Derviş Doğan

Garantörlük Meselesi

Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı’nın yaptığı son açıklamada dikkat çeken bir ifade vardı:

“Türkiye olarak Kıbrıs Türklerinin güvenliğini tehdit eden hasmane tutumlara karşı Garantörlüğün bize vermiş olduğu yetkileri kullanmaktan çekinmeyeceğiz.”

İlk bakışta sıradan bir diplomatik ifade gibi görülebilir. Ancak aslında bu cümle, Kıbrıs meselesinin en temel hukuki dayanaklarından birine işaret ediyor: Garantörlük sistemi. Ve bu noktada çoğu zaman gözden kaçırılan önemli bir gerçek var.

Türkiye, teknik ve hukuki olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin değil, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörüdür.

Bu ayrıntı, Kıbrıs meselesini anlamak isteyen herkes için kritik önemdedir.

1960 Düzeni ve Garantörlük Sistemi

Kıbrıs’ta bugünkü siyasi ve hukuki çerçeve, 1960 yılında kurulan ile şekillendi. Aynı dönemde imzalanan sonucunda kuruldu.

Bu yeni devletin bağımsızlığını, anayasal düzenini ve iki toplumlu yapısını korumak için üç ülke garantör olarak belirlendi:

Bu ülkeler, Kıbrıs’ın bağımsızlığını ve anayasal düzenini korumayı taahhüt etti. Ancak antlaşmanın en kritik maddesi, garantör devletlere belirli koşullar altında tek taraflı müdahale hakkı tanımasıydı.

Başka bir deyişle; eğer Kıbrıs’ta anayasal düzen ortadan kaldırılırsa veya ada başka bir ülkeye bağlanmaya çalışılırsa, garantör devletler duruma müdahale edebilecekti.

1974 Müdahalesinin Hukuki Dayanağı

1974’te yaşanan gelişmeler bu mekanizmanın nasıl çalıştığını gösteren en önemli örnek oldu.

15 Temmuz 1974’te destekli bir darbe ile  yönetimi başa getirildi ve hedef açıkça Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasıydı. Bu politika olarak biliniyordu.

Türkiye, bu gelişmeyi 1960 Garanti Antlaşması’nın ihlali olarak değerlendirdi ve 20 Temmuz 1974’te başlattı.

Türkiye’nin resmi tezine göre bu operasyon, işgal değil; garantörlük hakkının kullanılmasıydı.

Kritik Nokta: Garantörlük Hangi Devlet İçin?

Burada çoğu zaman gözden kaçan nokta şudur:

Garantörlük sistemi, 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti için tasarlanmıştır.

Yani garantörlük statüsü  KKTC için oluşturulmuş değildir.

KKTC, 1983’te ilan edilen ayrı bir devlettir ve uluslararası toplum tarafından tanınmamaktadır. Ancak Türkiye’nin garantörlük argümanı, Kıbrıs Türk toplumunun güvenliğinin ve siyasi eşitliğinin 1960 düzeninin bir parçası olduğu tezine dayanır.

Dolayısıyla Ankara’nın bakışına göre mesele sadece bir devlet meselesi değil, aynı zamanda kurucu ortaklardan biri olan Kıbrıs Türk halkının haklarının korunması meselesidir.

Bugünkü Tartışma Neden Önemli?

Günümüzde Kıbrıs müzakerelerinde en çok tartışılan başlıklardan biri de garantörlük sistemidir.

garantörlüğün devam etmesi gerektiğini savunuyor.

Lakin Güney Kıbrıs  ise bu sistemin artık kaldırılması gerektiğini öne sürüyor.

Özellikle 2017’de İsviçre’de yapılan görüşmeler  sırasında garantörlük konusu müzakerelerin kilit başlıklarından biri olmuştu.

Sonuç

Türkiye Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasındaki “Garantörlüğün bize vermiş olduğu yetkiler” ifadesi, aslında sadece diplomatik bir cümle değildir. Bu ifade, Kıbrıs meselesinin temelini oluşturan 1960 düzenine doğrudan gönderme yapmaktadır.

Ancak bu noktayı doğru anlamak gerekir:

Türkiye’nin garantörlüğü KKTC’nin değil, 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninin garantörlüğüdür.

Bugün Kıbrıs’ta yaşanan siyasi tartışmaların önemli bir kısmı da tam olarak bu tarihsel ve hukuki mirasın nasıl yorumlanacağı sorusu etrafında dönmektedir.

Kısacası, Kıbrıs meselesini anlamak için önce şu soruya doğru cevap vermek gerekir:

Türkiye neyin garantörüdür?

Cevap basit ama bir o kadar da kritik: 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu