Sıradaki Düğüm Kıbrıs mı?

Yaklaşık 35 yıldır Güney Kafkasya’da barış umutlarını boğan Azerbaycan-Ermenistan hattındaki çatışma, nihayet umut verici bir noktaya evrildi. İki ülke liderlerinin kamuoyuna açık bir şekilde el sıkışması, sadece bölge için değil, çok daha geniş bir jeopolitik alan için derin etkiler yaratabilecek bir dönüm noktasına işaret ediyor.
Barışın somut zemini ise “Zengezur Koridoru” adını taşıyor. Proje, ABD’nin öncülüğünde ve gözetiminde geliştirilecek. Hazar Denizi’nden başlayarak Akdeniz’e ve Basra Körfezi’ne kadar uzanacak bir enerji ve ulaşım omurgasından söz ediyoruz. BBC’nin aktardığına göre, bu girişim Ermenistan, Türkiye, Azerbaycan, İran ve Gürcistan arasında ticaret, enerji ve insan akışını kolaylaştıracak bir iletişim ve altyapı ağına dönüşecek.
Peki bu gelişmeler Türkiye’yi nasıl ilgilendiriyor?
Aslında çok yönlü bir şekilde. Türkiye, Zengezur Koridoru ile Türk dünyasına uzanan bir kara bağlantısını fiilen elde etme yoluna giriyor. Aynı zamanda, Ermenistan ile doğrudan teması olan nadir devletlerden biri olarak bölgede diplomatik ağırlığını artırıyor. Ancak bu yazının temel sorusu şurada düğümleniyor:
Sıradaki dosya Kıbrıs mı?
Kafkasya’daki bu barış girişimi, bölgesel çatışmaların diplomasi ve çıkar ortaklıkları çerçevesinde çözülebileceğine dair güçlü bir emsal oluşturuyor. Enerji, ticaret ve ulaşım akışının önemi, tarafların onlarca yıllık savaş hafızasına rağmen bir masaya oturmasını sağladıysa; benzer bir motivasyonun Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs meselesi etrafında şekillenmeye başlaması çok da uzak bir ihtimal değil.
Doğu Akdeniz’de “Zengezur Etkisi” Mümkün mü?
Kıbrıs, yalnızca Türkiye ve Yunanistan arasında bir tarihi mesele değil. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının, Avrupa’nın enerji güvenliği ile doğrudan ilişkili olduğu günümüzde, adanın stratejik önemi daha da artmış durumda. Kıbrıs sorununun çözümü, sadece adadaki iki toplumun barış içinde yaşamasını değil, aynı zamanda Türkiye, Yunanistan, İsrail, Mısır ve AB arasında büyük bir enerji işbirliği hattının açılmasını mümkün kılabilir.
Zengezur’un bize gösterdiği şey şu: Taraflar uzun yıllar boyunca savaşa tutunmuş olsalar bile, ekonomik ve jeopolitik zorunluluklar bir noktada barışı dayatıyor. ABD’nin Zengezur Koridoru üzerindeki aktif rolü, bölgedeki enerji denkleminin güvenliğini sağlama arzusunun da bir göstergesi. Aynı aktörlerin Kıbrıs’ta da devreye girme olasılığı, özellikle son zamanlarda artan diplomatik temaslarla gözlemlenebilir.
Peki biz diplomasiye hazır mıyız?
Kıbrıs meselesi için şu anda büyük bir fırsat penceresi henüz açılmış değil. Ancak Zengezur ile birlikte dünya bir kez daha gördü ki; askeri zaferler, diplomatik çözümlerle taçlandırılmadığında kalıcı barışa dönüşmüyor. Türkiye’nin Kıbrıs’taki tezleri, askeri olduğu kadar siyasi ve ekonomik bir vizyonla da desteklenmeli.
Eğer enerji ve ticaret ekseninde yeni bir bölgesel düzen kuruluyorsa, ki Zengezur bunun habercisidir, Kıbrıs’ın bu yeni düzenin dışında kalması, ne Türkiye’nin ne de bölgenin çıkarına olacaktır.
Özetle Zengezur Koridoru, sadece bir ulaşım hattı değil; tarihsel düşmanlıkların çözülmeye başlayabileceği bir modelin habercisi. Şimdi gözler başka bir kronik dosyaya çevriliyor: Kıbrıs.
Belki de sıradaki “zor barış”, Doğu Akdeniz’in göbeğinde gerçekleşecek.
