Hristodulidis, kurtlar sofrasında konuk olamaz…

Rum tarafının attığı ilk adımlar, çoğu zaman zincirleme karşı hamleleri doğurmuştur. Ve her karşı hamle, adanın kaderini biraz daha değiştirmiştir.
Rum liderliği hiçbir zaman Kıbrıslı Türkleri gerçek anlamda bir siyasi mücadele ortağı olarak görmedi. Onların gözünde Kıbrıs meselesi, iki halkın ortak geleceğini kurma meselesi değildi. ENOSİS idealinin gerçekleşmesi, yani adanın Yunanistan’a bağlanması meselesiydi.
Bu hedef doğrultusunda İngiliz sömürge yönetimine karşı başkaldırdılar. Peki Kıbrıslı Türkler ne yapacaktı?
Kıbrıslı Türkler de İngiliz yönetiminden memnun değillerdi, doğru. Ancak Rumların hedefi adayı Yunanistan’a bağlamaksa, Türklerin Rumlarla birlikte aynı safta yer alması nasıl mümkün olabilirdi?
Tarihin kırılma noktaları oralarda başladı.
1955’te EOKA kurulmasaydı, büyük olasılıkla 1958’de TMT de kurulmazdı. Çünkü TMT’nin doğuşu, Kıbrıslı Türklerin varlık ve güvenlik kaygısının bir sonucuydu. Bir başka ifadeyle, EOKA’nın yarattığı tehdit ortamı TMT’yi doğurdu.
Benzer bir durum 1964’te yaşandı.
8 Ağustos 1964’te Erenköy’e yönelik orantısız Rum saldırıları olmasaydı, Türk uçakları Erenköy semalarında görülür müydü? Büyük ihtimalle hayır. O gün yaşananlar sadece askeri bir müdahale değil, aynı zamanda Kıbrıs’ın geleceğini etkileyen bir dönüm noktasıydı.
***
1974’e gelindiğinde ise tarih adeta hızlandı.
15 Temmuz 1974’te Makarios’a karşı Yunan Cuntası ile EOKA-B’nin ortak darbesi gerçekleşti. Eğer o darbe olmasaydı, 20 Temmuz 1974’te Türkiye’nin Barış Harekâtı gerçekleşir miydi? Hayır.
Üstelik çoğu kişinin unuttuğu bir başka kritik nokta daha var.
Birinci Barış Harekâtı ile ikinci harekât arasında geçen kısa sürede Rum liderliği kantonal çözüm modelini kabul etmiş olsaydı, ikinci harekât yapılmayabilirdi. O durumda ada bugün bildiğimiz anlamda ikiye bölünmezdi.
Tarih bazen tek bir kararın, tek bir tercihin nasıl büyük sonuçlar doğurduğunu Kıbrıs’ta da bize açık şekilde gösterdi.
***
Bugün Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler de bu açıdan dikkatle okunmalıdır.
Son günlerde Yunanistan’ın adaya dört F-16 göndermesi gündemde yer buldu. Bunun ardından Türkiye de altı F-16 gönderdi. Bu tablo, bölgede oluşan askeri dengeyi ve karşılıklı refleksleri açık biçimde gösteriyor.
Doğu Akdeniz artık sadece Kıbrıs’ın meselesi değildir. ABD, Fransa, İsrail, İngiltere ve bölgedeki diğer aktörlerin çıkarlarının kesiştiği büyük bir jeopolitik alan haline gelmiştir.
İşte tam da bu nedenle bugün Hristodulidis’in oturduğu masa sıradan bir masa değildir.
Bu masa, kelimenin tam anlamıyla bir kurtlar sofrasıdır.
Bu sofrada herkesin kendi hesabı vardır. Herkes kendi çıkarının peşindedir. Hiç kimse bir başkasının hayali için masada oturmaz.
Hristodulidis şu an için kendisini bu sofrada bir konuk olarak görüyor olabilir. Ancak kurtlarla aynı sofraya oturanların kaderi çoğu zaman yemeğin sonunda ortaya çıkar.
Konuk mu olduklarını, yoksa menüde mi yer aldıklarını…
***
Hristodulidis’in son günlerde yaptığı açıklamaları uzun uzun yorumlamak istemem. Çünkü dikkatle bakıldığında ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.
Kendiyle aynı fotoğraf karesinde görünenlerin neredeyse tümü onun gibi düşünmüyor.
Bu da bize şunu gösteriyor:
Büyük jeopolitik masalarda fotoğraflar bazen birlik görüntüsü verir. Ama gerçek birlik çoğu zaman o fotoğrafın dışında kalır.
Kurtlar sofrasında en büyük hata, sofrayı dostluk masası sanmaktır.
Tarih bunu defalarca gösterdi.
Ve tarih genellikle aynı hataları yapanlara ikinci kez aynı dersi verir.



