Ankara, Ankara, güzel Ankara…

Sizler sabah bu satırları okurken çok büyük olasılıkla Ercan’dan havalanan uçakta Ankara yolcusu olacağım.
Günü birlik bir seyahat olacak.
Gecikme olmazsa 09.00 gibi Ankara’da olacağım, görüşmelerimi tamamladıktan sonra da 23.40 uçağıyla geri dönüş yolculuğum başlayacak.
Bizlerin yolu genellikle İstanbul’a düşer. Ancak çok sayıda Kıbrıslı Türkün, anılarında mutlaka Ankara vardır. Bir dönem Kıbrıslı öğrencilerin, yüksek öğrenim için tercihinde Ankara bir tık daha ağır basıyordu.
***
Ankara’ya ilk gidişim 1972 yazında olmuştu.
Öğretmen Koleji’nin geleneksel Ankara ziyareti için Ankara’ya gitmiştik.
Oraya giderken, hediye verme amaçlı, gümrükten Marlboro, bir karton sigara almıştım. Sigaralar al çantamın en üzerinde görünürdü.
Erkek öğrencileri Cebeci Erkek Öğrenci Yurdunda kalacaktık.
Otobüsle yurdun bahçesine vardık. İnip, yurda yürürken, sarkık bıyıklı birinin, “Ne o lan” dediğini duydum. Kime söyleyip baktığımda,” Sana söylüyorum sana” deyip , ekledi. “Türk sigarası yok mu da Amerikan sigarası alıyorsun?”
Hangi ortama gittiğimizi çok iyi anlamıştım, hızla.
Şunları söylediğimi dün gibi anımsarım… “ Sen benim milliyetçi duygularımı, bir karton Amerikan sigarasıyla mı sorguluyorsun? Ben üç buçuk yıl, bazı arkadaşlarım daha az veya daha çok Kıbrıs’ta Rum’a karşı mücahitlik yaptık. Siz Türkiye’de kardeş kardeşin boğazını sıkıyorsunuz.”
Neticede, daha yurdun kapısından girmeden kararımı verip, Kıbrıslıların öğrenci yurduna gitmiştim.
***
12 Eylül 1980 darbesinin hemen öncesinde de Ankara’daydım.
Eğitim Şurası düzenleme amaçlı, temaslarda bulunmak için KTÖS adına Hasan Kahvecioğlu ile Ankara’ya gitmiştik.
Eylül 1980’nin ilk haftasında Ankara’ya gitmiş, yanılmıyorsam onunda, darbeden iki gün önce geri dönmüştük.
Türkiye’nin başkentinde mahallelere siyasi görüşlere göre bölünüp, kurtarılmış bölge ilan edilmişti adeta.
Birileri bize, Bülbül Deresi Caddesinde, Kıbrıslı bir aileye götürmek için kahve vermişti. Sağ salim gidip, Kızılay’daki otelimize döndükten sonra o bölgenin faşistlerin kontrolünde olduğunu öğrenmiştik.
Hiç unutmam, karanlık çökerken, silah sesleri duyulmaya başlar, caddelerde oto lastikleri yakılırdı.
Otorite, polis ve asker dahil güvenlik güçleri yok gibiydi.
Sanki de yapılacak darbe için şartların “olgunlaşması” bekleniliyordu.
***
Hiç unutmam 8 Eylül 1980 Pazartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde CHP Grup Odasında bazı görüşmelerimiz vardı.
Genelde Türkiye, özelde Ankara fokur fokur kaynıyordu.
O gün CHP Grup Odasında milletvekillerini çaresizlik içinde, fıkra anlatıp, zaman doldurduklarına tanık olmuştum.
Aradan kırk yıl geçti. Unutmuyorum.
***
Günü birlik Ankara seyahatim öncesi aklıma bir market sohbetim geldi.
Market sahibi, müşteri ve ben…
Market sahibi, “Müşterilerin satın alma gücü düzelmezse, bizim satışlarımız düşük olur. Bizim satışlarımız azaldığı zaman, raflardaki ürünler eksilmez, yerinde kalır. Raflardan ürünler, kasaya müşteri tarafından getirilmezse biz yeni sipariş veremeyiz. Biz sipariş veremezsek, tüccar yeni sipariş veremez. Yeni sipariş verilmezse, devletin gümrük gelirleri azalır. Devlet fakirleşir. Bu erken bir zamanda tedavi edilmezse, sıkıntı, kronik krize dönüşür’ demişti..
Orta yaşlı müşterinin şu sözlerini hiç unutmam: “ Elli sene evvel ilkokulda öğrendiğimiz ilk marşlardan biri, ANKARA, ANKARA GÜZEL ANKARA, SENDEN YARDIM İSTER HER DÜŞEN DARA, sözleriyle başlardı. Bize Ankara’dan başka yardım edecek olan yok. Geçenlerde bir yerde, Türkiye ile KKTC’nin alış verişini konuşuyorlardı. Türkiye’ye sattıklarımızdan kat kat fazlasını alıyor muşuz. O nedenle de Türkiye yardım etmeliymiş. ANKARA ANKARA, DUY SESİMİZİ.”




