Derviş Doğan

Baraka Değil, Bir Tarihin Sessiz Tanığı…

Tarihin her köşesinde bir yapı, bir iz, bir tanık vardır. Kimi zaman duvarlarında kurşun izleri, kimi zaman pencerelerinde sararıp solmuş perdeler… Ve kimi zaman da toprağın altında kalmış bir burcun üzerinde yükselen bir bina. Lefkoşa’nın göğsüne yerleşmiş, geçmişi sessizce izleyen bir yapıdan söz ediyorum. Yaklaşık 90 yıldır Kıbrıs’ın kaderine tanıklık eden tarihi bir yapıdan.

Bu bina, sıradan bir yapı değil. 16. yüzyılda Venedikliler tarafından inşa edilen ve kalp şeklini andıran Quirini Burcu’nun –diğer adıyla Top Hisarı ya da Silihtar Burcu– üzerine, 1939 yılında inşa edilir. Dönemin Birleşik Krallık İdaresi altında, Kıbrıs mimarisi ile Koloniyal üslubun senteziyle sarı taşlardan iki katlı olarak yükselir. Mimarı ise dönemin tanınan isimlerinden Robert Mcartney’dir. Aynı yıl yıkılan Vali Konağı ile birlikte inşa edilen bu yapı, ilk olarak Lefkoşa İngiliz Komiseri’nin ikametgâhı olarak hizmet vermeye başlar.

Yapının konumu tesadüfi değildir. Lefkoşa surlarının içinden görünmemesi için burcun arka kısmına çekilerek inşa edilir. Giriş kapısının hemen üzerinde dikkat çeken iki aslan figürü yer alır: Üstte Arslan Yürekli Richard’ı simgeleyen bir aslan, altta ise Normandiya Dükleri’ni temsil eden diğer bir figür. Bu heykelcikler, yapının sadece mimari değil, simgesel anlamda da İngiliz Dönemi’ne işaret eden bir yapı olduğunu gösterir.

İngiliz Komiseri’nin ikametgâhı olarak 1960 yılına kadar kullanılan bina, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ardından yeni bir döneme kapı aralar. 16 Ağustos 1960 tarihinden itibaren, Cumhurbaşkanı Muavini Dr. Fazıl Küçük’ün ikametgâhı olur. Bu dönem boyunca birçok resmi kabul ve yemekli resepsiyon bu yapıda gerçekleştirilir. Ne yazık ki, Kıbrıs’ta yaşanan toplumsal gerilimler, yapının işlevini ve anlamını da dönüştürür. 21 Aralık 1963 tarihinde başlayan iki toplumlu çatışmaların ardından, 13 Ocak 1964’ten itibaren bina hem Dr. Fazıl Küçük’ün ikametgâhı hem de resmi ofisi olarak kullanılmaya başlanır.

Ve 15 Kasım 1983… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanı ile birlikte bu tarihi yapı bir kez daha kimlik değiştirir. O tarihten bu yana, Cumhurbaşkanlığı Sarayı olarak hizmet vermektedir. Rauf Raif Denktaş’tan Ersin Tatar’a kadar tüm Cumhurbaşkanları bu yapıyı devletin zirvesi olarak kullanmış; kararlar burada alınmış, görüşmeler burada yapılmıştır.

Bugün, bu yapıya “Baraka” denilmesi kulağa basit gelebilir. Ancak bu isim, ne yapının mimari değerine ne de taşıdığı tarihsel hafızaya yakışır. Zira bu bina; İngiliz Dönemi’ne, Kıbrıs Cumhuriyeti yıllarına ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tüm siyasi evrelerine tanıklık etmiş, duvarları nice önemli diyaloğa ve karara ev sahipliği yapmış bir tarih tanığıdır.

“Baraka” değil, bir milletin yaşanmışlıklarının mekânıdır bu yapı. Kıbrıs’ın siyasi, toplumsal ve kültürel evrimini sessizce izleyen bir zaman kapsülü gibidir. Belki çatısı eskimiş, belki duvarları yorgun… Ama taşıdığı anlam hâlâ dipdiri.

Bu yüzden bu yapıyı sadece bir bina olarak değil, geçmişin içimize sinmiş bir parçası olarak görmeliyiz. Ona sahip çıkmak, sadece fiziksel değil, tarihsel mirasımıza da sahip çıkmak anlamına gelir. Bu toprakların hikâyesini anlamak isteyen herkesin, o yapının önünde bir an durup düşünmesi gerekir.

Çünkü bazı yapılar, sadece taş değil; tarihin ta kendisidir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu