Mülkiyet Konusunda Fransız Devrimi…

Fransız Devrimi aslında bir devrim hareketi olarak başlamamıştır.
Hepimizin de bildiği üzere bir başkaldırı, bir ihtilaldir.
Sonuç olarak mutlak monarşinin yıkılması ve yerine cumhuriyetin kurulmasıyla sonuçlanan büyük bir toplumsal ve siyasi dönüşümdür.
Sadece Fransa için değil tüm dünya için köklü bir uyanışa, aydınlanmaya ve değişime neden olduğu için birçok yerde “ihtilal” değil de “devrim” olarak anılır.
Modern dünya tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri kabul edilen bu devrimin doğduğu topraklarda, bu kez Kıbrıs konusunda devrim niteliğinde bir başka hareket yaşandı.
Aslında bir mahkeme kararı.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından çıkarılan Avrupa Yakalama Emri kapsamında, Fransa’ya giriş yaptığı sırada tutuklanan İran asıllı Kıbrıslı Türk bir yatırımcının Kıbrıs’a iadesine ilişkin talep, Avrupa Birliği hukukunun Kıbrıs’ın kuzeyi açısından askıda olduğu ve uygulanmadığı gerekçesiyle Fransız yargısı tarafından reddedildi.
Yani özetle, Fransız yargısı Kıbrıs’ın Kuzeyi’nde farklı bir otorite olduğunu, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin dolayısıyla da Avrupa Birliği’nin yetki alanı dışında kaldığını söylemiştir.
Kararın içeriği kadar zamanlaması da manidardır.
Tam da Fransa ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında, başta savunma olmak üzere bir çok konuyu içeren stratejik ortaklık anlaşmasına Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’in Elysee Sarayı’nda imza koymalarının iki gün sonrasına denk geldi.
Bizler tam da Fransa’ya kızarken kendimizi bu kararı alkışlarken buluverdik, bu da işin bir başka yönü.
Ama esas olan artık mülkiyet konusunda parametrelerin değişmiş olduğudur.
Fransız İstinaf Mahkemesi’nin kararının içeriğinde yer alan “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, egemenlik yetkisi bulunmayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarında, mülkiyete dayalı suçlar yaratma, bu çerçevede tutuklama talep etme ve ceza yargılaması yürütme konusunda herhangi bir yetkisinin bulunmadığı” ifadeleri Kıbrıs Türk tarafının adanın kuzeyine ilişkin egemenlik hakkının teyit edilmesi anlamı da taşımaktadır.
Fransız yargıçlar, yıllardır tüm adanın tek egemeni olduğunu iddia eden Rum hükümetine, ortada böyle durum bulunmadığını ve kuzeyin egemeni olmadığını söylemiştir.
Mahkeme aynı zamanda Avrupa Birliği’ne de aynı şeyleri söylemiştir.
Fransız İstinaf Mahkemesi’nin kararı bizim için bir fırsattır.
Ve sanırım son fırsattır.
Mülkiyet konusunda elimizde bulunan çok önemli bir avantaj olan Taşınmaz Mal Komisyonu bizim hatalarımızdan dolayı avucumuzdan kayıp gitmek üzereyken son bir şans daha elde etmiş durumdayız.
Bu şansı iyi kullanmalı, doğru adımları atmalı ve geri kalan durumları öne çekmeliyiz.
Yoksa başka şansımız olmayacak..!
