Derviş Doğan

Anayasaya Saygı mı, Rencide Olmak mı?

bazen tartışmaların kendisi değil, tartışmayı nasıl kurduğumuz daha çok şey anlatır. Son günlerde “Türk Telekom Onay Yasası” etrafında koparılan gürültü de tam olarak böyle bir tartışmayı işaret ediyor. Özellikle Erhan Arıklı’nın, Cumhurbaşkanı’nın yasayı Anayasa Mahkemesi’ne göndermesini “Türkiye’yi rencide etmek” olarak nitelemesi, meseleyi hukuki bir zeminden alıp duygusal ve siyasi bir zemine taşıma çabası gibi görünüyor.

Oysa ortada son derece basit bir anayasal süreç var. Bir yasanın anayasaya uygunluğu konusunda tereddüt doğarsa, Cumhurbaşkanı’nın bunu Anayasa Mahkemesi’ne götürmesi yalnızca bir hak değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Bu, herhangi bir devleti, hükümeti ya da aktörü hedef almak değil; tam tersine hukuk devletinin gereğini yerine getirmektir.

Şu soruyu sormak gerekiyor: Eğer bir yasayı Anayasa Mahkemesi’ne göndermek “rencide etmek” ise, o yasaya imza atan başbakan rencide olmuyor mu? Yasayı savunan hükümet rencide olmuyor mu? Demokrasi dediğimiz şey, bir ülkenin kurumlarının birbirini dengelemesi değil midir?

Cumhurbaşkanı’nın yaptığı tam da budur: “Karar” vermek yerine, “anayasaya uygunluk görüşü” istemek. Bu tavır, siyasi bir restleşme değil; hukukun sürece dahil edilmesidir. Eğer bir aykırılık varsa düzeltilir, yoksa yoluna devam edilir. Bu kadar basit.

Üstelik Türkiye tarafından gelen açıklamalar da bu süreci dramatize edecek bir durum olmadığını gösteriyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın yaptığı “düzeltilir, yola devam edilir” yönündeki değerlendirme, aslında meselenin teknik bir konu olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Yani ortada diplomatik bir kriz ya da bir “rencide olma” hali yok.

Hal böyleyken, tartışmayı “Türkiye rencide edildi” noktasına taşımak neyi amaçlıyor? Asıl sorun belki de burada yatıyor. Çünkü bu söylem, farkında olarak ya da olmayarak, kendi kurumlarımızın işleyişini küçümseyen bir anlayışı da beraberinde getiriyor.

Bir ülkenin Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi’ne başvurmasını “ayıp” ya da “rencide edici” olarak görmek, aslında o ülkenin demokrasisine duyulan güveni sorgulatır. Oysa güçlü demokrasilerde bu tür başvurular kriz değil, normaldir.

Daha da düşündürücü olan ise bazı siyasetçilerin zaman zaman kendilerini devletin, hatta başka bir ülkenin yerine koyarak konuşmalarıdır. Oysa devletler kişilerin duygularıyla değil, kurumların kurallarıyla yönetilir.

Demokrasi, eleştirel düşünceyi ve denge mekanizmalarını içerir. Bir yasayı Anayasa Mahkemesi’ne göndermek, o yasayı düşmanlaştırmak değil; tam tersine onu daha sağlam bir zemine oturtma çabasıdır.

Belki de mesele gerçekten söylendiği kadar karmaşık değildir. Cumhurbaşkanı, anayasaya uygunluk görüşü istemiştir. Eğer bir sorun varsa düzeltilir, yoksa süreç devam eder.

Geri kalan tartışmalar ise hukuktan çok siyasetle ilgilidir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu