Sahte Diploma Değil, Utanç Belgesi…

Kıbrıs Türk Sağlık ve Bilim Üniversitesi’nde (KTSBU) patlak veren sahte diploma skandalı, sadece bireysel ahlak sorunlarıyla açıklanamayacak kadar büyük ve sarsıcı bir meseledir. Son olarak Güzelyurt Mahkemesi’nde ortaya çıkan bilgiler, bu skandalın ne kadar derin ve sistematik olduğunu gözler önüne sermiştir.
Dünkü duruşmada, okulun tutuklu ortağı Serdal Gündüz’ün, sahte diploma verdiği kişileri açıklamaya hazırlandığı; bu isimler arasında kamuoyunun yakından tanıdığı UBP milletvekili Emrah Yeşilırmak ve UBP Girne Kadın Kolları Başkanı Fatoş Ünal (Juju) gibi isimlerin de olduğu bilgisi, kamu vicdanında büyük bir sarsıntı yaratmıştır.
Henüz kesinleşmemiş bu iddialar, yargı süreci sonuçlanana kadar masumiyet karinesi çerçevesinde değerlendirilmeli; ancak kamu yararı gereği bu kişilerin şeffaf bir şekilde açıklama yapmaları ve görevlerinden geçici de olsa uzaklaştırılmaları beklenmelidir.
Bu sadece bireysel bir etik sorunu değil.
Sahte diploma;
Gençlerin yıllarca emek vererek aldığı eğitimin hiçe sayılmasıdır.
Liyakat ilkesinin doğrudan çiğnenmesidir.
Eğitim kurumlarına, kamuya, hatta sağlık ve adalet sistemine duyulan güvenin zedelenmesidir.
Bunun sonucu, yalnızca bireylerin değil, tüm toplumun zarar görmesidir.
Oysa olması gereken çok basittir:
Bu skandala adı karışan herkesin; yargı süreci tamamlanana kadar kamusal görevlerinden el çektirilmesi, ilgili kurumların hızlıca iç soruşturma başlatması ve kamuoyunun düzenli olarak bilgilendirilmesidir.
Ancak ne yazık ki, toplum olarak başka bir gerçekle daha yüzleşiyoruz:
Bu tür olayların ardından çıkıp mahcubiyet göstermek yerine, halkın karşısına özgüvenle çıkan; “geleceğe yürüyoruz” diyerek destek isteyen bir siyaset ve bürokrasi kültürü gelişiyor.
Ve bu, en az sahte diploma kadar tehlikelidir.
Toplumun sabrı sınanıyor
Bu ülkede her yıl binlerce genç sabahlara kadar ders çalışarak diploma almaya çalışırken; torpille, bağlantıyla ya da yasa dışı yollarla diplomaya ulaşanların el üstünde tutulması, adalete ve emeğe olan inancı zedeliyor.
Sahte diploma skandalı yalnızca bireyleri değil, sistemi sorgulatmalıdır.
Soru şu: Bu belgelerle kimler hangi pozisyonlara geldi? Bu kişiler nerelerde görev aldı? Aldıkları kararlar hangi kamu zararına yol açtı?
Sessizlik, suç ortaklığıdır
Skandala adı karışanların sessizliği anlaşılabilir. Ancak bu kişileri atayanların, koruyanların, onlara referans olanların da sessiz kalması asla kabul edilemez.
Bu saatten sonra hiçbir açıklama, hiçbir “algı operasyonu” iddiası, halkı tatmin etmeyecektir. Çünkü mesele artık bireysel değil, sistemseldir.
Unutulmamalıdır: Sahte diploma sadece bir belge değildir.
Toplumun emeğine, hukukuna, vicdanına atılmış imzasız bir darbedir.
Ve bu darbeye karşı durmak, sadece gazetecilerin, hukukçuların değil; dürüstçe emek veren her vatandaşın görevidir
