, geri planda Torun Center
Viyadükün öbür ucunda Mecidiyeköy Meydanı yer alıyor. Burada yol çatallaşıyor. Sağ taraf Çağlayan istikametine doğru devam ederken, Büyükdere Caddesi soldan Şişli Meydan yönüne devam ediyor. Bu ‘Y’ şeklindeki kavşağın ortasında ise İstanbul’un önemli Rum Ortodoks mezarlıklarından biri yer alıyor.
Büyükdere Caddesi’nde bu mezarlığın karşısında İETT’nin bir tramvay ve otobüs garajı yer alırdı. Tramvaylar kalktıktan sonra, o bölüm troleybüs garajına dönüştürülmüştü. Bedrettin Dalan döneminde bu geniş alanda Cevahir Alışveriş merkezi açıldı. Bugün caddenin hemen kenarında eski idare binası duruyor. Restore edilmiş olan bu şık bina, artık AVM’nin butik bir parçası olarak yiyecek sektörüne hizmet veriyor.
Cevahir AVM’den Şişli yönüne yürümeye devam ederseniz bu kez sol tarafınızda İstanbul’un tarihi sağlık kurumlarından birini görüyorsunuz; Fransız Lape (La Paix) Hastanesi. 1858 yılında 12 yatak kapasiteli olarak kurulan hastane, bugün 150 yatak ile hizmet vermekte. Ülkemizin ilk psikiyatri hastanesi olma özelliğini taşıyor. Hastanenin bulunduğu arazi Kırım Savaşı esnası ve sonrasında savaşta yaralananlara İstanbul’da fedakarca hizmet veren Fransız doktor ve misyoner hemşirelere Sultan Abdülmecit tarafından tahsis edilmiş. Ayrıca 50 bin altın da hibede bulunmuş.

Foto: Ayhan Oğuzalp
Daha sonra yine Sultan Abdülmecit’in talimatıyla, o zamanlar İstanbul’da mülteci olarak yaşamakta olan Dr. Luis Mongeri tarafından bir psikiyatri hastanesine dönüştürülmüş. Birinci Dünya Savaşı esnasında ise Fransızlarla savaşa girilince hastaneye el konulmuş ve başhekim olarak Dr. Mazhar Osman getirilmiş. Hastanenin sistemine gereksiz müdahalelerde bulunmayan ve Fransız çalışanları kollayan Dr. Mazhar Osman, hastane Fransızlara iade edildikten sonra da, 1951 yılında ölene kadar başhekimlik görevini sürdürmüş.
Büyükdere Caddesi’nin Şişli Meydanı’na ulaştığı son noktada yolun sağında Cumhuriyet döneminde inşa edilen ilk cami olma özelliğini taşıyan Şişli Camii yer alır. Cami Büyükdere Caddesi, Şişli Meydanı ve Abide-i Hürriyet Caddesi tarafından çevrilen üçgen şeklindeki bir parselde yapılmış. Bu yazıyı hazırlarken öğrendiğime göre, bu arazide daha önceleri bir süvari kışlası bulunurmuş. Resmi açılışı 1949 yılının Ramazan ayının ilk günü yapılan caminin inşaatı ise ancak bir yıl sonra bitmiş. Mimarı Vasıf Egeli olan camii, bence Cumhuriyet döneminde İstanbul’da inşa edilen klasik Osmanlı tarzındaki en estetik camilerden biridir.

Kaynak: İstanbul Valiliği Facebook sayfası
Büyükdere Caddesi Şişli Meydanı’nda sona erer. Daha doğrusu isim değişikliğine uğrar ve Halaskargazi Caddesi olarak Harbiye’ye kadar devam eder. Oradan sonra da İstanbul’un bu önemli güzergahı Cumhuriyet Caddesi adını alır ve Taksim Meydanında son bulur.




