Derviş Doğan

ABD’nin Net Kıbrıs Mesajı Ve Türkiye’nin İki Devletli Israrı Karşılık Bulur mu?

 

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 65’inci kuruluş yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklama, diplomatik satır aralarını okumayı bilenler için son derece net mesajlar içeriyor. Rubio’nun, “iki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm” vurgusu, ABD’nin uzun süredir sürdürdüğü pozisyonun devamı niteliğinde. Dahası, Rum tarafını “değerli bir ortak” olarak tanımlaması, Washington’un Kıbrıs denklemindeki ağırlığı nereye koyduğunu da gözler önüne seriyor.

 

Peki bu açıklama neden önemli?

 

Birincisi, Kıbrıs meselesi sadece bir ada sorunu değil. Doğu Akdeniz’de enerji jeopolitiğini, NATO içindeki dengeleri ve Türkiye-Yunanistan-ABD üçgenini doğrudan etkileyen çok katmanlı bir kriz alanı. Ve buradaki her diplomatik açıklama, bu çok katmanlı denkleme birer veri olarak ekleniyor.

 

İkincisi, ABD’nin Türkiye ile ilişkileri son yıllarda oldukça inişli çıkışlı seyrediyor. Ankara, Kıbrıs’ta federal çözüm fikrinin tükendiğini ve artık iki devletli çözümün tek gerçekçi yol olduğunu savunuyor. Buna karşılık Washington, BM parametrelerine sıkı sıkıya bağlı kalarak, adada yeniden birleşmeyi savunmaya devam ediyor. Bu durum, iki NATO müttefiki arasında diplomatik bir “çözüm paradigması” çatışmasına işaret ediyor.

 

Üçüncüsü, Türkiye’nin iki devletli çözüm vizyonu, bugüne kadar geniş uluslararası tanınırlık kazanmış değil. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yalnızca Türkiye tarafından tanınıyor ve bu model, BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla da çelişiyor. Dolayısıyla ABD gibi küresel ağırlığı olan bir aktörün bu kadar net bir şekilde federal çözümden yana pozisyon alması, Ankara’nın tezlerinin karşılık bulma şansını zayıflatıyor.

 

Türkiye’nin Stratejik Açmazı

 

Türkiye’nin Kıbrıs’ta iki devletli çözüm ısrarı, iç politikada milli bir duruş olarak algılansa da, uluslararası zeminde yalnızlığa yol açma riski taşıyor. Özellikle ABD gibi büyük aktörlerin federal çözümde ısrar etmesi, Türkiye’nin tezlerini daha da marjinalleştirebilir. Bu da hem KKTC’nin uluslararası görünürlüğünü azaltır hem de Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki diplomatik manevra alanını daraltır.

 

Ancak bu tabloya rağmen Türkiye’nin geri adım atması da kolay değil. Zira Ankara için Kıbrıs meselesi bir ulusal güvenlik meselesi; Mavi Vatan doktrininden Doğu Akdeniz’deki enerji politikalarına kadar uzanan geniş bir stratejik çerçevenin parçası.

 

Sonuç: Yeni Bir Diploması Diline İhtiyaç Var

 

ABD’nin açıklaması, bir kez daha uluslararası toplumun çözüm perspektifinin Türkiye’nin tezleriyle ne denli örtüşmediğini ortaya koyuyor. Türkiye’nin önünde iki seçenek var: Ya iki devletli çözüm tezini daha ikna edici argümanlarla uluslararası arenaya taşımak ya da mevcut BM parametreleri içinde yeni bir diplomatik dil geliştirerek sürece dahil olmak.

 

Her iki durumda da, “ısrar” politikası yerine “ikna” politikasının daha çok karşılık bulacağı gün gibi ortada

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu