Neyin İstikrarı..

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın, UBP-DP-YDP hükümetiyle yaptığı görüşme sonrası “istikrarın devamını istiyoruz” açıklaması, doğrusu düşündürücüydü. Çünkü “istikrar” kelimesi eğer bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki manzarayı tarif ediyorsa, ortada çok büyük bir kavram karmaşası var demektir.
İstikrar dediğimiz şey; öngörülebilir bir yönetimi, hukukun üstünlüğünü, şeffaflığı, hesap verebilirliği ve kamu kurumlarında liyakatı gerektirir. Peki biz bugün bunların hangisine sahibiz?
Başbakan Ünal Üstel’in en yakınındaki bazı isimlerle ilgili ortaya atılan rüşvet iddiaları, polis soruşturmaları ve mahkeme süreçleri ülkenin gündemini sarsıyor. Hakkında iddialar bulunan kişiler, bizzat atandıkları makamların gücüyle anılıyor. Müsteşarından ihale komisyonu başkanına kadar, devletin tepesinde görev yapan isimlerin adlarının bu tartışmalarla anılması bile tek başına ağır bir sorudur. Arkasından daha kimlerin çıkacağı ise meçhul.
Tüm bunlara ek olarak, Türkiye’den geldiği iddia edilen suç örgütleri, tarikat yapılanmaları ve çeşitli grupların ada üzerinde daha görünür hâle geldiği yönündeki endişeler de giderek büyüyor. Sokaktaki yurttaş bu tabloya baktığında, kendisine sürekli telkin edilen “istikrar” söylemini nasıl ciddiye alabilir?
Bir ada düşünün; küçük, kırılgan, bağımlılık ilişkileri güçlü… Eğer bu ülkenin kurumları yıpranmışsa, siyaseti güvensizleşmişse, hukuk sistemi zayıflıyorsa ve toplumsal huzur bozuluyorsa buna istikrar değil, olsa olsa çürümüşlükte ısrar denir.
Ankara’nın gerçekten istikrar arayışı varsa, bu ancak demokratik değerleri, temiz siyaseti, yolsuzlukla mücadeleyi, şeffaflığı ve halkın iradesine duyulan saygıyı desteklemekle mümkündür. Yoksa bugünkü tabloya “istikrar” demek, hem halkın aklıyla alay etmek hem de mevcut düzenin sorunlarını görmezden gelmek olur.
Bu yağma düzenine daha ne kadar kol kanat gerileceğini bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var:
Halkın gözünde “istikrar”, mevcut gidişatın devamı değil; tam tersine, bu düzenin değişmesidir.
