Hukuk, siyasetçinin hareket alanını belirler, keyfini değil…

Kıbrıs Türk halkının siyasal yolculuğunda “hukuk devleti” kavramı, bir süs cümlesi olarak değil, bir ihtiyaç olarak 8 Haziran 1975 Federe Devleti Anayasası’yla hayatımıza girdi. O günden bugüne çok şey değişti. Ama değişmeyen bir gerçek var… Hukuk devleti, sadece yazılı metinlerle ayakta durmaz.
Anayasa… Sadece maddelerden oluşan bir kitapcık değildir. Anayasa bir ruh taşır. O ruh, devletin karakteridir.
Bizim coğrafyada sorun da tam burada başlıyor. Anayasayı okumak kolaydır. Ezberlemek de mümkündür. Ama anlamak, hele hele o ruhu içselleştirmek, zordur. Çünkü anayasanın ruhu, satır aralarında değil, niyetlerde gizlidir. Eğer niyet bulanıksa, en açık hüküm bile tartışmaya açık hale getirilir.
Ne yazık ki, farklı yorumların en hızlı üretildiği yer siyasetin kendisidir. Yasayı yapanlar bile gün gelir kendine göre yorum çıkarmaya çalışır.
***
Siyasetçi, milletvekili ya da bakanlar hukukçu olmak zorunda değildir. Zaten olmamalıdır da.
Temsili demokrasinin güzelliği buradadır. Halk, farklı mesleklerden insanları seçer. Ancak seçilenlerin hukukun özüne saygı duyması bir tercih değil, zorunluluktur.
Çünkü hukuk, siyasetçinin hareket alanını belirler, keyfini değil.
***
Tam da bu yüzden kuvvetler ayrılığı vardır. Bu ayrılığın da en kritik ayağı yargıdır.
KKTC’de yüksek mahkemenin aynı zamanda Anayasa Mahkemesi olması bu anlamda büyük bir sorumluluktur. Çünkü son söz oraya aittir. Neden bu kadar çok “son söz”e ihtiyaç duyuyoruz?
Bir ülkede Anayasa Mahkemesi’ne sık sık başvuruluyorsa, iki önemli göstergeyi işaret eder..
Ya hukuk çok karmaşıktır…Ya da siyaset hukuku zorlamayı alışkanlık haline getirmiştir.
Bu satırların yazarı olarak, ikinci olasılığın daha ağır bastığını düşünüyorum.
Sağlıklı işleyen bir sistemde yasama, yürütme ve günlük yönetim pratikleri zaten anayasanın ruhuna uygun şekillenir. Yargı ise istisnai durumlarda devreye girer. Ama bizde tablo farklı.
Son örnek… Hayat pahalılığı ödeneğiyle ilgili yasal düzenleme.
Mecliste görüşme süreci tamamlanmadan, yasa gücünde kararname çıkarılması, teknik tercih değil, siyasal bir tercihtir.
***
İşte ilk ara sonuç… Ciddi bir tartışmanın kapısını aralanmadan öte açıldı.
Daha önce benzeri görülmemiş bir uygulama ile karşı karşıyayız. Hükümet bir tarafta… Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, muhalefet ve sendikalar diğer tarafta. Aynı uygulamaya bakan farklı gözler, farklı gerçeklikler üretiyor. Peki neden? Çünkü anayasanın ruhu konusunda ortak bir zemin yok.
***
Pazartesi, hükümet yasal düzenlemeyi, yeterli çoğunluğu muhafaza edebilirse Meclisten geçirmeye çalışacak.
Eğer pazartesi Meclis’te tıkanıklık yaşanırsa ne olacak? Yasa gücünde kararname, karşı olanlar tarafından Anayasa Mahkemesi’ne taşınacak. Karar çıkana kadar da kararname yürürlükte kalacak. Bu süreç sorunu çözer mi? Hayır. Sadece sorunu erteler. Hatta daha da derinleştirir.
***
Siyaset, çözüm üretme sorumluluğunu yargıya devrettiği her durumda, kendi meşruiyet alanını daraltır. Yargı ise kaçınılmaz olarak siyasetin üstünde bir güç gibi algılanmaya başlar.
Oysa gerçek bu değildir. Gerçek olan, yargının üstün olmadığı, ama hukukun üstünlüğünü koruduğudur.
***
2026 yılı… Ekonomik olarak zor bir yıl olacak. Bunu artık herkes görüyor. Ama asıl mesele ekonomi değil. Asıl mesele, bu zorluğun siyasal tepkileri nasıl şekillendireceğidir.
Yüksek tansiyon sadece ekonomide değil, siyasette de kendini hissettirecek. Yüksek tansiyon, zayıf bünyeleri zorlar. Bizim siyasal bünyemiz ne kadar güçlü? İşte bu sorunun cevabını tahmin etsek de yaşayarak öğreneceğiz.
Eğer anayasanın ruhu yeniden keşfedilmezse…
Eğer hukuk, siyasetin önünde değil yanında yürütülmezse…
Eğer karar üretme cesareti yargıya havale edilmeye devam ederse, sürüklenen bir siyasetle karşı karşıya kalacağız. Sürüklenen siyaset, yön veremez. Sadece yön bulmaya çalışır.
Oysa bu toplumun ihtiyacı olan, yönünü bilen, hukukla barışık, sorumluluk almaktan kaçmayan bir siyasal irade. Aksi halde, hukuk devleti bir tanım olarak kalıp, hayatın içinde karşılığı olmaz.
***
Bu satırları yazmadan konuşma gereken siyasi yelpazenin her diliminde siyasetçilerle, devlet yapımızda çok önemli görev noktalarından insanlarla konuştum. Yazdıklarım, anlamak isteyenler için toplumsal kazanım amaçlı uyarıdır.



