Hasan Hastürer

Anılarda yolculuk… “Yaptığım, benim siyasetim değil!”

Tam 22 yıl önce 14 Haziran 2003’te rahmetli Rauf Denktaş’la yaptığım sohbet sonrası “Yaptığım, benim siyasetim değil! “ başlıklı yazımı yayınlamıştım.. Bu gün zaman tünelinde yolculuk yapıp, o yazımı sizlere taşıyorum…

***

“Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la konuşuyoruz. Sorularımı sorup, yanıtlarımı alıyorum.

Kıbrıs sorununda 40 yıldır taraf olan bir siyasi kimlik.

“Bunca yıldır fiilen görüşme masasındasınız. Hiç mi hata yapmadınız?” diye sordum.

Hiç tereddüt etmeden yanıt geldi.

“Hata yapmadım çünkü yaptığım benim siyasetim değil.” Ve ekliyor. “Uyguladığım siyaset Türkiye ile birlikte şekillenen siyasettir.”

Bu noktada yanıttan hareketle yeni bir soru soruyorum: “Sizin siyasetiniz yok mu? Tek başınıza bırakılsanız nasıl bir siyaset izlerdiniz?”

Durup bir an düşünüyor. Sonra devam ediyor: “Tek başıma olsam Rumlar benimle görüşmez. Arkamızda Türkiye’nin varlığını hissetmeseler bizimle görüşmezler.”

Bu arada masadan kalkmak istediği zaman Türkiye’nin ısrarıyla masada kaldığını da anımsatıyor.

***

Rauf Denktaş, Kıbrıs sorunu oldukça kritik bir evreden geçer olmasına karşılık, bu kez görüşerek değil, görüşmeden pazarlık yapabileceğine inanıyor. Masaya oturmak için pazarlık yapmak istediğini doğrudan vurguluyor.

Annan Planı için dün ne söylüyorsa bugün de aynısını söylüyor.

Barış ve çözüm yanlısı güçleri çözümün özünü anlamamakla suçluyor.

Kendi anladığı manada iki devletlilik dışında herhangi bir yaklaşımı dinlemeye bile razı olmayan bir görünüm veriyor.

***

Ankara’daki AKP hükümetiyle uyumunu soruyorum. “Yaptığımız görüşmelerde bana söylenenlere göre bir sorunumuz yoktur” diyor.

Bir sorun seslendirmemekle beraber bir zamanlar Ecevit hükümetiyle uyumunu seslendirmedeki vurgunun olmadığını fark etmekte zorlanmıyorum.

Buraya, Kıbrıs’a gelince muhalefetle uyum yönünde köprüleri iyice attığı çok kolay anlaşılıyor.

Denktaş’a göre başta CTP olmak üzere pek çok sivil toplum örgütü ile Kıbrıs sorununda görüş farklılığı buluşma noktasının çok uzağında.

Rauf Denktaş’ın buluşma için temel iki koşulu var. 1. Kıbrıs sorununun çözümünde iki devlet temelinde çözümü ısrarla savunmak. 2. Türkiye, AB ailesine katılmadan, Kıbrıs’ın üyeliğini istememek.

Bu noktada Kıbrıs Türklerinin, AB ailesine katılmasının Türkiye’nin de lehine olacağını anımsatmak istiyorum, neredeyse cümlem ağzımda kalıyor… Türkiye bunu seslendirmediğine göre bize söz hakkı düşmüyordu Denktaş Bey’e göre.

***

Rauf Denktaş, aralık seçimleriyle ilgili rahat değil.

Muhalefetin, Kıbrıs sorununda izlediği tavrı bir noktada kendine karşı algılayıp, seçimlere ulaşmadan şimdiden tavrını alıyor.

Bunu da kendinde doğal bir hak olarak görüyor.

“Aralık seçimlerinde muhalefet çoğunluğu sağlarsa sonuçlara saygılı olmayacak mısınız?” diye soruyorum.

Esas yanıtı vermeden önce “Öyle bir sonucun olacağına inanmıyorum” diyor.

Tam o noktada, görüşmecilikten çekilme yaklaşımını anımsatıp soruyorum: “Bu tehdit değil mi?”

“Hayır tehdit değil. Kıbrıs sorununda iki devletliliği savunmayan, Türkiye’den önce AB üyeliğini savunan bir hükümetin nasıl görüşmecisi olurum?” diyerek yanıtını bir soru cümlesiyle veriyor.

Söz “Darbe” dedikodularına gelince, erken bir tepkisel yanıt verip, “Ben öyle bir şey söylemedim. Söylediklerimi gazeteci yorumlamış” diyor.

***

Yaklaşık 35-40 dakika konuştuk. Başkan hiç yumuşamadı.

Denktaş cephesinde pozitif yönde yeni bir şey bulmadım. Hatta söylediklerinin satır aralarını okuduğum zaman Rauf Denktaş’ı, en sert ve kafasındaki hedeflere varmak için her şeyi yapabilir bir ruh halinde gördüm.

Bu sertleşmeyi tercih ederken gücü nereden alıyordu? İşte bu sorunun yanıtını bulamadım. Ya çok güçlü bir desteği var, ya da tek başına kaldığı için sivri çıkışlarıyla son kozlarını oynamak istiyor.” (14 Haziran 2003 – KIBRIS)

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu