Derviş Doğan

Statükonun Sınavı mı, Değişimin Eşiği mi?

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti  bir kez daha sandık başına gidiyor. Bu seçim, sadece bir cumhurbaşkanı seçmekten ibaret değil. Aslında bu seçim, çok daha derin, çok daha karmaşık ve tarihsel bağlamı olan bir tercihi içinde barındırıyor: Mevcut statükonun devamı mı, yoksa uluslararası toplumla yeniden bağ kurma arayışı mı?

 

Yıllardır çözülemeyen Kıbrıs sorunu, adanın kuzeyinde yaşayan toplumun kaderini doğrudan belirleyen en temel başlıklardan biri. Her seçim döneminde olduğu gibi, bu kez de adayların pozisyonları büyük ölçüde Kıbrıs meselesine ve uluslararası ilişkilerde izlenecek yola göre şekilleniyor. Fakat bu seçim, önceki dönemlere kıyasla daha belirgin iki çizgi etrafında kutuplaşmış durumda.

 

Bir yanda, mevcut düzenin yani statükonun  devamını savunanlar var. Bu cephede yer alanlar, Kıbrıs sorununun bugünkü haliyle yönetilebilir olduğunu, federatif çözümlerin gerçekçi olmadığını ve KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak yoluna devam etmesi gerektiğini düşünüyor. Onlara göre, uluslararası tanınma arayışı anlamsız; çünkü dünya, Kıbrıs meselesinde siyasi saiklerle hareket ediyor. Bu nedenle, kendi kurumlarını güçlendirmek, Türkiye ile ilişkileri derinleştirmek ve bölgesel işbirlikleri geliştirmek öncelikli hedefler arasında yer almalı.

 

Öte yanda ise değişim isteyenler var. Bu kesim, izolasyonların ve tanınmamanın artık sürdürülemez bir noktaya geldiğini savunuyor. KKTC’nin uluslararası hukukun ve sistemin parçası olması gerektiğini, bunun için de çözüm odaklı bir diplomasi yürütülmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Onlara göre, dünyadan kopuk yaşamak ne ekonomik olarak ne de toplumsal olarak mümkün. Avrupa Birliği ile yeniden temas kurulması, Birleşmiş Milletler parametrelerine dönülmesi ve iki toplumlu, iki bölgeli federal çözüm modelinin tekrar masaya getirilmesi gerektiğine inanıyorlar.

 

Bu ikili ayrım, sadece siyasi elitler arasında değil, halkın içinde de giderek daha fazla hissediliyor. Gençler, özellikle dünya ile daha fazla entegre olmak, eğitim ve iş olanaklarına erişimde izolasyonların kalkmasını istiyor. Diğer yandan, statükonun güven verdiğini düşünenler, mevcut düzenin korunmasından yana.

 

Peki, bu seçimde kazanan kim olacak? Belki de daha doğru soru şu: Bu seçimde neyin kazandığını göreceğiz? Kapanmış kapıların ardında, dünyaya sırtını dayamış bir yalnızlık mı; yoksa risk alarak, yeniden masaya oturmayı göze alan bir açılım mı?

 

Her halükârda, bu seçim sadece bir yöneticinin belirlenmesi değil, bir yönün seçilmesi anlamına geliyor. Ve bu yön, sadece KKTC’nin değil, Kıbrıs’ın tamamının geleceğini doğrudan etkileyecek kadar önemli.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu