Korkmak yok!!! Korku, korkutanları cesaretlendirir…

KKTC; urup avuçluk toprak parçası üzerinde kurulu, bir hukuk düzeni, bir yönetim, tüm kurumlarıyla bir devlettir.
Devletin ana görevi, adil bir yönetim organizasyonu ve en üst düzey güvenliği eksiksiz sağlamaktır.
İyi unsurlar sevgi, kötü niyetli unsurlar ise KORKU ile alanlarını büyütmek ister.
***
Korku bulaşıcıdır. Bir kişiye sirayet eder, oradan sokağa yayılır, sonra mahalleyi teslim alır. En sonunda devletin kapısına dayanır.
Korku, korkutanları cesaretlendirir; çünkü korku, hukukun geri çekildiği yerde palazlanır. İşte tam da bu yüzden, mafyaya karşı devlet korkunun önünde bir duvar olmak zorundadır. Duvar yıkılırsa, arkasından yalnız suç değil, adaletsizlik, çürüme ve teslimiyet gelir.
***
Mafya dediğimiz yapı, yalnızca silah, tehdit ya da karanlık ilişkiler ağı değildir.
Mafya, korkunun örgütlenmiş halidir. İnsanların “bana dokunmasınlar” diye susmayı seçtiği, “nasılsa bir şey değişmez” diyerek boynunu büktüğü her yerde mafya bir adım daha atar. Çünkü mafya cesaretini silahtan değil, sessizlikten alır. Sessizlik büyüdükçe, tehdit meşrulaşır; meşrulaştıkça, suç gündelik hayatın bir parçası olur.
***
Devlet dediğimiz mekanizma, tam da burada devreye girmek zorundadır.
Devlet, yalnızca bayrak, bina ya da protokolden ibaret değildir.
Devlet, vatandaşına korkuya teslim olmadığına dair verdiği sözü eksiksiz yerine getirendir. Devlet, “Yalnız değilsin” demektir. “Hukuk var” demektir.
Devlet, “Bu topraklarda, KKTC’de silah konuşmaz, yasa konuşur” demektir.
Kuzey Kıbrıs özelinde de, devlet bu cümleyi kuramadığı gün, mafya kendi bildirisini yayımlar: “Biz buradayız.”
***
Ne yazık ki, devletin zayıfladığı her an, mafya kendini devlet yerine koymaya başlar. “Ben korurum”, “Ben çözerim”, “Ben hallederim” dili tam da buradan çıkar. Çek senet tahsilatı yapanları unutanlara anımsatırım.
Hukukun yavaşladığı, adaletin geciktiği, yargının tartışmalı hale geldiği her ortam, mafyanın propaganda alanıdır. Çünkü mafya hız vaat eder; ama o hızın en etkin silahı sıkılan mermiden öte, korkudur.
Kısa vadede çözülen her iş, uzun vadede toplumu esir alan bir düzene dönüşür.
***
Korku yalnız bireyi değil, kurumları da esir alır.
Polis korkarsa, savcı tereddüt ederse, yargıç çekinirse, gazeteci susarsa… Zincir böyle kurulur. Oysa zinciri kırmanın yolu bellidir: Şeffaflık, kararlılık ve hukukun tavizsiz uygulanması. Mafya, ışığı sevmez. Işık yandığında geri çekilir. Bu yüzden devletin yapacağı ilk şey, ışığı sonuna kadar açmaktır.
***
Burada basının rolü hayati önemdedir. Suskunluk, “denge” değildir.
Karanlıkla uzlaşma, gerçekçilik değildir.
Gazetecilik, korkuya teslim olmadan soru sormaktır. Mafyanın en çok rahatsız olduğu şey, adının yüksek sesle anılmasıdır. Çünkü isim verildiğinde, efsane bozulur; güç, sıradanlaşır; korku dağılır.
***
Devlet, mafyayla mücadelede sadece operasyonel değil, ahlaki bir duruş da sergilemek zorundadır. Çifte standart, bu mücadelenin en büyük düşmanıdır. “Bize yakınsa görmezden gel, uzaksa üzerine git” anlayışı, mafyayı değil, devleti zayıflatır. Hukuk, kime uygulanıyorsa herkese uygulanmalıdır. Aksi halde duvar çatlar; çatlaklardan korku sızar.
***
Bu satırların yazarı olarak KKTC’de tüm sosyal kesimlerle, iş dünyasıyla, statü sahibi olanlarla, işçiyle, köylüyle kısaca herkesle sürekli iletişimim var. Telefondaki sesten, karşımdakinin emarını çekerim. Kuzey Kıbrıs’ta korku değil ama, huzursuzluk var.
Bana soranlara, şunları söylerim: “Kuzey Kıbrıs’ta yasa dışı unsurlar tarafından sıkılan her mermi, yolun sonunda KKTC’ye TC’ye, ulusal istihbarat birimlerine, KKTC Güvenlik Güçlerine, KKTC’nin her bakımdan güvenliğinden sorumlu Türk askerine sıkılmaktadır. Kimse merak etmesin, uzun zaman almadan bu tür olayların kökü kazınır. Unutmayın, yapılan saldırıların yüzde 99’unda failler kısa süre yakalanmaktadır. Şimdi sıra, eyleme geçilmeden, gerekenin yapılmasındadır.”




