Adaletten yoksun uygulamalar, toplumu farklı kutuplara savurur

Günlük olayları elbette takip ediyorum. Ancak, kişilerle bağlantılı yorumlamak yerine, nedenlerinin temeline de inerek yaklaşmayı tercih ederim.
Aksi halde düzeyi sorgulanan olaylar, insanı seviyesizlik sarmalına alır.
Partilerde, barışçıl yaklaşım içinde olmak yerine, parti içi birlik ve beraberliği sabote edecek çıkışlarla, siyasi geleceğini inşa edenler var. Onlar için kendine yetecek kadar “CİBBANACI” yeter de artar bile.
***
Kıbrıslı Türkler, en çok neyi özler?
Bu soru, ankette insanlara sorulsa, yanıt dökümünde BİRLİK, BERABERLİK ilk sıralarda çıkar.
Yokluk, zorluk Kıbrıslı Türkler arasında dayanışma ve paylaşımı, yaşamın parçası yapmıştı.
Bunca yoğun gündem içinde bu konu, el alınacak kadar önemli mi?
Hiç ikilemsiz EVET.
Çünkü, hayatımızı olumsuz yönde etkileyen, irade netleşmelerinde, birlik ve beraberlikten uzak olunmasının payı çoktur.
***
Hz. Muhammed’in sözüdür:
“Komşusu açken, tok yatan bizden değildir.”
O en zor, yoksulluk ve yokluğun zirve yaptığı 1960’lı yıllarda, herkes, pişirdiğinden bir tabakta komşusuna uzatırdı.
Hiçbir tabak, boş olarak geri iletilmezdi.
Böylece, sofra kurulduğu zaman komşudan gelen yemekle, sofra zenginleşirdi.
***
İmece, yardımlaşma yaygındı.
Özellikle köylerde düğün yemekleri yapılacağı zaman, neredeyse bütün köy, sandalyesini, çatalını, kaşığını bıçağını verirdi.
O nedenle, sandalyelerde ismin ilk harfi yazar, tabakların arkasında, çatal, kaşık bıçaklarda ayırt edici renkler olurdu.
Bu kadarla bitmezdi dayanışma.
Gençlere ev yapılırken, iş gücü olarak, geniş kesim aktif olarak çalışırdı.
Bir kahvenin kırk yıl hatırı var, denilir.
Böylesi yüksek dayanışma, yakından, toplumsal boyuta kadar dayanışmayı, birlik, beraberliği yaratıyordu.
***
Bunlar geleneksel, güzel alışkanlıklarımızdı.
1963-1974 arası, sivilleşmenin sorunlu olduğu dönemde yanlış işler olmadı mı?
Oldu.
Ancak, zor günlerde, sineye çekildi.
Toplumun güzel huylarını her dönemde istismar etmek isteyenler de oldu.
Yaşamsal öneme sahip, birlik – beraberlik hiçbir zaman şimdiki kadar kötü olmadı.
***
1974 sonrası Rumlardan kalan taşınmaz malın, mutasyona uğrayan virüs gibi yarım asır sonra da zarar vermeye devam edeceğini kimse öngörmüyordu.
Hiç kuşkusuz topraktan, taşınmaz maldan kopuk, ekonomi olmaz. Bütün mesele, orijinal mülkiyetini reddedemediğimiz taşınmaz malları her şeye rağmen adil değerlendirmektir.
Babadan kalan mal – mülk paylaşımında anlaşamayan kardeşlerin bile nasıl kavga ettiğinin örnekleri çok.
Bir yanda karşılığını alamadığı, elde kalmış milyonlarca puan, öte yanda, hâlâ insanların gözüne soka soka bazı kişilere tek tek ya da birlikte sağlanan milyonlarca sterlinlik haksız çıkar.
Adaletten yoksun uygulamalar, doğal olarak toplumu farklı kutuplara savurur.
Hakkını alamayanlarla, haksız yere mal – mülk sahibi olanların aynı saflarda, aynı çatı altında olması imkan ve ihtimal dışıdır.
***
Kuzey Kıbrıs’ta karar alıp, uygularken, adalete, KKTC Anayasası’nın eşitlik ilkesine açıkça ters davrananlar, toplumun birlik – beraberliğine bomba atmaktadır.
Eğer üç sene, beş sene, on sene hatta daha fazla mücahitlik yapanlar, şimdi gördükleri nedeniyle, “Hakkımı helal etmiyorum” derse, ülkeyi adaletten yoksun bir anlayışla yönetenler durup ciddi ciddi düşünmelidir.
Adaletsizlik temeline inşa edilen yapı, bir gün yapanların başına yıkılır.
***
Dünkü yazımın sonunda sorularla gündeme getirdiğim parti için dayanışma eksikliği, sadece UBP için geçerli değildir.
Dayanışmanın yüzeyselliği, samimiyetsizliği, vatandaşın gözünden kaçmaz.


