Çürümüşlüğe Alışmak Tehlikenin Ta Kendisi.

Kudret Özersay’ın son açıklamalarındaki alt metin, ülkede artık herkesin bildiği ama kimsenin yüksek sesle söylemeye cesaret edemediği gerçeği bir kez daha gün yüzüne çıkardı: Yeni tutuklamalar kapıda. Daha doğrusu, çürümüşlüğün üstü kazındıkça alttan yeni yeni skandallar çıkmaya devam ediyor.
Son üç yılda yaşananlara dönüp bakmak bile, ülkenin nasıl bir idari ve ahlaki çöküşle karşı karşıya olduğunu anlamak için yeterli:
Bakanlık özel kalem müdürünün rüşvet suçlamasıyla tutuklanması, görevden alınması…
YÖDAK’ta üst düzey yetkililerin yine rüşvet iddialarıyla gözaltına alınması…
Merkezi İhale Komisyonu’nda rüşvet şüpheleriyle başlayan tutuklama ve yargı süreci…
Elektrik kurumunda tekrarlanan ihalesiz yakıt alımları ve kamu kaynaklarının nasıl yönetildiğine dair ürkütücü soru işaretleri…
Bir üniversitenin kendi yöneticileri tarafından dolandırılması, sahte diploma skandalı ve bu sahtekârlığın ucunun çok sayıda üst düzey bürokrat ve siyasetçiye dokunması…
Bu liste bile başlı başına alarm vericiyken, daha da kötüsü var: Toplum giderek tüm bu olanlara alışıyor. Belki de asıl tehlike bu.
Alışmak Çürümenin İlk Belirtisidir
Devlet yönetiminde art arda patlayan rüşvet, yolsuzluk, sahtekârlık vakaları normalleşiyorsa; toplumun önemli bir kesimi “böyle gelmiş, böyle gider” duygusuna sıkışmışsa; yönetenler hâlâ hiçbir şey olmamış gibi koltuklarında oturabiliyorsa… o ülke sadece ekonomik değil, ahlaki ve kurumsal bir çöküşün içindedir.
Üstelik tüm bu skandalların yaşandığı bir düzende, hükümetin hâlâ “ülkeyi biz yönetiyoruz, yönetmeye de devam edeceğiz” ısrarı… Bir özgüven değil, tam tersine toplumsal duyarsızlığın farkında olmanın verdiği rahatlık gibi duruyor.
Soru Basit: Bu Kadar Skandalın Üstüne Bir Ülke Nasıl Hâlâ Yönetilebilir?
Aslında mesele sadece kötü yönetim değil.
Mesele sadece rüşvet değil.
Mesele sadece birkaç memurun, birkaç bürokratın suça karışması da değil.
Mesele şu:
Kamu düzeni bozulduğunda, onu düzeltecek olan siyasi irade de bozulduysa, toplum kendi kendini savunmasız bırakmış demektir.
Ve bugün tam da bu noktadayız.
Yeni Tutuklamalar Mı? Yoksa Buzdağının Görünen Kısmı Mı?
Özersay’ın “yeni tutuklamalar yolda” iması yalnızca yeni bir dalganın habercisi değil; aynı zamanda devlet mekanizmasının derinliklerine kadar işlemiş bir çürümenin kanıtı. Bugün tutuklananlar buzdağının görünen yüzü ise, toplumun karşı karşıya olduğu risk, gördüğümüzden çok daha büyük.
Son Söz: Ülkeyi Kim Yönetiyor?
Skandalların ortasında hâlâ ülkeyi yönetme iddiasını sürdürebilen bir hükümet varsa ve toplum bunun karşısında ciddi bir tepki üretmiyorsa, sorun sadece hükümette değil; sosyolojik bir çöküşün işaretleriyle karşı karşıyayız.
Rüşvet, yolsuzluk, sahte diploma, ihalesiz işler…
Tüm bunlara rağmen kimsenin “yeter artık” demediği bir düzen, kendi kendini tüketmeye mahkûmdur.
Belki de asıl soru şudur:
Yeni tutuklamalar ülkeyi temizler mi, yoksa sadece çürümüş düzeni biraz daha görünür hâle mi getirir?
