Derviş Doğan

Devletin İmkânlarıyla Seçim Yapılır mı?

Kuzey Kıbrıs’ta Ekim ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken, siyasi ortam yeniden hareketlenmeye başladı. Ancak son günlerde yaşanan bazı gelişmeler, bu seçimin sadece sandıkta değil, devletin tüm kurumlarında da yaşandığını düşündürüyor. Özellikle hükümetin desteklediği aday lehine devletin kaynaklarının seferber edilmesi, demokrasimizin geleceği adına kaygı verici bir tablo ortaya koyuyor.

 

Devletin araçlarıyla, kadrolarıyla, medyasıyla bir adayın seçim sürecine açık veya örtülü destek vermesi, sadece siyasi etik açısından değil, hukukun üstünlüğü ve demokratik meşruiyet bakımından da ciddi bir sorun teşkil eder. Kamuya ait olan ve halkın vergileriyle finanse edilen imkânların, bir partinin ya da adayın kampanyasına dolaylı olarak yönlendirilmesi, adil ve eşit bir seçim ortamının ortadan kalkmasına neden olur.

 

Oysa demokrasilerde seçimler sadece sandıkta kazanılmaz; seçim süreci baştan sona şeffaf, adil ve eşit şartlarda yürütülmelidir. Devlet, seçim döneminde tarafsızlığını korumalı, kamu kaynakları hiçbir adaya avantaj sağlayacak şekilde kullanılmamalıdır. Ancak ne yazık ki ülkemizde bu hassasiyet her seçim döneminde biraz daha örselenmekte.

 

Devletin gücünü arkasına alan bir adayın, seçim meydanlarında diğer rakiplerine karşı eşit bir yarış içinde olduğunu söylemek mümkün mü? Bugün bir kamu kurumunun etkinliği ya da bir altyapı projesinin açılışı, doğrudan bir adayın propagandasına dönüşebiliyor. Kamu çalışanları, gönüllüymüş gibi seçim faaliyetlerine dâhil ediliyor. Bu durum, sadece devletin tarafsızlığı ilkesini değil, kamu çalışanlarının siyasal baskı altında görev yapma zorunluluğunu da gündeme getiriyor.

 

Seçim kazanmak uğruna devletin tüm imkânlarının hoyratça kullanılması, kısa vadede siyasi kazanç getirebilir. Ancak uzun vadede bu tür yaklaşımlar, toplumun siyasal sisteme olan güvenini zedeler, vatandaşın sandığa olan inancını sarsar ve demokrasiye duyulan saygıyı köreltir. Oysa demokrasiler, yalnızca sonuçlarıyla değil, süreçleriyle de anlam kazanır.

 

Bu noktada hem seçmenlere hem de sivil topluma büyük görev düşüyor. Seçim sürecinde yaşanan her türlü adaletsizlik ve kaynak suistimali belgelenmeli, kamuoyunun gündemine taşınmalıdır. Seçim sadece oy vermek değil, aynı zamanda denetlemek ve hesap sormaktır.

 

Ekim ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi, sadece bir isim belirleme süreci değil; aynı zamanda Kuzey Kıbrıs’ın demokratik olgunluğunu da gözler önüne serecek bir sınavdır. Bu sınavdan başarıyla çıkmak, tüm kurumların ve vatandaşların ortak sorumluluğudur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu