Hasan Hastürer

Kıbrıs küçük ama riskleri büyük bir adadır…

Kıbrıs… Haritaya bakın…Doğu Akdeniz’in tam ortası. Orta Doğu’ya komşu, enerji yollarının yakınında, askeri dengelerin içinde.

Bu coğrafyada güvenlik hiçbir zaman teorik bir mesele değildir. Güvenlik, hayatın ta kendisidir.

***

   Kıbrıslı Türkler bunu 1963’ten başlayarak  yaşayarak öğrendi. 21 Aralık 1963’te K. Kaymaklı’da küçük bir çocuktum. Çok iyi anımsarım, çatışmalar artınca kendimizi daha güvende hissetmek için karşı komşumuz Kadriye Aba’nın evinin hanay dediğimiz üst katına çıkmıştık. Sığınak diye bir kavramdan bana göre kimsenin haberi yoktu.

   Büyüklerden dinlemiştim. İkinci Dünya Harbinde Alman uçaklarının bombardıman tehlikesine karşı sığınak yerine daha güvenli diye Lefkoşa’dan Lapta bölgesine gidenler olmuş.

***

1963 çatışmalarının sonrasında insanların hayatına bir kavram girdi: Sığınak.

Çok ilkel sığınaklar yapılmıştı. Evlerinde bodrum olanlar daha şanslıydı.

Çocuklar bile sığınakları biliyordu. Çocuklara da “gerekirse buraya ineceğiz” denirdi. Çünkü insanlar biliyordu ki bazen hayat ile ölüm arasındaki mesafe bir merdiven aşağı inmektir.

***

1974’e gelindiğinde sığınak kavramı daha da önem kazandı. Savaşın gerçekliği sığınak ihtiyacını tartışmasız hale getirdi. Ama ilginçtir… Savaşın en sıcak günlerinden sonra sığınak konusu giderek soğudu.

Bir dönem yasa çıktı. Yeni yapılarda sığınak zorunlu oldu. Sığınak için kesintiler yapıldı.

Kağıt üzerinde her şey vardı. Ama pratikte durum farklı oldu hep.

KKTC’de gerçek anlamda sığınak sayısı kaçtır? Kaç bina gerçekten sığınak standartlarına sahip?

Çünkü her bodrum katı sığınak değildir. Sığınak demek yalnızca beton duvar demek değildir.

Sığınak demek, yeterli kapasite, temiz su, tuvalet,  elektrik, havalandırma, acil durum dayanıklılığı demektir. Sığınak, insanın birkaç saat değil, gerekirse günlerce yaşayabileceği güvenli alan demektir.

Geçmişle kıyaslandığı zaman Kuzey Kıbrıs’ın önemli yerleşim yerlerinin büyük bölümünde birçok binanın bodrumu var. Ama çoğu depo,  otopark ya da eşya yığını…

   Bir felaket anında insanların gerçekten kullanabileceği kaç yer var? İşte asıl soru budur.

Kıbrıs yalnızca deprem bölgesi değildir. Kıbrıs aynı zamanda savaş riskleri bakımından jeopolitik bir fay hattının üzerindedir.

Doğu Akdeniz’de gerginlik artıyor. Ortadoğu’da savaşlar bitmiyor. Büyük güçler adanın güneyinde ve etrafında  askeri varlıklarını artırıyor. Bütün bunları görmezden gelmek stratejik körlüktür.

ABD ve İsrail’in birlikte İran’a saldırması ve İran’ın karşılık vermesiyle yaşananlar ne demek istediğim kolay anlaşılmasına destektir. Füzeler ve füzelerin etkisizleştirilmesi adanın neredeyse her köşesinden izleniyor.

***

Sivil savunma, yalnızca deprem çantası hazırlamak değildir. Sivil savunma demek, toplumun her felakete hazırlıklı olması demektir. Bu yüzden yapılması gereken bellidir.

Birinci adım olarak, imar mevzuatı ciddi biçimde gözden geçirilmelidir. Yeni yapılacak binalarda gerçek standartlara sahip sığınaklar zorunlu olmalıdır.

Devamında, devlet yalnız yasa yapmakla yetinmeyeceği bilinmelidir. Yasa çıkarmak kolaydır. Uygulamaktır önemli olan.

Üçüncü ve belki de daha da önemli olan DENETİM.. Laf ola değil, gerçek denetim.

Kağıt üstünde değil, sahada denetim.

Sığınak var mı? Standartlara uygun mu? Gerçekten kullanılabilir mi? Bunların hepsi kontrol edilmelidir.

Çünkü felaket yönetiminin en önemli kuralı FELAKET GELMEDEN HAZIRLIK YAPMAKTIR.

Felaket geldikten sonra yapılan, can ve mal kaybı tespitinden ibarettir.

Yıkılan binaların altında kalan hayatlar geri gelmez. Kaçırılan fırsatların telafisi olmaz.

***

   Devletin görevi yalnızca kriz yönetmek değildir. Devletin görevi krizi gelmeden önlemektir.

Kıbrıs küçük bir ada olabilir. Ama riskleri küçücük değildir.

Sığınak konusu günlük konuşmalar sonrası önemsizleşecek konu olarak algılanmamalıdır. Gündemde, ciddi, planlı ve kararlı bir duyarlılıkla tutulmalıdır.

Çünkü bazen bir ülkenin güvenliği, büyük ordularla değil, doğru hazırlanmış küçük ama önemli düzenlemelerle, operasyonlarla sağlanır. Sığınak alt yapısı, tam da bu niteliktedir.

Yarın geç olabilir. O yüzden, sığınaklarla ilgi yapılması gereken bugün yapılmalıdır.

***

   Önceki gün KIBRIS TV’de Mimarlar Odası Başkanı Onur Olguner’le konuştuğumuz konulardan biri sığınak konusuydu. Onur Olguner’i dinlerken net olarak anladım ki, sığınakların yerinin güvenlik nedeniyle saklanmasından daha önemli olan, yeterli ve nitelikli sığınak sahibi olmadığımızdır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu