Ya okuduklarını anlamazlar ya da anlamak istemezler …

Evet TMK meşru bir hukuk yoludur ve fakat ağır aksak ilerlemesi onu işlevsiz kılıyor olması belli bir süre sonra bu hukuk yolunun da tükendiğine dair bir görüntü ortaya çıkmasına neden oluyor. Nitekim
AİHM’in resmi internet sitesinde yayınlanan ve Türkiye’yi ceza ödemeye mahkum eden mahkeme kararıyla ilgili basın bildirisinde de şöyle diyor: Genel olarak, Mahkeme, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun mülkiyet iddialarını işleme koymada kaydettiği ilerlemeyi meşru olarak addetti, Ayrıca, tazminat, değişim ve
iade dahil olmak üzere sağlanan çeşitli çözüm yollarını da kaydetti ve devam eden çabaları memnuniyetle karşıladı.
Ancak bu davada Mahkeme,
işlemlerin uzamış olmasının esas olarak TMK’nın pasif yaklaşımından ve
“KKTC” makamlarının belgeleri hazırlama ve dayanak bulma delil bulma konusundaki ertelemesinden kaynaklandığını tespit etti.
TMK, iddiayı incelerken tutarlı, özenli ve yeterince hızlı hareket etmemiştir….Türkiye, Rumların “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nde başlattığı mülkiyet davalarını daha sıkı takip etmelidir! İfadelerine yer verildi kayıtlara geçen açıklamada. En azından benim bütün bu açıklamalardan yaptığım çıkarım bu. Dolayısıyla bazı kesimlerin sanki bu konuda bir zafer kazanılmış gibi açıklamalar yapmaları haliyle absürt kaçtı.
Burada açıklamada gözden kaçırılmaması gereken bir husus da AİHM, Taşınmaz Mal Komisyonu’ndaki 15 yıllık gecikmeyi “hak ihlali” saydı. Komisyon hala iç hukuk yolu olarak tanınıyor ancak statüsü artık ince bir çizgide her an koparılabilir. Velhasıl değerli dostlar AİHM’in kararında net olan tek bir şey varO, o da TMK’nın işlevini aksattığı ve gerektiği gibi çalışmadığıdır. Dolayısıyla gecikmeler kabul edilemez boyutta ve bu böyle devam ederse Komisyon artık geçerli bir hukuk yolu sayılmayacak. Karar, hem Türkiye’yi hem de KKTC makamlarını doğrudan ilgilendiren ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Nitekim TMK’nın akıbeti bu üç aylık süreçte atılacak adımlara bağlıdır. Her ne kadar da “Bayram havası estirdiler ise de TMK’nın geçerliliğini bir kez daha teyit ettiler” şeklinde topluma zafer gibi lanse etseler de bunu bu tehlike çanlarının çaldığı gerçeğini idrak edemeyecek kadar öngörü yoksundurlar. Türkiye AİHS’ni 1954’te onaylamış, Mahkemenin yargı yetkisini de 1990’da kabul etmiştir. Kaldı ki o gün Maraş’la ilgili haklı iddiaların varsaydı, 1990’dan beridir aklın neredeydi? Bu saatten sonra “kullanım kaybı tazminatı” tahtında altından kalkamayacağın anormal tutarda ödeme talebinden kurtulmanın en akıllıca yolu, diplomasinin işletilmesi ve Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulunmasıdır
