Derviş Doğan

Altı Kriter Ortak Değerleri İşaret Ediyor

Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye’ye vize serbestisi için kalan altı kriteri tamamlama çağrısını yineledi. Aslında bu çağrı yeni değil; 2016’da başlatılan vize diyaloğundan bu yana 72 kriterin büyük kısmı karşılandı, fakat son altı başlık düğüm olmaya devam ediyor. Sorunun özü teknik mi, yoksa siyasi mi? Bana kalırsa her ikisi de  fakat belirleyici olan siyasi irade.

İlk başlık, terörle mücadele yasasının AB standartları ve insan hakları normlarıyla uyumlu hale getirilmesi. Türkiye’nin güvenlik kaygıları gerçek ve yakıcı. Ancak güvenlik ile özgürlük arasındaki denge, modern demokrasilerin turnusol kâğıdıdır. AB’nin beklentisi, terör tanımının daraltılması ve ifade özgürlüğü alanının genişletilmesi. Ankara ise bunun ulusal güvenliği zayıflatacağı 9görüşünde. Oysa mesele zayıflamak değil; hukuki öngörülebilirliği artırmak.

İkinci kriter, Europol ile operasyonel işbirliği anlaşmasının imzalanması ve uygulanması. Suç artık sınır tanımıyor; siber suçlardan insan kaçakçılığına kadar pek çok başlıkta ortak hareket kaçınılmaz. Türkiye’nin bu işbirliğine mesafeli durması için güçlü bir gerekçe yok. Aksine, etkin veri paylaşımı hem Türkiye’nin hem AB’nin güvenliğini artıracaktır.

Üçüncü başlık, kişisel verilerin korunmasında AB standardı olan General Data Protection Regulation (GDPR) ile tam uyum. Dijital çağda veri, yeni petrol. Ancak bu “petrolün” hukuki güvencesi olmazsa ekonomik ve diplomatik ilişkiler de kırılgan hale gelir. Türkiye’nin veri koruma rejiminde ilerleme var; fakat bağımsız denetim ve istisnaların daraltılması gibi alanlarda reform ihtiyacı sürüyor.

Dördüncü kriter, yolsuzlukla mücadelede Group of States against Corruption (GRECO) tavsiyelerinin uygulanması. Yolsuzlukla mücadele yalnızca AB’nin talebi değil, Türkiye toplumunun da beklentisi. Şeffaflık ve hesap verebilirlik, ekonomik güvenin temelidir. Bu alandaki reformlar, vize serbestisinden bağımsız olarak da ülkenin yararınadır.

Beşinci başlık, tüm AB üyesi ülkelerle adli yardımlaşma ve işbirliği anlaşmalarının tamamlanması. Hukuki işbirliği, karşılıklı güvenin somut göstergesidir. Bu eksiklik teknik gibi görünse de arka planında siyasi gerilimler olduğu sır değil. Diplomasi, tam da bu tür düğümleri çözmek için vardır.

Son olarak, Geri Kabul Anlaşması’nın eksiksiz uygulanması. Türkiye, göç yükünü yıllardır fiilen taşıyor. AB ise mali destek sağlasa da siyasi dayanışma konusunda eleştiriliyor. Bu başlık, taraflar arasında güven krizinin en belirgin olduğu alan. Yük paylaşımı adil olmadıkça, geri kabul mekanizmasının sürdürülebilirliği de tartışmalı kalacaktır.

Özetle, bu altı kriter teknik düzenlemelerden ibaret değil; Türkiye-AB ilişkilerinin genel seyrinin bir yansıması. Vize serbestisi, sembolik olduğu kadar psikolojik bir eşik. Türk vatandaşının Avrupa’ya kısa süreli seyahatinde vize engelinin kalkması, ilişkilerde yeni bir sayfa anlamına gelebilir.

Ancak dürüst olalım: Sorun yalnızca Ankara’nın eksikleri değil. AB tarafında da genişleme yorgunluğu, güvenlik kaygıları ve siyasi çekinceler var. Dolayısıyla mesele bir “kontrol listesi” tamamlamaktan fazlası.

Soru şu: Taraflar bu süreci teknik bir müzakere olarak mı görecek, yoksa stratejik bir yakınlaşma fırsatı olarak mı? Eğer ikinci yol seçilirse, altı kriter aşılmaz değil. Yeter ki karşılıklı güven yeniden tesis edilsin ve reform iradesi net biçimde ortaya konulsun.

Vize serbestisi bir sonuçtur; asıl mesele hukuk devleti, şeffaflık ve işbirliği standartlarında buluşabilmektir. Altı kriter, aslında tek bir başlıkta toplanıyor: Ortak değerler.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu