Hasan Hastürer

Dava en alttaki, ezilen eşeğin davasıdır…

 Kıbrıs adasının en ünlü hayvanı, eşeklerdir. Sanırım aksini düşünen yok.

   Her şeye katlanan eşek, “eşekliği” nedeniyle horlanır da… Hayvan olarak eşek horlanırken, “eşek gibi” davranan insanlar yeni yeni yüksek sesle, horlanmaya başladı, diyebilirim.

   Eşeklerin adamızda yaklaşık altı bin yıllık geçmişi var. Tarımda ve yük taşımada makineleşme olana kadar eşekler en çok işe yarayan hayvandı.

   Şimdilerde, güneyde eşek sütünden endüstriyel ürün elde etmeye başlansa da kuzeyde, özellikle Karpaz bölgesinde şikayet var.

   Talimat ve itaat toplumlarında, eşek benzetmesi, en kolay benzetmedir.

   Farkında mısınız, bizde çok eşek hikayesi yoktur…

   Neden?

   Bunu bir başka yazıda ele alacağım.

                                                                         ***

   Bu gün bayram, düşünmeyi dürtmesi için çok uzun yıllar Anadolu’da anlatılan, zaman zaman bazı yazarlarla özdeşleştirilen bir eşek hikayesiyle devam edelim.

    “Vaktiyle bir büyük bostan, bostanın da ortasında bir kocaman bostan kuyusu vardı. Kuyunun dolabını bir eşek çevirirdi. Sağı solu görüp aynı yerde döndüğünü anlamasın, diye eşeğin gözlerinin her iki yanına siperlik takmışlardı. Eşek, sabahtan akşama, yol gidiyorum zannıyla, aynı yerde dolabı gıcırdatarak dönerdi de dönerdi. Ve o döndükçe, iki bilek kalınlığında buz gibi bir su çıkardı kuyudan. Dön eşek dööön, dön eşek dön…

   Bostan sahibi o suyla patlıcanları sulardı, domatesleri, fasulyeleri, kabakları sulardı. Kol gibi mor mordu patlıcanlar. İri iri, kırmızı kırmızıydı domatesler. Körpe körpe fasulyeler, kabaklar…

   Hep eşeğin çıkardığı suyla, büyür, gelişir, lezzetlenirdi bostan sebzeleri. Ve eşek gözünde siperlikler, yol gidiyorum zannıyla dönerdi de dönerdi.

   Bostancı her sabah eliyle yoklayarak, tartarak bakardı patlıcanlara, kabaklara, domateslere. Sonra kıvama gelmişlerini bir güzel koparıp toplar küfelere doldururdu. Öyle gür, öyle bereketliydi ki kuyudan eşeğin çıkardığı su, o bostandan yetişen her şey bütün pazarlarda kapışılarak satılırdı. Ve bostancı boşaltınca dolu küfelerini, bir sigara yakar, cebindeki paraları okşayarak eve dönerdi.

   Eşek sadece bostandaki kötü, sararmış otları yerdi. Söküp söküp sadece onları verirlerdi eşeğe…

   Bostancı ise pazara girmeden eve ayırdığı patlıcanları yerdi, domatesleri, kabakları, fasulyeleri yerdi. Bazen düşünürdü bostancı: ‘Şu eşek bir bilse ki’ derdi ‘yol gidiyorum’ diye hep aynı yerde dönerek çıkardığı suyla oluyor bunlar; vazgeçer de verdiğim kötü, sararmış otları yemekten, hak ister körpe fasulyelerden. Sonra da gülerdi: ‘Alt tarafı eşek bu, gözleri de kapalı, nerden bilip anlayacak ne yaptığını.’ Gerçekten hiçbir şeyin farkında değildi eşek.

   Bir gün bir haşarı çocuk uğramıştı bostana. Çaktırmadan bostancıya, çıkarıvermişti eşeğin göz siperliklerini. Eşek sağa bakındı, sola bakındı, bir iki döndü ve anlayınca yıllardır aynı yerde döndüğünü, sıkıldı canı, durdu. Eşek durunca, gıcırtı durdu, dolap durdu, su durdu.

   Öyle kızdı ki bostancı görünce bunu: ‘Höst ulan deeh, eşşşek oğlu eşek yürü!’ Elinde sopayla koştu eşeğin üzerine. Vurdu kıçına, vurdu kafasına. Bir sallandı, iki sallandı eşek, tınmadı. Neden sonra fark etti ki bostancı, biri çıkarmış eşeğin gözündeki siperlikleri. Görmüş eşek etrafı… ‘Ulan hangi namussuz, hangi deyyus, hangi it yaptı bunu!’ Çocuk kıs kıs güldü uzaklardan. Yeniden taktılar siperlikleri eşeğin gözlerine. Verdiler sopayı, verdiler sopayı. Eşek yine başladı dönmeye, ama isteksiz.

   Hala döner eşek, gıcırdar dolap, çıkar su… Ama bilir artık eşek işin ne olduğunu. Ve sık sık başını kaşır bostancı: ‘Ulan öğrendi eşek ne yaptığını.’ Döner durur eşek, ama isteksiz… İsteksiz olunca da eskisi gibi su çıkmıyor.”

                                                                  ***

   Eeeeee, konu eşeklerden, eşeklikten açılınca Aziz Nesin’in, üst üste üç eşek, hikayesini paylaşmamak olmaz.

   “Üç eşek üst üste binmiş,  gidiyorlarmış.

   Üstteki eşek: Bu gidiş iyi bir gidiştir. Hep böyle gidelim…

   Ortadaki: Fena değil ne iyi ne kötü, idare edip gidiyoruz…

   En alttaki: Bu gidiş iyi değil, bozulalım yeniden dizilelim…

   Dava en alttaki, ezilen eşeğin davasıdır, bozulup yeniden dizilme davasıdır…

   Ben de diyorum ki, eşekler üst üste binmekten vazgeçip yan yana yürümeyi akıl edinceye kadar ezen ve ezilen mücadelesi bitmeyecektir. Zaten bunu akıl edebildiklerinde eşeklikten kurtulacaklardır.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu