Ekonomik tsunaminin ayak sesleri…

Bazen savaş, top sesleriyle gelmez, sessiz gelir. Sessiz ama ağır ve yıkıcı.
Bugün dünyanın içinden geçtiği dönem tam da böyledir.
Daha önce de işaret ettim. Kuzey Kıbrıs’ı da Kıbrıs’ı hedef alan füzeler başımızın üzerinden uçmuyor. Sığınaklara koşmuyoruz. Duyduğumuz siren sesleri ambulanslar, itfaiye araçları değil.
Ama buna rağmen dünya ekonomik anlamda adeta bir tsunami tehlikesiyle karşı karşıya.
Gerçek şu ki, bu tsunamiden Kıbrıs’ın kuzeyini soyutlamak mümkün değildir.
***
Günlük hayatın içindeyim. Toplumun tüm kesimleriyle iletişimim var. Bankacılarla, turizm sektöründen isimlerle, yüksek öğretim yatırımcılarla, sanayiciyle, ticaret dünyasıyla, halkla konuşuyorum.
Riskleri görenler çok. Bazı insanlar ise hâlâ aynı cümleyi kuruyor: “Bize bir şey olmaz.” Bu söz bize yabancı değil. Bu söz bizim toplumun geleneksel kaderci refleksidir. Ancak gerçek hayat kadercilikle değil, ekonomiyle çalışır.
Unutmayalım, ekonomi çok sert bir öğretmendir.
***
Bugün dünya ekonomisinde yaşanan gerilimlerin merkezinde enerji var. Petrol var. Doğalgaz var. Bir tek petroldeki dalgalanma bile domino etkisi yaratmaya yeter.
Petrol yükselirse neler olur? Nakliye maliyetleri, üretim maliyetleri, elektrik maliyetleri yükselir.
Sonuç? Sonucu tahmin etmek için ekonomi profesörü olmaya gerek. Bir zamanlar Sarayönü’nde yan çevrilmiş sandalyesine oturup, gelene geçene laf atan Çoronik hayatta olsa da tahmin eder.
Fiyatlar yükselir. Talep düşer. Piyasa daralır. Piyasanın daralması demek ise ekonominin daralması demektir. Ekonomi daraldığında ise zincir halkaları kırılmaya başlar.
Önce küçük işletmeler zorlanır. Sonra orta ölçekli işletmeler. Sonra bankalar risk görmeye başlar. Sonra aileler ekonomik dirençlerini kaybeder.
İşte o noktada ekonomik kriz, sadece rakamların değil, hayatın krizi haline gelir.
***
KKTC maliyesi zaten uzun yıllardır ağır bir yük taşıyor. Cari giderler yüksek. Kamu harcamaları yüksek. Gelirler ise giderleri karşılamaya yetmiyor. Bu tablo yeni değil. 1980’lerden günümüze gelen kötü sistem mirasının sonucudur.
Bugün, en geniş tanımlamayla KKTC Devleti bütün borçlanmalara rağmen mali yükü taşıyabilecek mi?
Şunu bilelim, devlet zorlanırsa kurumlar da zorlanır.
Kurumlar zorlanırsa aileleri aileler zorlanırsa toplum zorlanır. Tam da o noktada insanlar çıkış yolu arar.
Çıkış yolu arayan insanlar, gelir yetmezliği yaşarsa ne yapar?
Ellerindeki değerleri satmaya düşünür. Önce direnir, çaresiz kaldığı noktada, birden fazla evi varsa birini satar. Toprağını da satar. Tam da bu noktada devletin rolü kritik hale gelir.
Çünkü kriz dönemlerinde değerler yok pahasına el değiştirebilir. Bunun adı serbest piyasa değildir. Bunun adı çoğu zaman çaresizliktir. Devlet burada seyirci olamaz.
Devlet gerektiğinde bir memorandum mekanizmasıyla, korucu anlaşmayla, zorda olan insanların mallarının ucuza el değiştirmesini engellemelidir. Çünkü ekonomik kriz sadece rakamları değil, servet dağılımını da değiştirir.
Genel geçer bir doğrudur… Çoğu zaman krizlerin sonunda zengin daha zengin olur, yoksul daha yoksul.
Bu adaletsizliği engellemek devletin görevidir.
***
Peki çözüm nedir? Çözüm tek bir karar değildir. Çözüm bütünlüklü bir yaklaşımdır.
Finans dünyası bu süreçte sadece kendisini düşünemez. Bankalar mevduat sahibini de, kredi borcu olanı da düşünmelidir. Ekonomi daralırken finans sektörü genişleyemez. Genişlerse toplum derin yara alır. Toplum, tüm kesimleriyle derin yara alırsa ekonomi çöker.
Bu süreçte fedakârlık şarttır. Ama önemli olan fedakârlığın adil olmasıdır. Fedakârlık sadece dar gelirlinin, esnafın sırtına yüklenirse toplum bunu taşıyamaz. Fedakârlık ne kadar yaygınsa olursa, fedakarlığa gönüllü katılım o kadar çok olur.
***
Önümüzde iki önemli siyasi takvim sayfası var. Yerel seçimler ve genel seçimler. Seçim dönemleri genellikle popülizmin arttığı dönemlerdir. Ama bugün popülizmle yönetilecek bir dönem değil. Bugün gerçeklerle yüzleşme, gerçekçi, toplumsal düşüncelerle yürüme dönemidir. Siyaset de küçük hesaplardan kurtarılmalı, toplumsal sorumlulukla desteklenmelidir.
Çünkü gerçek çok açık… Dünya ekonomik olarak zor bir döneme giriyor. Ekonomik Tsunami geliyor değil, neredeyse geldi… Bizim de bu fırtınadan etkilenmememiz mümkün değil.
Önemli olan, bu fırtınayı hazırlıksız mı, yoksa akılcı bir yönetimle mi karşılayacağız?
Bir genel geçer doğruyu da paylaşayım… Krizin kendisi değil, krizin nasıl yönetildiği belirleyicidir. Bugün yapılması gereken tam da budur.
Tsunami gelmeden önce, dalgayı görmek, hazırlığı yapmak ve KKTC’yi tüm kurumları ve halkıyla korumak..
Bu satırlar, felaket tellallığı değil, erken uyarıdır.




