Hasan Hastürer

“Lefke’de güzellikler ve çevresel sorunlar iç içe”

Tamer Dayıoğlu, Lefke Çevre ve Ekoloji Derneği Başkanı… Aynı zamanda, hatta öncesinde Lefke sevdalısı.

Çok keyifli, çok verimli bir sohbet yaptık… İçten, samimi bir anlatımı nedeniyle, sözcükler arka arkaya şiir gibi geliyor. En eleştirel yaklaşımları bir pozitif bir aktarım tarzı var.

Daha sohbetin başında Lefke ile bir giriş yapıp şunları söyledi:

“Kuzey Kıbrıs’ın batısında yer alan Lefke, tarih boyunca bereketli toprakları, narenciye bahçeleri, doğal güzellikleri ve kültürel mirasıyla öne çıkan bir bölge oldu. Ancak bugün Lefke, bir yandan turizm potansiyelini büyütmeye çalışırken diğer yandan çevresel sorunlarla mücadele eden bir yerleşim olarak dikkat çekiyor. Lefke’de güzellikler ve çevresel sorunlar iç içe. Bölgenin geleceği, bu alanların dengeli ve sürdürülebilir biçimde yönetilmesine bağlı.”

Sonrasında soru ve yanıtlarla sohbetimiz sürdü.

   HASTÜRER: Lefke ve turizm desem neler söylersiniz?

DAYIOĞLU: Lefke, Kuzey Kıbrıs’ın en bakir ve doğal güzelliklerini koruyabilmiş bölgelerinden biri. Gür yeşil doğası, yürüyüş rotaları, tarihi su kemerleri, Osmanlı ve İngiliz dönemlerinden kalma mimari yapılarıyla kültür ve doğa turizmi için eşsiz bir potansiyel taşıyor. Soli, Gemikonağı ve Yedidalga sahilleri deniz turizmi için önemli bir çekim noktası oluştururken; Vuni Sarayı, Soli Harabeleri, Lefke çarşısı ve tarihi konaklar kültür turizminin temel taşlarını oluşturuyor. Doğa yürüyüşleri, bisiklet rotaları ve agroturizm ise son yıllarda artan ilgi görüyor.

 

   HASTÜRER: Bu potansiyel tam olarak değerlendirilebiliyor mu?

DAYIOĞLU: Lefke’nin turizm potansiyeli hâlâ tam anlamıyla değerlendirilemiyor. Altyapı eksiklikleri, tanıtım yetersizliği ve çevresel sorunlar turizmin gelişimini yavaşlatan başlıca etkenler arasında. Lefke’yi ziyaret eden yabancı turistlerin çoğu bölgeyi tanımıyor; Lefke merkezde turizme uygun restoran sayısı sınırlı. Bölge yılda yalnızca iki kez, festival dönemlerinde yoğun ziyaretçi alıyor. Tanıtım eksikliği nedeniyle Lefke Müzesi bile hak ettiği ilgiyi göremiyor.

Turizmi olumsuz etkileyen ve son yıllarda giderek büyüyen bir diğer sorun ise Lefke ve çevresinde artan başıboş köpek popülasyonu. Sabah ve akşam saatlerinde sürü hâlinde dolaşan köpekler, özellikle yaşlılar, çocuklar ve öğrenciler için ciddi bir güvenlik kaygısı yaratıyor. Yürüyüş yolları, sahil şeritleri ve çarşı bölgesinde karşılaşılan saldırgan davranışlar, turistlerin bölgeyi olumsuz değerlendirmesine yol açıyor.

Sosyal medyada paylaşılan olumsuz deneyimler, Lefke’nin turizm imajını zedeliyor. Belediyenin bu konuda yeterli adım atmaması, sorunun her yıl daha da büyümesine neden oluyor. Turizmin gelişebilmesi için başıboş köpek sorununun bilimsel, insancıl ve sürdürülebilir yöntemlerle çözülmesi artık kaçınılmaz bir ihtiyaç hâline gelmiştir.

   HASTÜRER: Lefke’yi konuşup da portakalı konuşmamak olmaz…

DAYIOĞLU: Lefke, Kıbrıs’ın en verimli topraklarına sahip bölgelerinden biri olarak uzun yıllardır narenciye üretimiyle tanınıyor. Özellikle Lefke portakalı, kendine özgü aroması, yüksek su oranı ve kalitesiyle hem ada içinde hem de dışında bilinen bir marka hâline gelmiş durumda. Narenciye, özellikle portakal sadece bir tarım ürünü değil; Lefke’nin kültürel kimliğinin, ekonomik yapısının ve toplumsal hafızasının ayrılmaz bir parçası.

Narenciye üretimi bölge halkı için önemli bir gelir kaynağı olmayı sürdürüyor. Ancak üreticiler, pazarlama kanallarının yetersizliği, ihracatın sürdürülebilir olmaması ve su kaynaklarına erişimde yaşanan sıkıntılar nedeniyle giderek zorlanıyor. İklim değişikliğinin etkileri, yağış rejiminin değişmesi, su kaynaklarının azalması ve artan sıcaklıklar üreticileri her zamankinden daha fazla endişelendiriyor. Buna ek olarak gübre, ilaç, mazot ve işçilik gibi temel girdilerin fiyatları hızla yükselirken ürünün alım fiyatları aynı oranda artmıyor. Bu durum, üreticinin kazanç elde etmesini neredeyse imkânsız hâle getiriyor.

Birçok üretici artık kâr etmek için değil, “bahçem kurumasın” diye mücadele veriyor. Sulama maliyetlerini karşılayamayan bazı çiftçiler yıllardır emek verdikleri ağaçları sökmek zorunda kalıyor. Bu yalnızca ekonomik bir kayıp değil; aynı zamanda bölgenin tarımsal dokusunun ve kültürel mirasının da zarar görmesi anlamına geliyor.

Bir zamanlar bölgenin sembolü olan portakal bahçeleri, bugün yer yer boşalan araziler ve kuruyan ağaçlarla karşı karşıya.

Tüm zorluklara rağmen Lefke’nin narenciye geleneği hâlâ güçlü bir şekilde ayakta duruyor. Üreticiler, yılların bilgi birikimi ve toprakla kurdukları bağ sayesinde umudunu koruyor. Narenciye, Lefke için geçmişle gelecek arasında köprü kuran bir değer olmayı sürdürüyor.

   HASTÜRER: Belki de sizlerin örgütsel varlık nedeniniz Lefke’deki çevre sorunları… Ne diyeceksiniz?

DAYIOĞLU: Lefke, doğal güzellikleri ve tarımsal zenginliğiyle Kıbrıs’ın en özel bölgelerinden biri olmasına rağmen, yıllardır çözüm bekleyen iki büyük çevresel sorunla mücadele ediyor: CMC’nin bıraktığı ağır metal kirliliği ve kanalizasyon altyapısının yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan fosseptik sorunu. Bu iki mesele, hem bölge halkının yaşam kalitesini hem de Lefke’nin gelecekteki ekonomik potansiyelini doğrudan etkiliyor. Gemikonağı’nda yıllarca faaliyet gösteren Cyprus Mines Corporation (CMC), bölgeye devasa maden atıkları bırakarak çekildi. Bu atık yığınları bugün hâlâ Lefke’nin en büyük çevresel tehdidi olarak karşımızda duruyor. Toprakta ve denizde biriken ağır metaller, yalnızca ekosistemi değil, insan sağlığını da tehdit ediyor. Ağır metallerin yeraltı sularına karışma riski sürüyor; rüzgârla taşınan tozlar özellikle yaz aylarında solunum yolu hastalıkları açısından endişe yaratıyor. Kirlilik, bölgenin turizm ve tarım potansiyelini gölgeleyen bir faktör hâline geliyor. Yıllardır gündeme gelen iyileştirme projeleri ise ya yarım kalıyor ya da kapsamlı bir çözüm sunmuyor.

   HASTÜRER: Başka?

   DAYIOĞLU: CMC’nin yarattığı büyük çevresel yükün yanı sıra Lefke ve çevre köylerdeki kanalizasyon altyapısının yetersizliği de bölgeyi zorlayan bir diğer önemli sorun. Kanalizasyon sisteminin bulunmadığı birçok noktada fosseptik çukurları hâlâ yaygın şekilde kullanılıyor. Bu durum hem çevre hem de halk sağlığı açısından ciddi riskler barındırıyor. Yeraltı sularının kirlenme ihtimali artıyor; yaz aylarında kötü koku ve sivrisinek sorunu yaşamı zorlaştırıyor; turizm bölgelerinde olumsuz bir izlenim oluşuyor. Fosseptik sorunu defalarca gazetelerde gündeme gelmesine rağmen ne hükümet ne de belediye bu konuda somut bir adım atmış değil.

CMC’nin bıraktığı ağır metal kirliliği ve fosseptik altyapı eksikliği, birbirinden bağımsız gibi görünse de aslında aynı noktada birleşiyor: Lefke’nin çevresel sürdürülebilirliği. Her iki sorun da su kaynaklarını, toprak verimliliğini, halk sağlığını ve turizm potansiyelini doğrudan etkiliyor. Bölgenin geleceğini güvence altına almak için bu iki meseleye bütüncül bir yaklaşımla çözüm üretilmesi gerekiyor.

 

   HASTÜRER: Sorunlar belli. Çare için ne dersiniz?

DAYIOĞLU: Lefke’nin sahip olduğu doğal güzellikler, narenciye bahçeleri, tarihi dokular ve turizm potansiyeli; ancak çevresel sorunların çözülmesiyle gerçek değerine kavuşabilir. Turizmdeki altyapı eksiklikleri, başıboş köpek sorunu, narenciye üreticilerinin yaşadığı ekonomik sıkıntılar ve CMC ile fosseptik kaynaklı çevresel tehditler, bölgenin geleceğini doğrudan şekillendiren unsurlardır. Bu nedenle hem yerel yönetimlerin hem merkezi otoritenin hem de sivil toplumun ortak bir vizyonla hareket etmesi büyük önem taşıyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu