Boş Yapmaya Devam

BM çerçevesinde hedeflenen çözüm modeli, yıllardır müzakere masasında açık ve net biçimde tanımlanmıştır: tek egemenlik, tek uluslararası kimlik ve tek vatandaşlık temelinde; iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon ve bu yapının asli unsuru olarak iki toplumun siyasi eşitliği. Bu ilkeler, yalnızca güncel müzakere metinlerinde değil, geçmişte farklı siyasi görüşleri temsil eden liderlerin de altına imza attığı belgelerde yer almaktadır. Dolayısıyla bu çerçevenin “muğlak” olduğu ya da toplumdan gizlendiği iddiası, belgelerle çelişen bir söylem olmaktan öteye geçmemektedir.
Buna rağmen kamuoyunda sıkça rastlanan, günü kurtarmaya dönük ve içeriği zayıf tartışmalar, ne yazık ki asıl meselelerin üzerini örtmektedir. Siyasetin sorumluluğu, anlık tepkilerle ya da popüler söylemlerle değil, topluma doğruları sakin ve tutarlı bir dille aktarmakla yerine getirilir. Her konuda kesin hükümler veren, fakat bu hükümlerin dayandığı zemini açıklamayan yaklaşımlar; toplumsal aklı beslemekten çok, kafa karışıklığını derinleştirmektedir.
Bir ülkede kalıcı düzen, ancak şeffaflık, hesap verebilirlik ve ortak akıl ile inşa edilebilir. Yönetimde bulunanların görevi, mevcut sorunları inkâr etmek ya da farklı sesleri bastırmak değil; eleştirileri ciddiyetle ele alıp, çözüm ufkunu genişletecek bir dil kurmaktır. Bilgelik, yüksek sesle konuşmakta değil; doğru zamanda, doğru sözle ve toplumun uzun vadeli çıkarlarını gözeterek konuşabilmektedir.
